9 Aralık 2018 Pazar

Hz. PEYGAMBER (sav)’in hata yaptığı hususlarda aynı şekilde hata yapacak ümmetine, bu hata karşısında nasıl hareket edeceğini göstermek. Nitekim, sehiv secdesi, Aleyhissalatu Vesselam’ın sehvi üzerine teşri olunmuştur.

namaz kılarken ümmetin kurtulamayacağı bu gibi unutmalar hakkında "hükümleri öğretme" kabilinden demektir. 

6-7﴿ Sana okutacağız ve ALLAH dilemedikçe unutmayacaksın. O, açık olanı da bilir, gizli olanı da.

8﴿ Sana kolaylık ve huzurun yollarını açacağız.

Tefsir (Kur'an Yolu)

Hz. PEYGAMBER sav ilk dönemlerde kendisine gelen Kur’an vahyini ezberleme konusunda oldukça aceleci davranıyor, bir kelime veya harfi kaçırma korkusuyla Cebrâil vahyi henüz tamamlamadan tekrar etmeye çalışıyordu. Bu sebeple RESULULLAH’a Kur’an okurken acele etmemesini emreden ve onu unutmayacağı konusunda güvence veren Kıyâmet 75/16-19. âyetleriyle, “Sana Kur’an’ı okutacağız ve ALLAH dilemedikçe unutmayacaksın” meâlindeki bu sûrenin 6. âyeti inmiştir. Böylece bir taraftan Hz. PEYGAMBER sav  bu davranışından vazgeçirilmiş oluyor, diğer taraftan da vahyin korunmasının güvenceye alındığı bildiriliyordu (Şevkânî, V, 494). Hz. PEYGAMBER’in sav  unutmaktan korunmuş olması da ALLAH’ın kudretini gösteren delillerdendir. PEYGAMBERin sav şahsında gerçekleşen bu ilâhî mûcizenin sırrı, Kur’an’ı okuma ve ezberleme tarzında ümmetin hafızalarında sürekli olarak tecelli etmektedir. 7. âyette unutturmama garantisine, “Allah dilemedikçe...” şeklinde yapılmış bulunan istisnâ hususunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bu istisnanın neshe delâlet ettiğini yani “ALLAH herhangi bir hükmü yürürlükten kaldırmak istediği zaman onu peygambere unutturur” mânasına geldiğini ifade ederler. Bazı âlimlere göre ise bu âyet –tıpkı “Gerçek şu ki, biz dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız” (bk. İsrâ 17/86) meâlindeki vb. âyetlerde (meselâ bk. Hûd 11/107-108) olduğu gibi– peygamberin unutmasını ALLAH’ın hiç dilemediği, dolayısıyla onun da hiçbir zaman unutmadığı” anlamına gelir (bk. Şevkânî, V, 494; Elmalılı, VIII, 5760). Bize göre “Sizler ancak rabbinizin (bunu) dilemesi sayesinde dileyebilirsiniz” (İnsan 76/30) âyetinde olduğu gibi burada da bir ilâhî kanuna, bir ilkeye atıf yapılmaktadır. Kulunu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren ve donatan ALLAH’tır. O böyle yapmasaydı insan böyle olmazdı; düşünemez, konuşamaz, aklında tutamaz, unutamazdı. 6. âyete göre RESULULLAH sav , kendisine okutulanı (Kur’an’ı) asla unutmayacaktır; ancak bu, ALLAH istediği için böyledir; unutmasını isteseydi elbette unutacaktı.

 Müfessirler, “Sana kolaylık ve huzurun yollarını açacağız” meâlindeki 8. âyeti de Hz. PEYGAMBER’in sav şahsına özgü olarak değerlendirip kolaylaştırmayı “ALLAH’ın onu, beşerî bir çaba göstermeden Kur’an’ı ezberlemeye, dinin kurallarını uygulamaya, kendisini cennete götürecek amelleri yapmaya muvaffak kılması” şeklinde yorumlamışlardır (Zemahşerî, IV, 243-244; Râzî, XXXI, 142-143). Şevkânî ise “din ve dünya işlerinden hangisine yönelirse o yolda muvaffak kılması” anlamında yorumlamıştır (bk. V, 494).


Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:603-604
Bakara 106

ALLAH’ın sözlerinin değiştirilemeyeceğini belirten ayetlerde -vahyin sözleri değil-, “sünnetullah” denilen ALLAH’ın kadimden beri yürürlükte olan hükümleri, kanunları kastedilmiştir. 


“ALLAH'ın sözlerinde asla bir değişme yoktur.” (Yunus, 10/64) mealindeki ayette de  “değişmeyen sözler”den maksat vahiy sözleri değil, ALLAH hükmü, kanunu, prensibi demektir. 

4 Aralık 2018 Salı

“Ateizmin, ensest çelişkisi …
Merve tarafından 06 Ocak 2014 tarihinde gönderildi

Ateist ve deistlerin islama saldırı konularından biri de, insanların çoğalması konusu… İnsanoğlunun, Adem as’ın farklı batından olan ikiz çocuklarının birbiri ile evlenerek çoğalmasının ensest bir ilişki olduğunu söylüyorlar…
1-) İslama bu sebeple inanmayan ateist ve deistler gene kendileriyle çelişiyorlar. Şöyle ki;
Kur’an ensenst ilişkiyi yasaklar… Ben, inancım gereği ensest günahtır diyebiliyorum…
Peki Ateist ve deistlerin, ensest ilişkiyi kötü olarak tanımlamalarının  temeli nedir?
Hiç “evrensel hukuk” kaideleri falan demeyin…
Bugün ateistlerin imrenerek anlattığı bazı ülkelerde (örneğin İsviçre) rüştünü tamamlamış kişilerin yaşadığı ensest ilişki yasak değildir…
Neden ensest ilişki, “hırsızlık etmeyeceksin, öldürmeyeceksin” gibi evrensel bir hukuk kaidesi haline dönüşe-me-miş ve ensets suç olmaktan çıkmış?
Hatta bazı Avrupa ülkeleri, bu ilişkilerin “evliliğe” dönüşmesine bile izin verir.
Ateist ve deistler size sormak istiyorum…
Bunu yasaklamayan ülkeler de, 18 yaşını geçmiş aile bireylerinin ilişki yaşamasına hangi delil ile karşı çıkacaksınız? Neye göre yasak, ya da bu yaptığınız kötü diyeceksiniz?
Bu fiilin, yapılmamasını nasıl sağlayacaksınız?
(Hatırlarsınız “Deist olmak mantıklı mıdır” yazımda da bu gerçeği anlatmaya çalışmış, hiçbir kitaba inanmayan biri “doğru” olanı nasıl belirleyecek diye sormuştum…  “Doğru” diye belirlediği davranış, gerçekten “doğru” mu? Delili ne? Cevaplayamadıkları bir soru …)
Belki  tıbbi deliller ileri süreceksiniz… Peki her daim bilimsel açıdan gelişmişliği ile öğündüğünüz bu ülkeler, bu tıbbi delillerden habersiz mi?
Neden buna rağmen yasaklamıyorlar?
Hani bu ülkelerde yaşayan insanlar en erdemli, en donanımlı, en bilgili insanlardı… ve en doğru şekilde hayatı yaşayan bu insanlardı… O zaman nasıl oluyor da enseste izin veriyorlar?
Lütfen cevap verin..
İslamı reddediyorsunuz da, yerine ne koyuyorsunuz?
Hiçbirşey…
Hatırlarsınız…
İslamiyette kurban kesilmesine karşı çıkanlara “ateist ve deistlerden de et yiyen var”  diye bir hatırlatma yapmış, buna karşılık  “bu onların kişisel tercihi” diyen ateistler olmuştu…
Şimdi de diyorum ki: “Ateist ve deistlerden ensest i suç olarak görMEyenler var…”
Tabi ki bu sefer kolaylıkla  “bu onların kişisel tercihi” diyemezsiniz… Çünkü benim bu yazıyı yazma nedenim, sizin ensesti “kabul edilemez” olarak görmeniz…
O zaman nasıl oluyor da,
-Ensest ilişkiyi  haram olarak tanımlayan İslamı değil de,
– Ensesti yasakla-ma-mış ateizm ve deizmi inanç olarak seçebiliyorsunuz?
Bu nasıl bir çelişki…
Gerçekten çok merak ediyorum…
Hem ensesti kabul edilemez görüp, hem de ensesti suç olarak gör-me-yenler ile ortak isim altında nasıl buluşabiliyorsunuz? (ateistim, deistim diyerek… )
Sosyal ağlar da (Facebook, twitter vs. ) ortak  sayfalarda buluştuğunuz, empati duyduğunuz, birlikte hareket ettiğiniz kişiler kimler, hiç düşündünüz mü?
İleride çocuklarınızın nasıl bir toplumda yaşamasını ve hangi bakış açısına sahip insanlarla bir arada olmasını düşlüyorsunuz?
Görüyorsunuz… Kuralsızlık, her şeyin insanın keyfine bırakılması sonucunda insanoğlu neyi yasaklayıp, neyi yasaklamayacağını bile belirleyemiyor… İsterse ulaştığı bilim seviyesi, onu mars’a ulaştırmış olsun…
ALLAH öğretmese ve peygamberleri ile bize bildirmese idi, biz ensest’i “çirkin bir davranış” olarak tanımlayamazdık…
Şu anda bir ateist veya deist bu ilişkiyi “kötü” olarak yorumluyorsa, bilmeli ki bu inancının temelinde “İslam ahlakı” var…
Şunu farkedin lütfen…
Sözünüzde samimi iseniz,  saldırmanız gereken “İslam” değil…
Bunu yasaklamayan inançlar…
“Gerçek şu ki, sizin beni davet ettiğiniz şeyin dünyada da ahirette de davete değer bir tarafı yoktur. Dönüşümüz ALLAH’adır, aşırı gidenler de ateş ehlinin kendileridir. “Mümin suresi, 43

2. İnsanoğlu, Adem as’ın çocuklarının evlenmesi ile mi çoğaldı?
“Öncelikle şunu belirtelim. Yüce ALLAH, Kuran’da bu konularda ayrıntılı bilgi vermemiştir. Bu yüzden bu konuda yapacağımız her yorum tahmin olmaktan öteye geçemeyecektir. Geleneksel olarak iki kardeşten ürediğimiz izahı da bu tahminlerden biridir. Ancak ALLAH üremenin böyle olduğunu söylememiştir. Şimdi alternatiflerin bir kısmını sıralayalım. Birinci ihtimal Adem ile Havva’nın genlerinden başka iki birey daha yaratılmış,ve bunlar Adem ve Havva’nın öz evlatlarıyla birleşmiş olabilir. İkinci ihtimal Cinsel birleşme olmadan suni bir döllenme ile kardeşler yeni bireyler oluşturmuş olabilir. Üçüncü ihtimal bu kardeşlerin normal cinsel ilişkiye girmesidir ki, ALLAH onlar için bunu haram kılmamış ise burada yadırganacak birşey de yoktur. Unutulmamalıdır ki onlar ilk insanlardır ve ALLAH onlara bunu yasaklamamışsa bu onlara çok da garip gelmeyebilir. Ancak yine de şunu unutmamalıyız ki bu alternatifin gerçekleşmiş olması şart değildir. ALLAH 4. bir yol ile bambaşka bir yöntemle insanları üretmiş olabilir. Şurası kesindir ki bilimi ve dolayısıyle biyolojiyi Allah yaratmıştır ve O, kardeşlerin cinsel beraberliğine gerek kalmadan üremeyi sağlama kudretine de sahiptir. Doğrusunu ALLAH bilir. kurandakidin.com”
Dürüst olalım ve düşünelim… Eğer elmanın, ağaçta oluşmasını hiç görmemiş olsaydık, hatta ağacı da hiç görmemiş olsaydık , elimize bir elma verilse idi ve bu elmanın topraktan yaratıldığı bize söylense idi, gözümüzde elmanın oluşumunu canlandırabilir miydik?
Tohum ağaç olacak, hatta bu ağaç tek bir gövdeden değil de, gövdeden çıkan dallardan oluşacak, sonra o dallarda  çiçekler oluşacak, o çiçekler meyveye dönüşecek…
Hiç görmemiş olsaydık böyle bir oluşumu gözümüzde canlandıramazdık…
Muhtemelen bir tohumdan, ancak bir elma oluşabileceğini ya da elmanın  yerden biteceğini (karpuz gibi) düşünürdük…
Ve yanılırdık…
ALLAH Kur’an-ı Kerim de İnsanın topraktan yaratıldığını bildiriyor ve vücudumuzdaki elementler de bunu doğruluyor…
Ancak topraktan nasıl yaratıldığımızı gözümüzde canlandıramıyoruz ve anlayamıyoruz… Çünkü görmedik…
Tıpkı ultrason cihazı olmasaydı, anne karnında bebeğin oluşumunu anlayamayacağımız gibi…
O zaman şunun ayrımını çok net yapmamız lazım…
“insanoğlunun nasıl çoğaldığı” konusunda bizim söyleyeceklerimiz sadece “tahmin” olabilir…
Açıkçası insanoğlunun nasıl çoğaldığının benim için hiçbir zaman bir önemi olmadı…
Çünkü  yaratılanlara baktığımda ve RABBimin yaratmadaki kudretini gördükçe benim için bu tür soruların  bir önemi kalmıyor…
“Gökleri ve yeri yoktan var eden ALLAH’tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak ‘ol‘ der ve olur. “ (Bakara suresi, 117)
Akıl sahipleri için cevabı bu kadar basit…”




3 Aralık 2018 Pazartesi

Savaş Ayetlerine Cevap Savaş ayetleri 🌟

Bir metinden, herhangi bir konu hakkında hüküm çıkarılması için, konuyla ilgili ayetlerin hepsine bakılması gerekir.
Örnek bir metinin 1. Sözünde "sadece savunma amaçlı savaşa müsaade edilmiştir" denirken 16. Sözünde "savaşa çıkın" deniliyorsa, 16. Sözdeki emir savaş açan bir topluluğa karşı savunma amaçlı savaş olduğunu gösterir. Ateistlerin zannettiği gibi "durduk yere savaşmak" emri olduğu anlamına gelmez.

Kuranda aynı şekilde ; "size savaş açanlara karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın (bakara 190), bozgunculuk çıkarmayan bir cana kıymayın (İsra 33), sizinle savaşmayanlara iyilik yapmanızda sakınca yoktur (Mumtehine 8)" derken, başka bir ayette "savaşa çıkın, savaş farzdır" denilmesi de önceki ayetlere binaen savaş açan topluluğa karşı savaşı emir ettiğini gösterir
Ne yazık ki ; ateistler bu şekilde "savaşın" yazan ayetleri seçip "islam savaş dinidir" diyor..

 En çok cımbız yapılan ayetler;
🌟 bakara 191 ve 193 ;
 Ateistleri ayetleri şu şekilde yazarlar ;
Bakara 191 "Onları bulduğunuz yerde öldürün"
Bakara 193 "din Allahın oluncaya kadar onlar ile savaşın"

Bu 2 ayetin bağlamı olan bakara 190 'ı özellikle yazmazlar :)
Bakara 191 de "ONLARI(hum هم)" zamiri ile bakara 193 de "ONLAR (hum هم)" zamiri önceki ayete bakara 190'a atıf ediyor :)
"onlar" dediği savaş açanlardır ;
bakara 190 "size SAVAŞ AÇANLARA karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez"

 Bağlamıyla birlikte okuyalım ;
Bakara 190 " Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez."

Bakara 191 "Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram´da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın.."

Bakara 192 " Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, Allah gafûr ve rahîmdir."

Bakara 193" Fitne (azab/eziyet) tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlara (savaş açanlara karşı) savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.

Fitne فتن kelimesi "azab, eziyet" demektir.
Kuranın hiçbir ayetinde "din Allahın oluncaya kadar KAFİRLER ile savaşın" YAZMAZ.
 ayetteki emir fitne (baskı ve bozgunculuk) ortadan kalkması ve aynı zamanda dinin Allaha ait olması (yani insanların başka şeylere tapması değil sadece Allaha kul olması)

Bir müslüman bu 2 şey gerçekleşinceye kadar duramaz. Anlatır tebliğ eder, hedef budur. Kimseyi dine zorlamaz (bakara 256) ancak bu yolda ilerlerken kendisine saldıran olursa, onunla savaşır. Ayetin "... Onlar ile savaşın.." demesi bu yüzden

🌟 Bakara 216 "savaş size farz kılındı"
Kime karşı? Neye karşı savaş farz?

Cevap ;
Bakara 190 "size savaş açanlara karşı sizde Allah yolunda savaşın haddi aşmayın"

(savaş açanlara karşı savaş farz)

Nisa 75 "mazlumlar ezilenler zavallı kadınlar ve çocuklar uğrunda neden savaşmıyorsunuz?"

(mazlumları koruma amaçlı savaş Farz)

Hac 39"zulme uğradıkları için savaşa müsade edildi "

🌟 Tevbe 5 "Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, Salatı ikame eder, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir."

Bu ayette ''EL müşrikin المشركين" ifadesi geçer. El ال takısı marifedir.
Bu ayet 1-13 arası bağlamıyla birlikte okununca belirli bir müşrik topluluğundan bahsediyor olduğu bellidir.
Tevbe 1. Âyette bu müşriklerin anlaşmaları oldukları 13. Âyette ise müşriklerin anlaşmayı bozduğu müminleri ÖLDÜRDÜKLERİ yazıyor. ;
Tevbe 13 " verdikleri sözü bozan, Peygamber´i çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır."

Yani tevbe 5 savaş açan bir müşrik topluluğuna hitap ediyor.
 ayetin "... Eğer tevbe eder, Salatı ikame eder, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın.." kısmındaki emir 'savaş içinde' geçerlidir. Savaş ortamında bir esiri serbest bırakamazsın. Ancak iman ederse dinde kardeşiniz olur bu yüzden bırakırsın. Zaten müslüman olmazsa savaş bitince Muhammed 4 gereği serbest kalacaklar. Sonrası tevbe 6 ;

Tevbe 6 "o müşriklerden biri sizden geçiş emniyeti dilerse ona koruma sağla ki ALLAH'ın sözünü işitsin; sonra onu kendisinin güvenlik bölgesine ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur"

🌟 Tevbe 29 "Kendilerine Kitap verilenlerden Allah´a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle (kasıt edilen) CEZAYI verinceye kadar savaşın."

Başta da belirtmiş olduğum gibi ; bir konuda hüküm çıkarmak için kuranın bütünlüğüne bakmamız gerekir.

Ankebut 46" ZULÜM EDENLER hariç kendilerine kitap verilenler ile en güzel yoldan mücadele edin."

Zulüm etmeyenlere en güzel yoldan mücadele edeceksek,
Mümtehine 8" Allah sizi dini uğrunda öldürmeyen ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz "

Öldürmeye teşebbüs etmediği ve çıkarmaya çalışmadığı sürece iyilik edecek olduğumuza göre ;
Tevbe 29 'da bahsi geçen zulüm eden yani savaş açan inkarcılara hitap ediyor.

Kuranda sadece ; mazlumları koruma (Nisa 75) kendini savunma (bakara 190) fitne(azab) baskı ve bozgunculuğun ortadan kalkması (bakara 190 - 193) için savaşmak vardır. 🌟

Burdan da anlaşılıyor ki tevbe 29 da savaş açan ve zulüm edenlere hitap ediyor.

Ayette "O ceza” diye meal ettiğim “el-cizye = الْجِزْيَةَ”, belli bir ceza demektir. Onun ne olduğunu ancak şu âyetten öğrenebiliriz: “ inkar edenler ile savaşta karşılaşınca boyunlarını vurun. Etkisiz hale getirince onları, sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra esirleri karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın...” (Muhammed 47/4)

Savaşta küçük düşüp o cezayı elleriyle verecek hale gelmeleri, esir olmalarıdır. Ödeyecekleri ceza da karşılıksız serbest bırakılmayanların ödeyecekleri fidyedir..

[Gelenekte bu ceza "cizye ; islam toplumunda yaşayan inkarcıların, canlarının ve mallarının korunması amacıyla alınan vergi" olarak kabul edilir. Kurandan herhangi bir kanıtı yoktur ]

🌟 Enfal 39 " Fitne (azab /eziyet ) ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah´ın oluncaya kadar ONLARLA savaşın! SON VERİRLERSE şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür."

Bu ayet bakara 193 gibidir.
'Fitne (azab /eziyet) ortadan kalkıp din Allahın oluncaya kadar ONLAR (?) ile savaşılmasını emir ediyor.'
Bu ayetteki "onlar (hum هم)" zamiri 36. Ayete atıf ediyor. ;
Enfal 36 " Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır."

Burda onların insanları Allah yolundan alıkoymakta olduklarını yani eziyet ettiklerini söylüyor. 39. Ayetin devamında" son verirlerse, yani 36. Ayete atıf olarak "eziyete /Allah yolundan alıkoymaya son verirlerse" deniyor.
Eğer bu Ayette "onlarla savaşın" demek yerine "kâfirlerle savaşın" demiş olsaydı ; bütün kâfirleri kapsardı. Ancak "onlar" diyerek belli bir topluluğa (36. Âyete) atıf ediyor.

Enfal 56 "Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir."

[bu Ayette de o bahsi geçenlerin her defasında anlaşmayı bozdukları yazıyor]

Enfal 61 " Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de BARIŞA YANAŞ"

Buna rağmen barış teklifi gelirse kabul etmesini emir ediyor :)

🌟 Muhammed 35" Onun için gevşeklik etmeyin de sizler daha üstün olacakken barış için yalvarmayın! Allah sizinledir ve asla sizin amellerinize kıymaz" (Elmalılı Hamdi yazır meali)

Bazıları bu ayeti cımbız yapıp "barışa çağırmayın" kısmını yazarak, islamın barış dini olmadığını iddia ediyor. Fakat Enfal 61 de "onlar barışa yanaşır ise SENDE BARIŞA YANAŞ" yazmaktadır.

Yani savaş açan taraf onlar oldukları için, barış teklifinin onlardan gelmesini ve bu şekilde barış olmasını istiyor. Çünkü savaşı başlatan onlar. Eğer onlarla savaş durumunda gevşeklik gösterip barışa davet edilse, güçlendikçe yine savaş açacaklar. Bunun için barış teklifinin onlardan (savaş açan taraftan) gelmesini istiyor. Teklif gelince de barışı emir ediyor.

🌟 Nisa 89 "Sizin de kendileri gibi inkar etmenizi istediler ki onlarla bir olasınız. ALLAH yolunda harekete geçinceye kadar onlardan kimseyi dost edinmeyin. Size karşı dönerlerse onları yakalayın, onları bulduğunuz yerde öldürün. Onları ne dost ne de yardımcı edinmeyin;"

Bunu yazanlar nedense sonraki ayeti yazmazlar. :)
Nisa 90.Ayet: Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak size gelenler HARİÇ . Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir

🌟 Muhammed 4 " inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin."

Ayetteki şu ifadeye dikkat edilmiyor ".. Savaş sona erince..."
Bu ifadeden anlaşılıyor ki ; bu ayet savaş durumundan bahsediyor. Ayetin bu ifadesini görmezden gelip sanki "bütün inkarcılara karşı savaşın" emri varmış gibi gösteriliyor.

🌟 bu yazdıklarım en çok cımbız yapılıp bağlamından koparılmış ayetlerdi.


Sonuç olarak Kuranda sadece ; mazlumları koruma (Nisa 75) kendini savunma (bakara 190) fitne(azab) baskı ve bozgunculuğun ortadan kalkması (bakara 190 - 193) için savaşmak vardır. 🌟

Onun dışında dini farklı kişilere bile savaş açmadığı sürece iyilik etme emri vardır. (Mumtehine Fussilet 34)
Barışı emir eder (Enfal 61)🌟

Hubeyb Öndeş