28 Ocak 2016 Perşembe

Kadının Aklı ve Dini Yarım mı?

"Allah Resülü Ramazan veya Kurban Bayramında musallaya gitmek üzere yola çıktığında kadınlara rastladı ve şöyle dedi: " Ey kadınlar topluluğu sadaka veriniz, zira cehennem ehlinin çoğunluğunu sizlerin oluşturduğunu gördüm. Kadınlar neden ya Resullullah diye sorduğunda Allah Resulü "Çünkü kadınlar çok lanet ettiler ve kocalarına karşı da nankör oldular, cevabını vermiş ve devamla sizinn kadar eksik akıllı ve eksik dinli birinin akıllı ve dini sağlam bir kimsenin aklını çelebildiğini görmedim" demiştir.

Kadınlar: "Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir ya Resullullah" diye sorduğunda Allah Resulu : "İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesi kadının aklının noksanlığı, hayızlı olduğu zaman namaz kılmaması ve oruç tutmaması da dininin noksanlığıdır, cevabını vermiştir."

İbn-i Hazm, kadının eksikliği ile ilgili hadisten, kadının faziletinin eksikliği gibi bir mana çıkarılamıyacağını söylemektedir. Peygamberimizin dokunduğu iki nokta dışında akılk ve din noksanlığından bahsetmenin mümkün olmadığını belirtmektedir.

Saidi, hadisten kadının aklının ve dinin eksik olduğu şeklinde bir mana çıkarılamıyacağını söylerken hadisin tamamının değil sadece "kadının aklı ve dini noksandır" kısmının dikkate alınmasından kaynaklandığını söylemektedir. "Kadının aklı ve dini noksandır." ifadesinde gerçek anlamada bir akıl ve din noksanlığı kastedilse idi kadının malları üzerinde tasarruf hakkına sahip olmaması, bu haklardan yararlanabilmesi için de eşinin ve velisinin izin vermesi şartının aranmasıo gerekirdii İslam hukukunda, kadın olmanın tasarruflarda bulunmayı engelleyen bir sebep olamayacağını belirterek İslam'ın kadına her türlü tasarruf ve mülk edinme ehliyetini verdiğini ayrıca tarihi geçeklerin de kadına akli bir eksiklik atfedilmesine mani olduğunu söylemektedir.

Mutevelli ise, akla uygun olmaması, Kur'an-ın açık hükümlerine ve tarihi geçeklere ters düşmesi sebebiyle bu hadisin mevzu olduğunu söylemektedir.

Bu eksiklik keyfiyet bakımından değil, kemmiyet bakımındandır. Kadın belirli zaman içinde namaz kılmamakla, ayni zamanda başka bir farzı yerine getirmektedir. Çünkü bu günler içinde kadının söz konusu ibadetleri yapmaması farz, yapması ise haramdır. Kadın namaz kılmazken de Allah'ın emrine uymakta ve sevabını almaktadır.

Kadının zeka ve idrak açısından eksik olduğu anlayışına karşı çıkan Kasım emin, böyle bir anlayışın ortaya çıkmasını, değişik asırlarda kadının ilmi ile meşguliyetinin az olması ve akli melekelerini geliştirecek faaliyette bulunmamasına bağlamaktadır. Farklılık yaratılıştan olmayıp, tecrübelerin azlığı ve çokluğundan kaynaklanmaktadır.

Hz.Aişe'nin ilmi sahada gösterdiği başarı ancak akli yeterliliğine sahip bir kişinin gösterebileceği bir başarıdır. Sahabeden en büyük fakihler bile, fıkhı meselelerde "Hz.Aişe'ye danışıyordu. Urve'nin Hz.aişe hakkında; Hz.Aişe'nin şiir bilgisine hayret etmiyorum, çünkü Ebu Bekir'in kızıdır. Fıkıh konusundaki ilmine de hayret etmiyorum, çünkü Hz.Peygamber'in zevcesi idi. Fakat tıp konusunda ki bilgisi beni hayrete düşürüyor." dediği nakledilmektedir.

İslam toplumunda kadınlar sadece Hz.Peygamber konusunda değil, bütün devirlerde önemli roller üstlenmiştir, hatta erkeklere hocalık yapacak seviyeye ulaşmışlardır.
Hz. Ömer halifeliği esnasında kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz. Ömer kızı Hafsa'ya kadınların kocalarından ne kadar sure ayrı kalmaya sabredeceklerini sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak bu süreyi dört ay olarak belirtmiştir.

Açıklanan bu örneklerin kadın için aklı ve dini açıdan herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığını açıkça göstermektedir. Kadının aklının eksik olduğu kabul edilirse, yükümlülük için aklının sihhatinin şart olduğunu, akli yöndeneksik olan bir varlığın herhangi bir dini sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Halbuki kadın ve erkek her müslümanın Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak konusunda aynı derece yükümlü oldukları Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir.
Rauf Pehlivan

24 Ocak 2016 Pazar

Peygamber üzerinden mahremiyete saygı mesajı vermek

Bilindiği gibi müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek insan olarak görmektedirler. Kuran'da ise onun hayatının Kur'an olduğu anlaşılmaktadır. Allah bu ayet ile mahremiyete saygı duyulması gerektiği 
"Evrensel" mesajını ve örnek bir toplumsal ilişki modelini belirtmektedir. Bilindiği ve daha önce de izah edildiği gibi "metin" evrensel olamaz, "mesaj" evrensel olabilir. Burada da "Muhammed'in evi" metin olarak evrensel olmayıp "verilen mahremiyete saygı" mesajı tamamen "evrensel bir mesaj"dır. 

D- RECİM CEZASININ KALDIRILIŞI 
Nisa Suresindeki âyetlerle recm, yani taşlayarak öldürme cezası, kadınlar için ev hapsine çevrilmiş ayrıca kadın ve erkeğe, kendilerini düzeltinceye kadar eziyet edilmesi, hükme bağlanmıştır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:
وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِنْكُمْ فَإِنْ شَهِدُوا فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّى يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا. وَاللَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَآَذُوهُمَا فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا.
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse onları evlere kapatın. Bu, ölüm canlarını alıncaya, ya da Allah onlara bir yol açıncaya kadar böyle gitsin.
İçinizden bu suçu işleyen çiftlere eziyet edin. Eğer tevbe edip kendilerini düzeltecek olurlarsa bırakın. Allah tevbeleri kabul eder, ikramı boldur.” (Nisa 4/15-16)
Bu âyetler hem Tevrat’taki recm, yani taşlanarak öldürme cezasını kaldırmış, hem de bekârlara verilen 100 değnek ve sürgün cezasını hafifletmiştir. Bakire bir kadının bir yıl sürgünde kalması, yeni bir âyetle önünün açılmasına kadar evinde kalmasından zordur. Burada evli - bekâr ayrımı da yapılmamıştır.
Birinci âyette geçen, “...Allah onlara bir yol açıncaya kadar...” ifadesi, cezanın daha da hafifletileceğini gösterir. Hafifletme Nur Suresinin ikinci âyetiyle olmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ.
“Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve o son güne inanıyorsanız, Allah’ın verdiği cezayı yerine getirirken onlara karşı yumuşamayın. İnananlardan bir takım da onlara yapılan azabı gözleriyle görsün.” (Nur 24/2)
Bu âyet, kadın-erkek, evli-bekâr ayırımı yapmadan zina cezasını 100 değnek olarak hükme bağlamıştır. Bu ceza, Nisa suresinde geçen, ölünceye kadar ev hapsinden ve kendini düzelttiği kanaati doğuncaya kadar eziyet görmekten hafiftir.
Kur’ân, Tevrat’ta yer alan, Peygamberimizin de bir süre uyguladığı zina ile ilgili hükümleri neshetmiştir. Peygamberimizin önceki uygulamalarına bakarak Nur Suresinin, bekârlara verilecek cezayı düzenlediği, Kur’ân’da evlilerle ilgili hüküm olmadığı, onlara recm cezası gerektiği kanaatine varanlar olmuştur. Halbuki üç âyette, evlilere verilecek cezanın da 100 değnek olması gerektiği açıkça gösterilmiştir.

17 Ocak 2016 Pazar

Sponsorlu bağlantılar
  1. Kayıtsız Üye

    İslamda dinden dönen (mürted) neden öldürülür?
  2. Hanzala


    İslamda dinden dönen (mürted) neden öldürülür?

    Hadisler de şöyle buyurulur: "Kim dininden dönerse, onu öldürün" (Buhârî, Cihad, 148; İ'tisâm, 28) İrtidad edenin öldürüleceğine dair hüküm Hanefîler'e göre, yalnız erkekleri kapsamına alır. İrtidad edene, İslâm dini arzedilerek tövbe etmesi istenir. Bu müstehaptır. Kendisine daha önce İslâm daveti ulaştığı için, bu çağrı farz değildir. O, yeniden İslâm'a dönerse problem bitmiş olur. Eğer küfürde ısrar eder, devlet başkanı tövbe ümidi görürse veya mürted, süre istemiş bulunursa; kendisine üç gün süre verilir. Eğer devlet başkanı tövbe ümidi görmez ve mürted de bir süre talebinde bulunmamış olursa, derhal öldürülür. Bu konuya delil olarak Hz. Ömer'in uygulaması gösterilir. İslâm ordusunda irtidad edip, derhal öldürülen bir adamın durumu Hz. Ömer'e haber verilince şöyle demiştir: "Onu bir yerde üç gün hapsetmeniz her gün bir ekmek vermeniz ve tövbeye davet etmeniz gerekmez miydi? Umulur ki o, tövbe eder ve Allah'a dönerdi. Ey Allah'ım! Ben bu olayda hazır bulunmadım. Emir vermedim. Haber bana ulaştığı zaman rıza da göstermedim" (el-Kâsânı, Bedâyîu's-Sanâyi Beyrut 1402/1982, VII, 134, 135).
    Dinden dönen kadının öldürülmesi caiz değildir. Fakat o yeniden İslâm'a girmeye zorlanır. Zorlama şöyle olur: Hapsedilir ve her gün çıkarılarak tövbe etmesi istenir. İslâm'a dönerse serbest bırakılır. Aksi halde ölünceye kadar hapiste kalır. Öldürülmeme konusunda delil şu hadistir: "Kadın ve çocukları öldürmeyin" (Ebfi Dâvud, Cihâd, 90)İmam Şâfiî'ye göre, mürted kadın da erkek gibi öldürülür. Delil: "Dinini değiştiren kimseyi öldürünüz" (Buhâri, Cihâd, 149; İ'tisam, 28)

    bizim kanaatimizce peygamberimizin “dinden döneni öldürün” demesindeki maksat inancını değiştireni değil de,dininden dönüp milli birliğe isyan edeni öldürün manasındadır.çünkü hem akla mantığa, kuran a ve islamın genel hükümlerine uyan budur hem de eldeki deliller bunu göstermektedir.

    1-kuranda islamdan dönene dünyada yaptırım yok, inanç Allah a ve ahirete kalmış;
    Dinde inançta zorlama yoktur.çünkü zorlamak insanın iradesini yok eder insan gönülden inanmayınca gerçekten iman etmiş olmaz.zaten inanç konusunda insanları zorlayacak biri olsaydı o Allah olurdu.ama Allah zorla itaat değil gönülden itaat ve sevgi istemiştir, o nedenle inanç konusunda insanları özgür bırakmıştır.

    (Yûnus, 10/99) "Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı, o halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?"

    (Bakara, 2/256)."Dinde zorlama yoktur. Artık hak batıldan seçilip belli olmuştur. Kim tağutu inkâr edip Allah'a iman ederse, şüphesiz ki o, kopmayan sağlam bir kulpa sarılmıştır Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir"

    kaf-45 –Biz onların aykırı iddialarını pek iyi biliyoruz, ama sen onları kuvvet kullanarak imana getirecek bir zorba değilsin. Sen sadece uyaran bir elçisin.Senin yapacağın iş, sadece tehdidimden endişe edecek kimseleri Kur’ân ile irşad etmektir.

    Gasiye-21 – İşte böyle... Sen insanları irşada devam et. Zaten senin görevin sadece irşad edip düşündürmektir.22 – Yoksa sen kimseyi zorlayacak değilsin.

    İman sahibi olduktan sonra İslâm'ı terkedenlerin ahirette karşılaşacakları tehlikeleri haber veren pek çok âyet vardır:

    (el-Bakara, 2/217) "Sizden, kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların dünya ve ahirette amelleri boşa gitmiştir. İşte cehennemlikler onlardır Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır"

    (Âlu İmrân, 3/86-91)"İman ettikten, Peygamber'in hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir kavmi, Allah nasıl hidâyete erdirir? Allah zalim kavmi hidayete erdirmez İste bunların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır O lânet içinde ebedî olarak kalacaklardır Onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine rahmet nazarıyla bakılmaz Ancak bundan sonra tevbe edip ıslâh olanlar müstesnadır. Çünkü Allah, "Gafûr'dur, Rahîm'dir" Çok affedici ve çok merhametlidir Şüphesiz ki iman ettikten sonra inkâr eden sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir Onlar için can yakıcı bir azap vardır Onların bir yardımcıları da yoktur"

    (Alu İmrân, 3/106)."O gün nice yüzler ağarır, nice yüzler kararır. O zaman yüzleri kara olanlara; mümin olduktan sonra dinden çıktınız ha! O halde inkâr ettiğinizden dolayı tadın azabı, denir"

    (en-Nisâ, 4/1 37)."Doğrusu inanıp, sonra küfredenler, sonra inanıp tekrar küfredenler, sonra da küfürleri artmış olanları Allah bağışlamayacaktır. Onları doğru yola da eriştirmeyecektir"

    (en-Nisâ, 4/115)."Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelir, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası"

    (el-Mâide, 5/54)."Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah onların yerine, kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve şerefli olan, Allah yolunda cihat eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte bu, Allah'ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir. Her şeyi çok iyi bilendir"

    (en-Nahl, 16/106)."Kalbi imanla dolu olduğu halde, inkâra zorlanan hâriç, kim iman ettikten sonra, Allah'ı inkâr eder, kalbini inkâra açık tutarsa, Allah'ın gazabı onların üzerindedir. Bunlara büyük bir azap da vardır"

    nisa-137- İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.

    *neticede islamdan çıkanlarla ilgili yaptırımlar Allah ın öbür dünya için uygulayacağı hükümlerdir,zaten dinde zorlama yoktur,islam zorla yayılmadı ,bir düşünceyi zorla benimsetemezsiniz, inancın gönül rızasıyla benimsenmesi lazımdır.Allah kendisini göstermeyerek ve insanlara irade özelliği vererek(zorla değil) gönülden kendisine inanılmasını istemiştir.
    Eğer Müslümanlar dinden dönene bu öldürme psikolojik ya da fiziksel işkence etme hükmünü
    uygularlarsa bakara-191 ayetine tamamen zıt davranmış olurlar.

    Bakara-191-…Dinden döndürmek için işkence yapmak, adam öldürmekten beterdir….

    2-efendimizin mürted diye öldürdükleri isyancıydı,düşmandı,vatan hainiydi. Çünkü ülkede din birliği mevcuttu, dine isyan devlete isyan demekti.
    Peygamberimizin kurduğu ve ardından gelenlerin devam ettirdiği devlet din birliği esasına, dini yönetime dayanıyordu.bugünkü gibi ırk birliğine bağlı devlet değildi,zaten olması gereken de oydu.hayvanlar gibi dış benzerliğe (kaş,göz renk benzerliğine) dayalı birliktelik değil, din benzerliğine; yani duygu ve düşünce birliği olması devlet için daha elzemdir.bu ayrı mesele.
    Dini birliğini esas alan bir devlette “ben mürtedim” diye çıkış yapmak düpedüz isyan etmek demektir,bu durum duygu düşünce birliğini bozup zedeleyecek bir durumdur.ülke ve vatandaşların menfaatini tehlikeye atar.nitekim o dönemde yaşanan hadiselerde bunu desteklemektedir.
    Peygamberimizin ve 4 halifenin icraatleri;

    *Peygamber efendimiz mekkenin fethi günü islama düşman olan kimseye dokunmamış,sadece Abdullah İbnü Sa’d ın öldürülmesini emretmiştir.çünkü Abdullah İbnü Sa’d Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’e (vahiy) yazıyordu.fakat Sonra islamdan döndü ve kâfirlere katıldı.yani İslam davasına ihanet etti.mekkenin fethi günü Abdullah İbnü Sa’d hz.osman ın yanına sığındı,hz.osman da O’nu getirip hz.Nebînin huzûrunda durdurdu ve “yâ Resûlallâh!.. Abdullâh ile beyatleş”, dedi. Bunun üzerine (Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem) başını kaldırıp ona üç kere baktı. Her defasında (bey’atleşmekten) geri durdu ve üçüncü def’asından sonra O’nunla bey’atleşti. Sonra da Ashâbına dönerek şöyle dedi: Aranızda elimi onunla bey’at etmekten geri çektiğimi gördüğünde buna kalkıp onu öldürecek reşîd bir adam yok muydu? (Yâ Resulellâh!..) senin içinde ne düşündüğünü bilmiyoruz, gözünle bize işâret etseydin ya, dediler. (O da) bir Nebiye hâin gözlü olmak yaraşmaz, buyurdu.)

    * Hz. Peygamber, Ümmü Mervan; Hz. Ebubekir de Ümmü Firka adlı mürted kadınları öldürtmüşlerdir. "Öldürülen mürted kadınlar müslümanlarla savaşmakta idiler. Bunlardan Ümmü Mervan savaşıyor ve başkalarını da savaşmaya teşvik ediyordu. Sözü dinlenen biri idi. Ümmü Firka ise otuz çocuk sahibi idi. Bunları müslümanlara karşı savaşa teşvik ediyordu. Dolayısıyla öldürülmesi, diğer savaşanların gücünü kırmaktaydı."bunlar görüldüğü gibi terörist ve isyancıydılar.nitekim isyancılar bütün ülkelerde idamla yargılanır.

    *Hz. Peygamber'in vefatından sonra, Hz. Ebû Bekir'in halîfeliğinin ilk günlerinde dinden dönme olayları görüldü. Ebû Bekr (r.a)'in onlara savaş açarak kararlı tutumuyla İslâm'ın bütünlüğü korunmuş oldu. Ebû Hureyre'den şöyle dediği nakledilmiştir: Resulullah vefat edip de ondan sonra Ebû Bekir halife seçildiği ve araplardan bazıları dinden döndüğü zaman Hz. Ömer, Ebû Bekir'e şöyle dedi: Allah Resulu; "İnsanlar, Allah'tan başka ilâh yoktur, deyinceye kadar onlarla savaşmakla(çalışmakla,anlatıp uğraşmakla) emrolundum. Kim, Allah'tan başka ilâh yoktur, derse, malını ve canını benden korumuş olur. Ancak İslâm'ın hakkı müstesnadır. Onun asıl hesabı ise Allah'a kalmıştır" buyurduğu halde, nasıl olur da sen insanlarla savaşırsın? Ebû Bekir şöyle cevap verdi: Allah'a yemin ederim ki namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşacağım. Çünkü zekât malî bir haktır. Allah'a yemin ederim ki, Resulullah'a vermiş oldukları bir deve yularını bile bana vermezlerse, onlarla savaşırım" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki, Azîz ve Celîl olan Allah Ebû Bekir'in gönlünü savaş için genişletmiş ve yine anladım ki, onun görüşü doğrudur" .Hz. Ebû Bekir'in zekât vermeyenlerle savaşa karar vermesinin delili, Hz. Peygamber'in şu uygulamasıdır. Allah Resulu, Eşca' kabilesinden birisinin zekâtını alması için bir memur göndermiş, vermeyince, ikinci defa göndermiş, üçüncüde yine vermezse boynunu vurmasını söylemiştir. Namazla zekâtı birbirinden ayıranlar: Bunlar namazın farz olduğunu kabul ediyor, fakat zekâtı tanımıyorlardı. İçlerinde kabile reisinden korkarak zekât vermeyenler de vardı. Meselâ; Benû Yerbu' kabilesi kendi arasında zekâtı toplamış, Hz. Ebû Bekir'e göndermek üzere iken Mâlik b. Nuveyre bunu duymuş ve toplanan zekâta el koyarak kabileye dağıtmıştır. Bazıları da; "onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin bir zekât al" (er-Tevbe, 9/103) ayetini yalnız Hz. Peygamber'le ilgili görüyor ve zekât vermek istemiyordu.

    Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde “ridde savaşları” diye bilinen savaşlar, hele zekât gibi o dönemde devlete verilen bir vergiye itiraz edenlere karşı uygulandığı göz önüne alınınca, bunların isyankâr oldukları, meşrû İslâm devletine karşı ayaklandığı, savaşçı konumunda oldukları ve bunun cezası olarak kendileriyle savaşıldığı değerlendirilmelidir. Hz. Ebû Bekr'in mürtedlere ve zekât vermeyenlere karşı savaş açması, tamamen devletin düzenini yıkma girişimlerine karşı verilmiş bir savaştır. 
    *Museylimetü'l-Kezzâb ile el-Esvedü'l Ansî'ye uyanlar. Ebû Bekir (r.a) bu yalancı peygamberlerle savaşmış, Müseylime'yi Yemâme'de, el-Ansî'yi ise San'a'da öldürtmüştür. Onlara uyanların çoğu da öldürülmüş, kalanlar ise kaçmış ve dağılmıştır.bunlarda görüldüğü gibi bütünlüğe zarar veren isyancı gruplardı ve idamları hak idi. 

    Hadisler de şöyle buyurulur: "Kim dininden dönerse, onu öldürün" (Buhârî, Cihad, 148; İ'tisâm, 28)
    Abdullah ibnu Mes'ud'un rivayet ettiği bir hadis şöyledir:"Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah'ın Resülü olduğuma şehadet eden müslüman bir kimsenin kanı şu üç sebepten başka bir sebeple helal olmaz: `Muhsan' olan kimsenin zina etmesi, cana karşılık (kısasen) olmaksızın adam öldürmek ve dini terk etmek, İslam toplumundan ayrılmak."
    Hz. Aişe ise aynı konuda şu hadisi rivayet etmiştir:"Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun resülü olduğuna şehadet eden müslüman bir kimsenin kanı şu üç sebepten başka bir sebeple helal olmaz: (a) Muhsan olduktan sonra zina etmek. Bu işi yapan recmedilir. (b) Allah'a ve Resülüne karşı savaş açmak. Bu işi yapan öldürülür, yahut asılır, yahut sürgün edilir. (c) Adam öldürmek. Öldüren kimse, öldürdüğü kimseye karşılık öldürülür.
    irtidadın ölüm cezasını gerektiren bir suça dönüşmesi için mürtedin savaşan kimse olmasını şart koşmak gerekmektedir. Şu halde bu iki hadis birlikte değerlendirildiği zaman mutlak olarak irtidadın, ölümü gerektiren bir suç oluşturmadığı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla "Kim dinini değiştirirse onu öldürün" hadisini de bu bakış açısı ile değerlendirmek gerekir. Yani hadisi, eş-Şafiî'nin anladığı gibi "İrtidat eden herkesi öldürün" şeklinde, yahut Hanefilerin anladığı gibi "İrtidat eden erkeği öldürün" şeklinde değil; "Kim irtidat eder de savaşır, can alır yahut ülke bütünlüğüne zarar verirse onu öldürün", şeklinde anlamalıdır.
    Buna göre, eş-Şafiî ve onun görüşünde olanların dediği gibi hadisin hükmü genel ve mutlak değil, kayıtlıdır. Fakat buradaki kayıt Hanefilerle onların görüşünde olanların öne sürdüğü gibi "erkek olmak, kadın olmamak" değil, "savaşır olmak, can almak"tır.Hadisin mutlak hüküm ifade edecek biçimde söylenmiş olması, Hz. Peygamber zamanında irtidat edenlerin müslümanları terk ederek düşman tarafa iltihak etmeleri, ya da isyana kalkışmaları sebebi iledir.
    (Kehf, 18/29) De ki: Rabbinizden size hak (gerçek) gelmiştir. Artık dileyen inansın, dileyen inkar etsin.”
    (Ebû Dâvud, Zekât, l). . (Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih Tercümesi, Ankara 1984, V, 21). (Sünen-i Ebû Dâvud Terceme ve Şerhi, N. Yeniel-H. Kayapınar- N. Akdeniz, İstanbul 1988, VI, 93).
Soru Sor
Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde “ridde savaşları” diye bilinen savaşlar, hele zekât gibi o dönemde devlete verilen bir vergiye itiraz edenlere karşı uygulandığı göz önüne alınınca, bunların isyankâr oldukları, meşrû İslâm devletine karşı ayaklandığı, savaşçı konumunda oldukları ve bunun cezası olarak kendileriyle savaşıldığı değerlendirilmelidir. Hz. Ebû Bekr'in mürtedlere ve zekât vermeyenlere karşı savaş açması, tamamen devletin düzenini yıkma girişimlerine karşı verilmiş bir savaştır.  
*Museylimetü'l-Kezzâb ile el-Esvedü'l Ansî'ye uyanlar. Ebû Bekir (r.a) bu yalancı peygamberlerle savaşmış, Müseylime'yi Yemâme'de, el-Ansî'yi ise San'a'da öldürtmüştür. Onlara uyanların çoğu da öldürülmüş, kalanlar ise kaçmış ve dağılmıştır.bunlarda görüldüğü gibi bütünlüğe zarar veren isyancı gruplardı ve idamları hak idi. 

15 Ocak 2016 Cuma

Hz Ayşe yaşı sahihhadis

Bi yorum

"arabistan'da (cahiliyedöneminde)kızların yaşları ergenlik çağına girmelerinden itibaren sayılmaya başlanırdı. sözgelimi doğumunun dokuzuncu yılında ergenliğe giren bir kız çocuğu sıfır yaşında kabul edilirdi. bu hesaba göre bu kız dokuz yaşında evlendiğinde ise beden yaşı 18 olurdu.

bu sebepten hz. Aişe'nin dokuz yaşında evlenmesi bizim toplumumuzda 18-19 yaş sınırına denk gelir."

Araf 166

ailaheillallahu
166. kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: aşağılık maymunlar olun! dedik. 

(bkz: araf suresi)

163. onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. işte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk. 
(bkz: araf suresi 163)

yani burada para için insanlar rab'lerinin emirlerinden vazgeçmektedirler ve rabbi'miz de onlara demektedir ki aşağılık maymunlar olun! şimdi aşağıdaki araştırmayla birlikte maymun benzetmesinin amacı rabbi'mizin izniyle güzel bir zemine, bilimsel bir zemine oturacaktır... 

En çok satan kitaplar listesinde haftalarca birinci sırada yer alan Freakonomics kitabının yazarı Steven Levitt, yaklaşık bir yıl önce New York Times'da, Yale Üniversitesinde yapılan çok ilginç bir araştırma hakkında ses getiren bir yazı yazdı. Yazının ve araştırmanın ilginç olmasının nedeni, bu araştırma para ve maymunlarla ilgili. Keith Chen, Yale Üniversitesinde ekonomi bölümünde görev yapan bir Profesör Keith Chen'in araştırması; Maymunlara, para kullanmayı öğretmek ve bunun sayesinde topladığı bilgileri, bizlerin yani insanların, para ile olan ilişkisini karsılaştırıp, çeşitli sonuçlar çıkarmak.

Araştırma, Yale Üniversitesinin maymun laboratuarında başlıyor. Bu laboratuarda 7 adet capuchin maymunları, bir ana ve birçok küçük deney kafeslerinde, para kullanmayı öğreniyorlar. Para olarak, gümüş renkli, somun kullanılıyor. Süreç gayet basit. Ana kafesten bir maymun alınıp, deney kafesine koyuluyor. Bu maymuna para adını verdikleri somun veriliyor. Maymun öncellikle bu somunu kokluyor, ağzına popoürüyor. 

Bu aşamada bir tepsi içinde çeşitli yiyecekler getiriliyor: elma, üzüm ve jell-o. Amaç, bu 7 maymunun her birinin sevdiği yiyecek türünü bulmak ve bu yiyeceği elde etmek için parayı kullanmalarını sağlamak. Deney kafesindeki maymun elmayı seçiyor.

Araştırmacılar, maymuna elmayı vermeden önce, elinden parayı alıp, maymuna yiyeceği veriyorlar. Bu süreç haftalarca sürüyor ve maymunlar birkaç hafta sonra, ellerindeki somunun yani paranın gücünü anlamaya başlıyorlar. Maymunlar paranın kullanımını; araştırmacılar, en çok tercih edilen yiyeceği öğrendikten sonra, yeni bir süreç başlıyor: fiyatlandırma. Bu yeni süreçteki amaç, maymunların, biz insanlar gibi rasyonel kararlar verip vermediğini bulabilmek. Böylece araştırmacılar, birçok maymunun tercihi olan jell-o'nun fiyatını iki somun, elmanın fiyatını yarım somun ve üzümün fiyatını ise bir somun yapıyorlar.

Buldukları sonuç ise gerçekten ilginç. Maymunlar, deney sırasında, biz insanlar gibi para harcama konusunda çoğu zaman rasyonel davranıyorlar. Parasını, en çok yiyecek alabileceği şekilde harcamaya başlıyorlar. Maymunlar, 1 somun verip, 2 dilim elma almayı, fiyatı 2 somun olan bir adet jell-o'ya tercih etmeye başlıyor. Buraya kadar her şey güzel! Günlerden bir gün, yine ana kafesten, deney kafesine alınan maymun, deney kafesindeki bir tepsi içinde bulunan 12 somunu görüp, aniden çılgına dönüyor. Paraların bulunduğu tepsiyi kapıp, ana kafese fırlatıyor ve kendisini de ana kafese atıyor. Ana kafesteki bütün maymunlar bir anda gökten para yağdığını görüp, yere düşen paraları kapışmaya başlıyorlar. Levitt, bunu yazısında maymun tarihinde gerçeklesen ilk "banka soygunu" (maymunun tepsiyi çalması) ve "hapishaneden kaçış" (maymunun deney kafesinden, ana kafese kaçışı) olarak tanımlıyor. Bütün bu kaos içinde araştırmacılar, ana kafesteki maymunlardan parayı geri almaya çalışıyor.

Olayın biraz yatıştığı bir anda Keith Chen, hiç görmemeyi tercih ettiğini söylediği bir olaya şahit oluyor: Erkek maymunlardan biri, dişi maymunlardan birine yaklaşıp, ona elinde bulunan somunlardan birini veriyor ve bunun karşılığında dişi maymun, erkek maymunun çiftleşme teklifini kabul ediyor!

işin ilginç yanı bu iki maymunun "işi" bittikten sonra, dişi maymun "kazandığı" parayı araştırmacıya getirip, bununla üzüm almaya çalışıyor. Chen, bu olayı maymun tarihindeki ilk "fuhuş" olarak tanımlıyor. 

Üniversitenin araştırma etik bölümü, maymunlar üzerinde yapılan para araştırmasının, maymunların yaşam koşulunu, değerlerini ve gündelik yaşamlarını tamamen değiştirdiği ve zedelediği gerekçesiyle, araştırmayı iptal edip, maymunlara para verilmesini yasaklıyor.

yani burada hayvanlardan olan maymun dışında başka bir hayvanın örnek verilemeyeceğini bu tür bilişsel fonksiyonlara sahip olamayacağını görüyoruz. ayette belirtilen kavim de bir hata yapıyor ve hatanın sebebi yiyecekleri olan balık... 

En doğrusunu Allah bilir.. 








166 – Vaktâki artık o nehy edildikleri şeylerden dolayı kızıp tecavüz etmeğe de başladılar, biz de onlara maymun olun keratalar dedik. (Elmalı)
Felemma atev an ma nühu anhü kulna lehüm kûnu kıradeten hasiiyn; ve sonunda kendilerine yasaklanan şeyleri işlemekteki inatçı tutumları yüzünden onlara dedik ki; Maymundan beter olun.
Evet, maymundan beter olun. Düşmanının putuna tapacak kadar onu taklit eden bir toplum ancak böyle tanımlanabilir. Allah’ın böyle bir bedduasına uğramış olmalı. Maymundan beter olun. Zaten maymundan beter olmuşlardır. Öyle değil mi? Düşmanının putuna yapan bir toplum, maymun gibi taklit hastalığına kapılmış değil de nedir.
Oysa ki iyi taklit eden maymun yüksek maymundur. Ama insan maymun gibi taklit ederse alçak insan olur. O sebeple burada Hasiiyn, alçak maymun, maymundan beter biçiminde çevirmeyi daha uygun buldum. Çünkü Mücahit; Ahlaken maymunlaştılar diye tefsir eder bunu, sureten değil.
Hatta peygamberimize bir soru üzerine efendimiz;
“Cismen hayvana hiçbir kavim çevrilmedi.” Diye cevap verir ki bu da onların cismen değil, genel kanaatte olduğu gibi ama ahlaken, ruhen, tavır ve davranmış olarak maymun gibi özgürlüklerini ve onurlarını bir avuç fındığa satabilecek kadar taklitçileştiklerini gösteriyor.
Ki biliyorsunuz Afrika’da maymunları diri diri yakalamak için bir yöntem uyguluyorlar maymun avcıları. Bir çömleği gömüyorlar toprağa, çömleği ağzı dardır, sadece maymunun eli girecek kadar. İçine de fındık koyuyorlar. Maymun elini sokuyor fındığı doldurunca dolu avucu çıkmıyor. Avcı geliyor; Maymun elindeki fındığı bırakıp ta kaçmayı akıl edemiyor. Fındıktan vazgeçemediği için özgürlükten oluyor.
İşte burada maymundan beter olun derken böylesine bir avuç fındığa özgürlüğünüzü satabilecek kadar aşağılaşın denilmiş oluyor.

11 Ocak 2016 Pazartesi

Kıyamet manyetikalan


    Türkiye   ▪   Dünya   ▪   Bilim   ▪   Sağlık   ▪   Kültür Sanat   ▪   Çevre   ▪   Eğitim   ▪   Çocuk   ▪   Röportaj      Yaşam   ▪   Astroloji   ▪   Foto   ▪   Video

Haber: Nesrin Dabağlar | Bilim Haberleri
Manyetik Takla Olası Mı?
Dünya'nın Değişimi ve 2012 Bilinmezi
Son yıllarda dünyanın manyetik kutupları ve 2012 üzerine söylenen kıyamet hikayeleri genel çoğunluk üzerinde “deli saçması” etkisi yaratıyor. Dünyanın ters dönüp insanın yok olması masalı pek çok kişiye inanılası gelmiyor ve bu konuda yapılan ciddi çalışmalara kulaklar tıkanıyor.
Konu üzerinde abartılar olabileceği, ya da kısmen yanlışları olabileceğini düşünsem de tamamını kaldırıp bir tarafa atamıyorum. İçimde bir şeyler beni bu konuda kulağı tetikte bir duruma getirdi ve ulaşabildiğim bütün kaynaklardan şimdiye kadar aldığım tüm bilgiler de bu konuda duyarsız ya da reddedici bir tavır sergilememi engelliyor.
      Rusya’da bir grup bilim adamının sözcüsü Dr. Dmitriev Güneş Sistemi'nin ve Güneş'in bugüne kadar görülmemiş şekillerde dönüşmekte olduğunu belirtmekte.Dünya gezegeni, yaygın olarak bilinenin ötesinde; uydusu olduğu yıldızın / güneşin görünmeyen koronası içindedir. Yani aslında güneşimizin koronası dünyayı da içine alacak kadar geniştir ve bir bu nedenle onun doğrudan etkisi altındayız. Başka bir deyişle; güneşte ne oluyorsa, dünyanın bundan etkilenmemesi mümkün değil. Evet, dünyanın manyetik kalkanı var ama dünyaya yönelik bir korona fışkırmasının partikülleri bu kalkanı delip geçiyor. Bunun örneklerini ve yeryüzüne sebep olduğu olayları, giderek artan sıklık ve şiddette yaşar olduk.
Güneş patlamaları ve manyetik değişimler
Son güneş lekesi devresi esnasında Güneş'teki faaliyet şimdiye kadar görülmüş olanların hepsinden daha fazlaydı.  Son yüz yıl içinde Güneş'in manyetik alanı değişime uğradı. California'daki Rutherford Appleton Ulusal Laboratuarları'ndan Dr. Mike Lockwood'un yaptığı bir çalışma var. Dr. Lockwood, Güneş'le ilgili yaptığı araştırmalar sonucunda 1930 yılından beri Güneş'in toplam manyetik alanının yüzde iki yüz otuz oranında güçlendiğini bildiriyor. Ve son yıllarda gerçekleşen güneş lekesi faaliyetlerinden bazılarının tarihte kaydedilmiş olanların hepsinden çok daha büyük olduğu.
Rusya Sibirya'daki Rusya Ulusal Bilim Akademisi'nden gelen bilgilere göre; uzayda değişik ve çok daha yüksek enerji seviyesine ve titreşimlerine sahip bir manyetik alana girdiğimiz sonucuna varmışlar (Foton Kuşağı).
Ruslar uzayda bundan önce hiç görülmemiş değişiklikler kaydedildiğini bildiriyorlar. Bu bilgiyi veren bilim kurulunun başındaki kişi olan Dr. Dmitriev aşağıdaki etkilerin gözlemlendiğini söylüyor:
Heliosfer'in Ön Kenarındaki Değişimler
Güneş'in kendisi de bir manyetik alana sahiptir ve bu manyetik alan Güneş Sistemi'nin çevresinde heliosfer olarak adlandırılan bir 'yumurta' şekli oluşturur. Heliosfer gözyaşı biçimindedir ve uzun, ince ucu hareket ettiğimiz yönün aksi yönüne bakar. Ruslar Heliosfer'in ön kenarına baktılar ve orada parıldayan uyarılmış plazma enerjisinin varlığını gözlemlediler. Güneş'in heliosferi 10 astronomi birimi derinliğindeydi (bir astronomi birimi Yeryüzü'nün Güneş'e olan uzaklığı kadardır, yani yaklaşık 93 milyon mil). Dr. Dmitriev'in dediğine göre bugün bu parıldayan enerji 100 astronomi birimi derinliğine ulaşmış durumda.
Rusya Ulusal Bilim Akademisi bize bir zaman çizelgesi vermiyor, fakat eskiden bilinen ve kabul edilenle, şimdiki durum karşılaştırıldığında en az yüzde binlik bir artış görülüyor. Rusların dediğine göre Güneş'teki bu değişim gezegenlerin işleyiş biçimini ve destekleyebilecekleri yaşamın türünü de değiştiriyor. Hatta DNA sarmalının da değişim geçirmekte olduğunu söylüyorlar. Heliosfer'in süregelmekte olan genişlemesinin bizi sonuç olarak yeni bir enerji düzeyine taşıyacağını, Güneş'in kendisinden enerji saçarken yaydığı temel harmonik dalga boylarında ani bir genişleme olacağını ve yayılan enerjideki bu artışın Güneş Sistemi'ndeki maddelerin tümünün temel doğasını değiştireceğini düşünüyorlar. Bu oldukça ciddi bir açıklama, fakat veriler tarafından destekleniyor:
Gezegenlerden beşinin ve Ay'ın atmosferi değişim geçiriyor
 • ABD 1969'da Ay'a indiğinde orada atmosfer bulamadı. O zamandan beri Yeryüzü'nün uydusunda daha önceleri bulunmayan ve Dr. Dmitriev'in sodyumla ilişkili gördüğü bir bileşimden oluşan bir atmosfer gelişiyor. Bu yeni atmosfer şimdi altı bin kilometre derinliğinde.
 • Yeryüzü'nün atmosferi üst seviyelerinde daha önceleri görülmeyen ölçüde HO gazı oluşturuyor. Önceden kesinlikle şimdiki miktarlarda bulunmazdı. Rusların iddiasına göre bunun küresel ısınmayla, CFC ile veya floro karbon emisyonuyla, veya bunun gibi şeylerle bir ilgisi yok.
 • Mars'ın atmosferi eskisine oranla giderek kalınlaşıyor.
 • Jüpiter, Uranüs ve Neptün'ün atmosferleri de büyük değişimler geçiriyor.
 • Venüs'ün genel parlaklığında belirgin bir artış gözlemleniyor.
 • Jüpiter'in enerji yükü o kadar arttı ki, gezegenin yüzeyiyle uydusu arasında iyonize edici radyasyondan oluşan gözle görülür bir tüp oluştu. Gerçekten de son zamanlarda çekilen fotoğraflarda parlak enerji tüpünü görebilirsiniz.
 • Uranüs ve Neptün de çok daha parlak hale geliyorlar.
 • Jüpiter'in manyetik alanı iki mislinden fazla büyüdü.
 • Uranüs'ün manyetik alanı değişiyor - ve bir açıklama yapılamıyor.
 • Neptün'ün manyetik alanı artıyor.
 • Ruslara göre bu gezegenlerin üçü de daha parlak hale geliyorlar ve atmosferik nitelikleri değişiyor - fakat bunun ne anlama geldiğini açıklamıyorlar.

Ruslar, Uranüs ve Neptün'ün ekseninin yakın zamanlarda kaymış olduğuna işaret ediyorlar. Voyager II uzay aracı Uranüs ve Neptün'ün yakınından geçerken, görünürdeki kuzey ve güney manyetik kutupların, yeri daha önceden kaydedilmiş olan coğrafi kutuptan oldukça ciddi ölçüde sapmış olduğu görüldü. Fark birinde 50 derece, diğerinde ise yaklaşık 40 derece idi.
Dünya'daki değişimler
 • 1980'den beri sismik faaliyet yüzde dört yüz oranında artış gösterdi.
 • Dr. Dmitriev'in bildirdiğine göre 1973'ten 2003'e kadar geçen yıllarda genel olarak doğal afetlerin - fırtınalar, tayfunlar, toprak kaymaları, tsunami dalgaları vs.- gerçekleşme sıklığı yüzde yedi yüz oranında arttı.
 • Yeryüzü'nün manyetik alanı küçülüyor ve küçülme sürati 5-10 yıl önce aniden artmaya başladı. Aşağı yukarı son on beş yıl içinde de manyetik alan değişken ve düzensiz hale geldi.
 • Geçen yılın sonlarında Kuzey Kutbu'nun tam üzerinde bulunan buz kütlesi, bilinen tarihte ilk defa olmak üzere, tamamen eridi. Greenpeace'in bildirdiğine göre, bildiğimiz kadarıyla, buzun on fitten daha ince olduğu bir zaman hiç olmamıştı. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Güney Kutbu yaklaşık üç mil derinliğinde bir buz kütlesine sahip ve buna rağmen çok büyük buz parçaları kopup erimeye devam ediyor.
"Manyetik takla 500,000 yılda bir meydana geliyor"
Rus ve Avrupalı fizikçiler, gözlemlerine dayanarak çok yakında dünyada dev bir manyetik değişim beklendiğini açıkladılar. Dünyanın manyetik alanı müthiş bir sıçramayla yer değiştirecek güney, kuzey, kuzey de güney olacak. Rusya'da yayınlanan İzvestiya gazetesi internet sitesindeki haberine göre 'Manyetik takla' adı verilen olay ortalama 500 bin yılda bir meydana geliyor. Rus Bilimler Akademisi'nin ölçümlerine göre kuzey ve güney kutupları bölgesinde manyetik delikler hızla genişliyor ve günün birinde, 3-5 yılla ölçülebilecek zaman süreci içerisinde kutupların ani bir sıçramayla yer değiştireceği söyleniyor.
Dünyanın titreşim oranının bir ölçümü de dünyanın kalp atışı olarak da bilinen Schumann Rezonansı'dır (Bu yeryüzü boşluğuna ait rezonans özellikleri ilk olarak Alman fizikçi W. O. Schumann tarafından ilk kez 1954'te keşfedildi). Schumann Rezonansı dramatik olarak artıyor. Dünya Foton Kuşağı'ndan geçmekte ve Dünyanın dönüşü yavaşlamakta. Dünyanın dönüşü durduğunda ve rezonans frekansı 13 devire ulaştığında, biz sıfır noktası manyetik alanında olacağız. Dünyanın dönüşü duracak ve 2 ya da 3 gün içinde ters yönde tekrar dönmeye başlayacak. Bu, dünyanın etrafındaki manyetik alanlarda bir terslik meydana getirecek.
Schumann Rezonansı
Dünyanın Artan Temel Frekansı : Dünyanın temel frekansı veya "kalp atışı"(Schumann Rezonansı) dramatik olarak artıyor. Bu değer coğrafik bölgelere göre değişmesine rağmen, asırlardır toplam ölçüm saniyede 7.8 devir olarak ölçülmüştü. Son raporlar bu değerin 12.7 devir/saniye'nin üzerine çıktığını ve yükselmeye devam ettiğini gösteriyor.
Dünyanın Zayıflayan Manyetik Alanı: Dünyanın "kalp atış" hızı artarken, manyetik alanındaki güç zayıflıyor. New Mexico Üniversitesi'nden Prof. Bannerjee'ye göre, manyetik alan son 4000 yıldaki yoğunluğunun yarısını kaybetti. Ve manyetik kutup tersliğinin bir delili bu alan güçlülüğü olduğu için, Prof. Bannerjee bir manyetik kutup değişiminin gelmek üzere olduğuna inanıyor.
Bu inanışa sahip pek çok bilim adamı var şu an dünya yüzünde ve sayıları gün geçtikçe artıyor. Discovery kanalında da bu konuyla ilgili bir belgesel yayınlandığını ilgilenenler bilir.
Ezoterik bilgiler
Bütün bu bilgilerin dışında eski bir takım uygarlıklardan bize kalan bir takım yazıt, takvim (örn. Maya ve Olmek), ayrıca Mısır piramitlerinin dizilişi ve özellikleri, konumları (dünyanın pek çok açıdan ilginç bir noktasında bulunduklarını meraklıları çok iyi bilir), Sfenks’in bilinen yaşından çok daha eski olduğunun kanıtlanması, kutsal kitaplardaki kıyamet tarifleri, (güneş doğudan batacak, batıdan doğacak!) eski efsanelerin birbiriyle örtüşen ilginç noktaları gibi bir sürü bilgiye bakarak kıyamet teorilerini destekleyenlerin çok yanıldıklarını söylemek zor bir hale geldi artık. Her gün bu yöndeki bilgiye bir yenisi ekleniyorken 2012 teorisini kendi adıma tekrar tekrar masaya yatırıyorum. Tarihte yanılgı olabilir belki ama şeklinin doğruluğu kanıtlı görünüyor. Şiddetle diliyorum ve umuyorum ki tüm bu bilgiler yanılıyordur.
Bu satırlarla karamsarlık ortaya koyduğumu da sanmıyorum. Dünyanın fotoğrafı iyice toz duman oldu ve git gide dumanın kalınlığı artıyor. 
Dünya şöyle bir silkelenmeden bu duman dağılmayacak gibi görünüyor. Asıl aydınlık o silkelenmeden sonra mı acaba?
Aydınlık benim umudum, tüm dünya adına…

  2005-2009 © http://indigodergisi.com

  Dergimizin linkini kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.
YAZAR HAKKINDA

Nesrin Dabağlar 1964, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. 12 yıl devlet memurluğu yaptı. Özel sağlık kuruluşlarında muhasebe, halkla ilişkiler ve yöneticilik görevleri yaptı. Reiki, Karuna Ki, yoga, şiir, müzik, tiyatro, resim, kitaplar ve yazmakla iç içe geçmiş bir yaşam sürüyor. Detaylı bilgi



  Yazara ait son yazılar 



  2005-2009 © http://indigodergisi.com

  Dergimizin linkini kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.


     
Kategoriler:
Hakkında:
Servisler:
Türkiye   ▪   Dünya   ▪   Bilim   ▪   Sağlık   ▪   Kültür Sanat   ▪   Çevre   ▪   Eğitim   ▪   Çocuk   ▪   Röportaj      Yaşam   ▪   Astroloji   ▪   Foto   ▪   Video
Reklam  ▪  Arama Motoru  ▪  Arşiv  ▪  Üyelik