21 Temmuz 2017 Cuma

Miras

"İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır" şeklinde çevrilen ifadenin Arapçası "Tilke hududu(A)llah". Yani çeviride bir hata/kasıt yok. Hudut kelimesi Türkçe'ye de geçmiş bir kelime olduğu için biliyorum yoksa arapçam yok okuyucu kardeşim. Sınır kelimesinin ise ne anlama geldiği herkesçe malum. “Aşılmaması gereken bir nokta, bir çit, bir değer”. Yani bu oranlar sadece birer sınır ve asıl olan bu “sınır” değerlerini aşmadan onlara yaklaşmak. Dolayısıyla bu oranların “mutlak” olduğunu iddia etmek mantıksız. Sınır değil emirleridir derdi yoksa.

Bu “sınır” olgusunun bu şekilde ifade edilmesinin de bazı sebepleri var: Örneğin 2’den fazla kadın ise 2/3 olarak verilen oran, “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” olarak verilebilir ve böylece bunun bir üst limit olduğu açıkça ortaya konabilirdi. Ancak bu durumda neler olacağını tahmin etmek güç değil. Bu tarz bir ifadeden istifade eden birileri mirasçı 3 kıza 2/3 oranında pay vermek yerine 1/10 ya da belki hiç pay vermeyebilirdi. Dolayısıyla Nisa/11 ve 12’de “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” tarzında ifadelerin kullanılmaması anlamlıdır. Günümüz insanı düşünülürse bu acaip kötüye kullanılabilirdi.

O halde asıl olan bu oranlara mümkün olduğunca uymaya ve eğer uyulamıyorsa da yaklaşmaya çalışmaktır. Ancak sonuçta bunlar bir “sınırdır”. Yani mutlak oranlar değildir. Matematikteki limit kavramının buna çok benzer olduğunu bilenler bilirler. Bilmeyenler bilenlerden sorsun öğrensin her şeyi de ben anlatmam ki okuyucu kardeşim. Ama limit ulaşılmaya çalışılan sayı diyebiliriz çok basitçe.
Bu “sınır” kavramına başka ayetlerde de rastlıyoruz. Örneğin oruçla ilgili bir ayet olan Bakara/187’de de bazı sınırlar konuyor:






Mesela pay sahipleri mirasın tamamını mutlak oranlarla olacak şekilde alsaydılar, Nisa-8’de kendilerine mirastan bir miktar verilmek üzere yakın olmayan akrabaya, yetimlere ve fakirlere hiçbir şey kalamayacağından; ayette istenilen gerçekleştirilmemiş olurdu. Çünkü %100’ü zaten dağıtılmış olurdu. Bence Reddiyye noktasında arta kalanın bu şekilde dağıtılması daha mantıklıdır.

Sonuç olarak; eğer Kur’an-ı Kerim’deki hesapta verilen oranların mutlak olmadığı anlaşılırsa, matematiksel hatanın da olmadığı ispatlanmış olur.