ateistlerin iftirasına cevap (Dinime ancak ya iftira atarlar ya yalan yazarlar yada ahmakça yorum yaparlar )
“miras hesabı öyle göründüğü gibi basit değil. Çünkü mutlak oranların olması için tüm olası durumların teker teker belirtilmesi gerekir. Bu da Kuran-ı Kerim'in bir kaç katının hepsini bu olasılıklara ayırmakla mümkün olabilirdi
Kuran-ı Kerim’in en az 3 katı büyüklüğündeki bir kitabın tamamını sadece miras hesabına ayırmakla, ancak mutlak oranlar/sınırlar/hudutlar verilebilirdi. 29788 ihtimali ayrı ayrı belirtmek çok zahmetli, zor, itici ve gereksiz bir girişim olurdu. Matematiksel hatanın olmaması ancak böyle olabilirdi.
Oysa bu kadar ayrıntılara girip insanlara çok güç gelecek olan bu yöntem yerine; mutlak olmayan, yaklaşılması gereken ama aşılmaması gereken, esnek ve pratik oranlar verilmiştir.
Kısacası; Kuran-ı Kerim’de bu, aklın kabul edemeyeceği zorlukta olan mutlak bir hesap yerine, pay sahiplerinin birbirine nispetinin ifade edildiği, esnek olan ve özellikle ilk muhatapların anlayabileceği basitlikte oranlar verilmiştir.
çelişki veya matematiksel hata yok ama niye belirsizlik var?
Çünkü ayetlerin biraz örtük olması sayesinde farklı şartlarda, farklı dönemlerde, farklı kültürlerde ve farklı coğrafyalardaki insanların ihtiyaçlarına göre yorumda bulunmalarına olanak verdiğinden dolayı Kur’an-ı Kerim’in tüm zamanlarla adaptasyonu sağlanmış oluyor da ondan.
Mesela:
Kur’an’da örtünmenin olduğu çok sayıda ayette belirtilmiş(Araf 22, Araf 26, Nur 31, Nur 60, Ahzab 59.). Fakat kesinlikle üst sınırları kesin hatlarla çizilmiş bir üniforma dayatılmamıştır.Fakat üst sınırların olmaması, alt sınırların olmaması anlamına gelmez. Örtünme ayetleri tüm Müslümanlara en azından avret yerlerinin ve süslerinin(bayanlarda göğüs v.b.) örtünmesi gerektiği mesajını açıkça verebilmektedir.
1.Devlet başkanlığı veya devletin yönetim biçimi ile igili; meşverette bulunmak, işin ehli olmak, adaletli olmak v.b. vazgeçilmez temel ilkeler Kuran-ı Kerim'de verilmiş(Şura 38, Ali İmran 159, Maide 8, Mümtehine 8, Nisa 58-59, Bakara 256). Uygulamalar ve ayrıntılar insanlara bırakılmış.
2.Evlenirken evliliğin sembolü olan/kadınlar için güvence denebilecek maddi bir katkı olan mehirin varlığı Kur’ân’da Nisa 4, Nisa 20-21, Nisa 24-25, Bakara 229, Bakara 236-237 ve Kassas 27 ayetlerinde geçmektedir. Fakat kesin sınırlar veya net bir miktar belirtilmemiş. Bu belirsizlik bir eksiklik değil bilakis büyük bir lütuftur. Çünkü bu belirsizlik sayesinde damat adayının mal varlığına göre/içinde bulunulan şartlara göre; mehir için kimi zaman bir yüzük bile yeterli iken kimi zaman da üst düzeyi belirsiz olan çok yüksek meblağlar yeterli görülebilir. Mehirin Kur’an’da hiç geçmemesi halinde evlilikte; mehirin verdiği sembolik manalar olan sevgi, evlenme isteği, kadına güvence verme v.b. yönlerden eksiklikler olabilecekti. Fakat kesin miktarlar belirlenseydi, insanlar arasında sosyo-ekonomik açıdan büyük uçurumlar olduğundan Kur’ân’ın tüm farklı koşullarda gerçekleşecek evlilikleri tatmin etmekten uzak hükümler içermesine sebebiyet verebilirdi.
3.Zekât Kur’an’da çok önemsenen ibadetlerdendir(Bakara 43,Araf 156, Tevbe 60, Bakara 273 v.d.). Fakat 1/10, 1/40 gibi oranlar verilmeyerek insanların ihtiyaç durumlarına göre esnek bir infakta bulunmalarına olanak verebilmektedir. Böylece bir Müslüman bolluk zamanlarında daha az(1/100, 1/1000 v.b.), olağanüstü şartlarda daha çok (1/10, 1/2 v.b.) harcayarak zekât emrini yerine getirmiş olur. Hz Peygamberin sav kendi dönemindeki iktisadi ve sosyal şartları dikkate alıp 1/10, 1/40 oranlarını uygulaması; farklı iktisadi ve sosyal şartlara sahip Müslümanların kıyamete kadar hep aynı oranlara başvurması zorunluluğu olduğunu savunmak Kur’an’ın ruhuna ve adalet duygusuna aykırı olacaktır.
Ayette sabit oranlar yok
Kuran’da bu oranların “sabit” ya da “mutlak” olmadığına dair delil hemen bu ayetlerin devamında mevcut… Surenin 13 ve 14. ayetleri aynen şöyle:
Nisa / 13-14
İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır. Kim de Allah’a ve onun resulüne isyan eder, Allah’ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.
“İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır” şeklinde çevrilen ifadenin Arapçası “Tilke hududu(A)llah”. Yani çeviride bir hata/kasıt yok. Hudut kelimesi Türkçe’ye de geçmiş bir kelimedir. Sınır kelimesinin ise ne anlama geldiği herkesçe malum. “Aşılmaması gereken bir nokta, bir çit, bir değer”… Yani bu oranlar sadece birer sınır ve asıl olan bu “sınır” değerlerini aşmadan onlara yaklaşmak… Dolayısıyla bu oranların “mutlak” olduğunu iddia etmenin hiçbir temeli yok…
Bu “sınır” olgusunun bu şekilde ifade edilmesinin de bazı sebepleri var: Örneğin 2’den fazla kadın ise 2/3 olarak verilen oran, “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” olarak verilebilir ve böylece bunun bir üst limit olduğu açıkça ortaya konabilirdi. Ancak bu durumda neler olacağını tahmin etmek güç değil. Bu tarz bir ifadeden istifade eden birileri mirasçı 3 kıza 2/3 oranında pay vermek yerine 1/10 ya da belki hiç pay vermeyebilirdi. Dolayısıyla Nisa/11 ve 12’de “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” tarzında ifadelerin kullanılmaması anlamlıdır.
O halde asıl olan bu oranlara mümkün olduğunca uymaya ve yaklaşmaya (!) çalışmaktır. Ancak sonuçta bunlar bir “sınırdır”. Yani mutlak oranlar değildir. Matematikteki limit kavramının buna çok benzer olduğunu bilenler bilirler. Bilmeyenler bilenlerden sorsun öğrensin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder