29 Ekim 2015 Perşembe


Erkeğin haklarına bir zarar vemeyen meşru işlerde; kadının meşru çerçevede çalışmak hakkıdır.

Bir seçim söz konusu olduğunda kadının seçme hakkının bulunduğunu çoğu Islâm bilginleri söylemişlerdir. Çünkü onların böyle bir hakkının olmadığına dair hiçbir delil yoktur. Kaldı ki seçme, "bey"at"tan ibarettir. Halbuki, Peygamberimiz (asm) kadınlardan da bey'at almıştır. (bk. Mümtahine, 60/12 âyeti ve tefsirleri.) Hz. Ömer (ra)'den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır.






Karadeniz'de, Anadolu'da. şurada-buradâ kadınlar çalıştırılıyor ve ancak erkeğin yapabileceği zor işler altında eziliyorlarsa, bunun suçu İslam'ın değil, Islâmı onların hayatından uzaklaştıranların olsa gerektir., 
Mürted

"Hainlik Tarih boyunca birçok hukuk sisteminde tüm suçların en büyüğü olarak değerlendirilmiş ve en şiddetli biçimlerde cezalandırılmıştır (hatta idam kararı verilmiştir)"

Mürted olan 
kafir gayrimüslim gibi değil 
(islamı karalamak düşmanlık yapmak için de çok uğraşıyor bende şahidim)

"İrtidat dinden dönme demektir. Buna göre mürted ise, daha önce inandığı bütün mukaddesâtı inkâr eden insandır. Ve bu insan bir bakıma Müslümanlara ihanet etmiştir. Bir kere ihanet eden, her zaman ihanet edebilir. Onun için de bazılarına göre mürtedin hayat hakkı yoktur. Ancak fıkıh âlimlerinin sistematize ettiği şekle göre, mürted hangi meseleden dolayı irtidat ettiyse, evvelâ ona o mesele en ince teferruatına kadar anlatılıp izah edilecektir. Belli bir süre takibe alınarak, takıldığı hususlarda iknaya çalışılacaktır. Bütün bunların fayda vermediği zaman da artık o insan İslâm bünyesinde bir ur ve çıban başı olduğu tebeyyün edince de ona göre muamele yapılacaktır. 


 Hz. Halid, dinin irtidat mevzuundaki prensiplerini değerlendirmede acele davranıp bir infazda bulunur. Bu haber ALLAH RASULÜ (s.a.s)'ne ulaşınca çok üzülür ve ellerini kaldırarak: "ALLAH'ım Halid'in yaptığından sana sığınırım" diyerek Cenâb-ı HAKK'a ilticada bulunur. 
ALLAH (s.a.s)'nün bu hassasiyeti, etrafındakilerde de aynı şekilde ma'kes bulmuştur. "

"Güvenilir Hadis ve fıkıh bilgini ibrahim en nehai zamanla sınırlandırmadan sürekli tövbe etmesini islama çagrılması görüşünü ileri sürmüştür "

"Mürtede cezayı vermek devlet idaresinin görevidir. Onlardan başksaı bu cezayı veremez."




10 Ekim 2015 Cumartesi


Ahiret inancının delilleri nelerdir?
ahirete imanın delilleri
ahirete imanın faydaları nelerdir?

"Ahiret ve ahiretteki durumlar “gayb” yani duyular ötesi alana ait olduğu için gözlem ve deneye dayanan pozitif bilimlerin ilgi alanı dışında kalır. Ancak bu, ahiret inancının aklen temellendirilemeyeceği anlamına gelmez. Nitekim bazı ayetlerde ahiret inancına dair bilgiler verilirken aklî temellendirmelere dayanak teşkil edecek yaklaşımlar ortaya konulur. Söz gelimi, şu ayet, “İnsan, bizim, kendisini az bir sudan (sperm) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık düşman kesilmiştir. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki, “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek? “ De ki: “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir.” (Yâsin, 36/78-79) bunun bir örneğidir. Aklî olarak düşünüldüğünde, insanı meniden yaratan Yüce YARATICI, ikinci kez elbette yaratacaktır. Bu âlemin ve insanın sonradan var olduğu, âlemin kıyametten, insanın da ölümden sonra yaratılmasının ALLAHa zor olmayacağı aklın kolayca kabul edeceği bir husus olarak görülmektedir. Zira bu âlemin bir sonunun olacağı, insanın da ölümlü olduğu aşikârdır. ALLAH’ın kudretine gelince, bu fiziki âlem onca büyüklüğü ve düzeni ile YARATICI’nın her şeye kudretinin yettiğini açıkça göstermektedir. Bütün bunların yanında, İslam âlimleri ahiretin gerçekliğine dair birçok delil sırlamışlardır. Bunlardan bazılarına değinilebilir: a) Bütün Peygamberler kıyametten, insanların hesaba çekileceğinden, dünya hayatından sonra ayrı bir hayat kurulacağından, iyilerin cennette, kötülerin cehennemde kalacağından bahsetmişlerdir. İnsanlığın güven ve ahlak abidesi olan Peygamberlerin yalan söylemesi mümkün olmadığına göre bütün bunlar haktır, gerçektir. b) İnsandaki adalet duygusu, âhirete inanmayı zorunlu kılar. Esasen insanlardaki adalet duygusunun temeli de ALLAH’ın adil olmasıdır. Diğer taraftan görüyoruz ki bu dünyada herkes işlediği suçun cezasını tam anlamıyla çekmemekte, birtakım haksızlıklar meydana gelmektedir. O halde adaletin tam olarak gerçekleşeceği bir yerin yani ahiretin olması zorunludur. c) İnsandaki sorumluluk duygusu ahiretin varlığına inanmayı zorunlu kılar. Yüce ALLAH insanı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hayır ile şerri ayırt eden ve seçen bir varlık olarak yaratmış, bu seçiminden dolayı da sorumlu tutmuştur. İnsanın belli davranışlarından sorumlu olması bu sorumluluğunun karşılığını göreceği bir hayatı ve yurdu gerekli kılmaktadır. Bir âyette şöyle buyurulur: “Göğü, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline! Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (ALLAH’tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız.” (Sâd 38/27-28) d) İnsandaki sonsuzluk ve ebedîlik isteği ve duygusu, âhirete inanmayı gerekli kılar. Zira insana bu isteği ve duyguyu veren Yüce YARATICI’dan başkası değildir. Madem bu isteği ve duyguyu vermiştir elbette bu istek ve duygunun karşılanacağı âlemi yani ahireti yaratacaktır."



"[üç zincir halkası]
1- Kâinattaki tecelli.
2- Bu tecellide gözüken isimler ve sıfatlar.
3- Bu isimlerin ve sıfatların ahireti gerektirmesi.
Bu halkalar birbirine geçmiş olup tamamını koparamayan, bir halkaya ilişemez. Ya da başka bir ifadeyle, bir halkayı koparabilmek için tamamını parçalayabilmek gerekir. Mesele bir bütündür; bütünü çürütemeyen, parçaya ilişemez. Parçaya ilişebilmek için bütün çürütülmelidir.
Dolayısıyla diyebiliriz ki:
·     Ahireti inkâr edebilmek için, ilk önce faili ve müsemmayı yani ALLAH’ı inkâr edebilmek gerekir.
·     ALLAH’ı inkâr edebilmek için de kâinatta gözüken fiilleri ve isimleri inkâr edebilmek gerekir.
·     Kâinatta gözüken isim ve fiilleri inkâr edebilmek için ise bizzat kâinatın kendisini inkâr edebilmek lazımdır. Bu ise mümkün değildir.
·     Başka bir ifadeyle, kâinatı inkâr edemeyen, göz önündeki fiilleri inkâr edemez; fiili inkâr edemeyen, faili inkâr edemez; faili inkâr edemeyen de o fiilde gözüken, faile ait ismin ahireti gerektirmesini inkâr edemez."
"Uzay mekikleri yakıt tanklarına depoladığı yanıcı ve yakıcı maddeleri birleştirerek yakar (hidrojen ve oksijen gibi) ve oluşan itme gücü ile bu maddeleri hızla dışarı fırlatır. Böylece momentumun korunumu sayesinde mekik de hızlanır ve dünyaya yaklaşır. Yani roketlerin hızlanması için havaya ihtiyaç yoktur havasız ortamda da bu şekilde hızlanılabilir. 

uzay araçları belli bir hıza ulaştıklarında bu hızı korumak için devamlı yakıt kullanmalarına gerek yoktur. Bunun sebebi yine uzayda hava bulunmamasıdır. Hava bulunmadığı için sürtünme olmaz ve hızını bir gezegenin çekim alanına girmediği sürece problemsizce koruyabilir."

"İman edenler tüm yaşamları boyunca, ALLAH'ın kendilerine gösterdiği yola uyarlar. O'nun emirlerine, hükümlerine büyük bir hassasiyet gösterir, ömürlerini RABBimizin hoşnutluğunu kazanmak için geçirirler. Bunun için de ALLAH'ın insanlar için seçip beğendiği din olan İslam'a göre yaşar ve Kuran'ı kendisine rehber edinirler. Yüksek vicdanları sayesinde ALLAH'ın kendilerinden istediği ve birçok ayetinde örneklerini bildirdiği güzel ahlakı tüm yaşamlarına yansıtırlar. Asla RABBimizin hükümlerinin dışına çıkmaz, yasaklarını göz ardı etmezler.
ALLAH'ın varlığını inkarda direten, inkar etmese de O'nun kendilerine gönderdiği dine teslim olmayı kabul etmeyen bazı insanlar ise bu güzel ahlakı asla yaşayamazlar. Kuran ahlakının gerektirdiği iyilikleri, güzellikleri hiçbir zaman yerine getiremezler. Bu yüzden din ahlakının yaşanmadığı toplumlar her türlü ahlaksızlığı, çirkinliği korkusuzca, sonucunu düşünmeden yapan insanlardan oluşur.
ALLAH korkusu olmayan bir insan rahatlıkla yalan söyler, hırsızlık yapar, rüşvet alır, adam öldürür, intihar eder, kumar oynar, insanların haklarını çiğner, adaletsizlik yapar. Bunları ya açıkça yapar ya da kendince meşru bir zemine oturtarak tüm bu kötülükleri işler. Öfkesini tutamaz, kindardır, kıskançlık ve hırs yapar, insanları incitebilecek sözleri rahatlıkla sarf eder, fedakar değildir, kendi menfaatleri herşeyden önce gelir. Bu insanların arasından, "ben dindar değilim ama kötü bir insan değilimdir, öfkeli de" diyenler çıkabilir. Fakat bu insan gün gelir, kendisini çileden çıkaracak bir olayla karşılaşır, ALLAH'a tevekkülü olmadığı için öfkelenir ve üzerine hiç kondurmadığı her türlü kötülüğü yapma hakkını kendinde görebilir. Hatta an gelir, adam öldürür ve arkasından "ama hak etmişti" diyebilir. Bu, ALLAH'tan korkup sakınan bir insanda asla olmayacak bir sonuçtur. Çünkü inançlı bir insan sabırlıdır ve ALLAH'ın yapma dediği bir şeyi yapmaz. Bu yüzden de asla öfkesine kapılmaz.
İnançsız bir insan "ben dinsizim, ama rüşvet almıyorum, dürüstüm" diyebilir. Ama bu, sadece bir iddiadır. Çünkü ALLAH'tan korkup sakınmayan bu kişi zorda kaldığında her kötülüğü rahatlıkla yapabilir. Mesela, "çocuklarımı okutabilmek için rüşvet aldım" gibi kendince meşru bir mazeret uydurabilir. Oysa dindar bir insan için böyle bir şey hiçbir zaman söz konusu olmaz. Ahirette hesabını veremeyeceğini bildiği bir tavrı ALLAH'tan korkup sakınan bir insan asla yapmaz.
Hırsızlık da bu samimiyetsiz tavra iyi bir örnektir. Hırsızlık gibi toplumun genelinde hoş karşılanmayan bir suç bile bu kişiler arasında, bazı şartlarda meşru görülebilir. Örneğin otellerden, lokantalardan alınan havlu, çatal-bıçak gibi eşyalar hırsızlık olarak görülmez. Oysa din ahlakına göre bu, her halikarda bir ahlaksızlıktır.
İşte bunların tümü ALLAH'tan korkup sakınmayan insanların ortak karakteridir. Bu karakteri anlatmak için daha başka yüzlerce örnek verilebilir. Böyle insanlar güzel bir ahlak için asla iradelerini kullanmazlar. Ancak bir çıkarları söz konusu olduğunda bazı fedakarlıklar yapabilirler. Ve bu fedakarlık söz konusu çıkarın ortadan kalkmasıyla sona erer. Oysa dindar bir insanın iradesi son derece kuvvetlidir. ALLAH korkusu bunu gerektirir. Bu korku, din ahlakının topluma sağladığı güvenli ortamların da garantisidir.
Aile ortamını meydana getiren vefa, bağlılık, sevgi ve saygı gibi değerler de dinsiz bir toplumda ortadan kalkar. Güzel ahlakın getirdiği bu davranışları hiçbir karşılık beklemeden yaşayanlar, yalnızca ALLAHtan korkan ve tüm yaptıklarının hesabını ahirette vereceklerini bilen inançlı insanlardır.
Merhamet, sevgi ve fedakarlık üzerine kurulan, Kuran ahlakına dayalı aile yapıları bir toplumun geleceği ve huzuru açısından son derece hayati önem taşır. Ama bu değerlerin ortadan kalktığı dinsiz ortamlarda, toplumun temel direği olan aile yapısı bozulduğundan toplum yapısı da bozulur.
Kuran'a uymakla elde edilen bu huzurlu ortamları oluşturmak ancak insanların ALLAH inancı ve korkusuyla mümkün olabilir. Bunlar kesin olan APAÇIK gerçeklerdir.
Dinsizliğin hakim olduğu toplumlarda sosyal anarşi meydana gelir. Zengin fakiri ezer, fakirler de onlara kinlenir, patron işçiye, işçi de patrona karşı anlayışsız ve saldırgan bir tutum izler. İhtiyaç içinde olan insanlara merhamet değil tam tersine kızgınlık duyulur. Baba çocuğuna çocuk da babasına karşı saldırgan bir tavır içine girer.
Gazetelerde bir gün bile eksilmeyen cinayet ve intihar haberlerinin kaynağını hep dinsizlik oluşturmaktadır. Sadece öfkelendiği, kin güttüğü ya da o kişinin ölümünden bir çıkar elde edebileceği için gözünü bile kırpmadan soğukkanlılıkla adam öldüren bir insan ahirette bu yaptıklarının hesabını vereceğini düşünmemektedir elbette. ALLAH'tan korkup sakınmayan bir insanın rahatlıkla işleyeceği bu suçlar, tüm toplumun düzenini bozacak, huzuru yok edecek davranışlardır.
Böyle toplumlarda yardımlaşma, cömertlik gibi kavramlar yok olmuştur. İnsanlar birbirlerini kollamaz, sağlıklarını, rahatlarını asla düşünmez, insanlara dokunabilecek zararları engelleme yoluna hiç gitmezler. Örneğin yolda rahatsızlanıp yere düşen bir insana gereken ilgi gösterilmez, insanlar kendi başlarının çaresine bakmaya bırakılırlar. Herkes birbirinden maksimum faydalanmaya bakar, bu yüzden birbirlerini "dolandırmaktan" çekinmezler. Benzinci benzine su katar, market süresi dolmuş bir ürünü vermekten kaçınmaz… Verilen hizmetler de hep sınırlıdır, doktor ancak çok iyi bir müşteriyse gereken ihtimamı gösterir, ancak iyi para kazanacağını düşünürse iyi hizmet verir. Sonuç olarak bazı insanlar sadece dünyevi bir menfaat söz konusuysa birtakım fedakarlıklara katlanabilirler.
Görüldüğü gibi din ahlakının yaşanmadığı her yerde toplumsal sorunlar, ahlaksızlıklar tükenmek bilmez. O halde ALLAH'ın insanlar için seçtiği ve beğendiği din ahlakına teslim olmak gerektiğini, ancak bu şekilde güven ve huzurun elde edilebileceğini anlamazlıktan gelmeyin. Ve ancak ALLAH'ın emirlerine uyarak geçirdiğiniz bir ömrün ahirette de hesabını güvenle verebileceğinizi bilin.

Dinsizliğin getirdiği kötü ahlak, insanların en başta kendi huzurlarını bozar, kalplerinde büyük bir sıkıntı meydana getirir. Örneğin kıskançlığı yaşayan ve bunun beraberinde etrafına kötülük yapan bir insan için yaşadığı öfke, çektiği vicdan azabı ve kıskançlığın kalbinde yarattığı baskı oldukça sıkıntı vericidir. Kişinin duyduğu kıskançlıktan çoğu zaman karşı tarafın haberi bile olmaz, olsa da bundan bir zarar görmez. Dolayısıyla insanın yaşadığı kıskançlıktan geriye sadece o kişide bıraktığı vicdan azabı ve öfke kalır. Bu da dinsizliğin insanda meydana getirdiği sıkıntılı ruh hallerinden biridir. ALLAH bir ayetinde din ahlakından uzak insanların sıkıntısına şöyle dikkat çekmiştir:

ALLAH, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. ALLAH, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)

Dindar insanlar ise birbirlerinin yaptığı iyi ve hayırlı işlerden dolayı memnuniyet duyarlar, birbirlerinin güzel yönlerinden zevk alırlar. Bir insanın güzelliği inançlı bir insana ALLAH'ın yaratma gücünü hatırlatır ve O'nu tesbih etmesine vesile olur. Oysa din ahlakından uzak bir ortamda kıskançlığın sonucunda sarf edilen incitici sözler, takılan lakaplar, yapılan dedikodular, hep gergin ortamlar oluşturur. İşte dinsizliğin insanlarda oluşturduğu bozguncu, tahammülsüz, dengesiz karakter tüm bunları yapan kişilerin kendilerine büyük bir sıkıntı olarak geri döner. Yani bu insanlar açıkça kendi kendilerine zulmederler. Bir ayette RABBimiz şöyle buyurmaktadır:

… Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar. (Yunus Suresi, 44)

ALLAH'tan korkup sakınan bir insan olaylar karşısında her zaman sabırlı davranır. Zorluklar hiçbir zaman onu yıldırmaz, moralini bozmaz. ALLAH'a güvenip dayandığından her türlü olayı kararlılıkla ve metanetle karşılar. Dinin insanlara sağladığı tevekküllü ve dingin ruh haline sahip olduğu için olayları akılcı değerlendirir ve sonuca ulaşır. Ama dinsizliğin getirdiği tevekkülsüzlük, sıkıntı ve batıl korkularla dolu bir ruh haline sahip insanlar asla güzel bir yaşam sürdüremezler. Ne toplumlar, ne de toplum içindeki bireyler dinden uzak yaşanan bir ortamda "mutmain" bir ruh haline sahip olamazlar. ALLAH'ın bir ayette de bildirdiği gibi, …kalpler yalnızca ALLAH'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28)
Öyleyse dinsizliğin toplumların tüm güzel ve insani duygularını bitirdiği gerçeği üzerinde mutlaka düşünüp öğüt alın ve ALLAH'ın hükmüne teslim olmayan insanların dünyada da, ahirette de zorluklar ve pişmanlıklar içinde yaşam süreceklerini anlamazlıktan gelmeyin."

9 Ekim 2015 Cuma

Ganimetlerle İlgili Ayetlerde Çelişki Var mı? ALLAH ve RESULÜ SAV nün Ganimetleri Alması Durumu Nedir?

"Yine konulara vakıf olunmadan ve önyargıyla ALLAH’ın kelamı Kuran’da çelişki arayan bazı kişilerin sıklıkla örnek olarak gündeme getirdiği bir konuda ‘ ganimetlerle/ kazançlarla ‘ ilgili ayetlerdir.
Bu çelişki iddiasına göre Kuran’ın Enfal Suresi 1.a yetinde ganimetler ALLAH’ın ve resulunundur denirken yine aynı surenin 41.ayetinde ganimetlerin beşte birinin ALLAH ve resulune ait olduğu yazılıdır…
Bu iki ayete göre :
1) Bu iki ayetteki sayılar arasında çelişki mi vardır?
2) Neden ganimetlerin bir kısmı da olsa ALLAH ve peygamberine pay veriliyor ? Haşa ALLAH’ın ganimetleri alması durumu nasıl izah edilir?
CEVAP:
Enfal suresinin ilk ayetinde “kulil enfâlu lillâhi ver resûl” ifadesi vardır. Ayet cümle olarak: Enfal(ganimetleri) soranlara cevap olarak de ki: Onlar ALLAH ve PEYGAMBER SAV edir denmektedir. Yani etraftaki insanlar ganimetlerin ne olacağını peygambere sormaktadır. Kuran da buna cevap olarak: “onlar ALLAH’a ve PEYGAMBERe”demektedir.
Burada “ganimetler ALLAH’ındır ve peygamberindir” denmemektedir. ALLAH’adır denmektedir. Bunun manası da “ganimetlerin hükmü ALLAH’a ve resulüne aittir” cümlesi olmalıdır. ALLAH ve peygamber iki ayrı hüküm kaynağı değildir, zaten “resul” demek elçi demektir.
“ALLAH ve RESULÜ SAV nün emri” demek: ALLAH’ın emredip resulünün getirdiği emir demektir. ALLAH ile resulü ortak bir karar almamaktadır. Çünkü böyle olsaydı ALLAH ve MUHAMMED derdi. Ancak MUHAMMED’in buradaki fonksiyonu “RESUL” olması yani Mesaj getirme özelliğidir.
Kısacası “Ganimetleri soruyorlar, onların HÜKMÜ ALLAH ve resulünedir. Yoksa “ganimetin kendisi” değildir.
Diğer ayetlerde (41. ayet) de ganimetin kendisi kastedilerek 1/5’i ALLAH’ındır denmiştir. Burada ALLAH, resulü bir müessese ve devlet hükmündedir. Çünkü ganimet için “hüküm” tamamen devletin(ALLAH ve resulü); miktarın da beşte biri devletindir. Gerisi diğerlerinin olur. Bu beşte bir de, peygambere, yakınlarına, yetimlere ve muhtaçlara dağıtılacaktır. Yani karar organı olan RESUL SAV (devlet gibi) bunları ALLAH adına(bu yüzden ALLAH ve RESUL SAV  denir) ganimetteki hükümde tek hakimdir, payda 5te bir hakimdir. Gerisi diğer hak sahiplerine verilir.
Bu açıklamalar eşliğinde sözkonusu ayetlerin mealleri şöyledir.
Enfal Suresi 1.ayet :
Sana ganimetlerin hükmünü soruyorlar. De ki: «Ganimetlerin hükmü ALLAHa ve RESULÜ SAV ne aittir. Onun için siz gerçekten iman etmişseniz, ALLAH’tan korkun, birbirinizle aranızı düzeltin, ALLAH ve RESULÜne SAV taat edin!
Enfal Suresi 41. ayet:
Ayırım gününde, iki ordunun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize ve ALLAH’a inanıyorsanız, bilin ki elinize geçen her ganimetin beşte biri ALLAH’ın ve ELÇİSİ SAV nindir. Bu pay, akrabalar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışların hakkıdır. ALLAH herşeye Güç Yetirendir.
Sonuç:
Her iki ayet te, kelime analizleri yapıldığında görülüyor ki, ganimetler/kazançlar konusunda hüküm koyma yetkisi ALLAH’ın ve O’nun elçisinin elindedir. Ve diğer ayette de gördüğümüz gibi bu kazançların beşte biri de yine toplumda ihtiyaç sahiplerinin gereksinimlerine harcanmak üzere ALLAH ve RESULUne AS ( devlet sistemine) aittir.
Kısaca sözkonusu iki ayet arasında asla birçelişki bulunmamakta ve toplumda oluşan bu tarz kazançların ihtiyaç sahiplerine verilmek amacıyla beşte birinin alınması şeklinde de modern dünya ile de çok uyumlu bir sistem oluşturulmuştur.
Kötü niyetle akıllarda oluşturulmaya çalışılan her detay ALLAH’ın kelamını daha iyi anlamamıza yaradığı için ayrıca ALLAH’a şükür vesilesidir….."

Şahitlikte Bir Erkeğe İki Kadın Olması Neden?

Kuran’da borç hususunda yapılan şahitlikte bir erkeğe karşı iki kadın olması, bazı ateist arkadaşlar tarafından İslam’da kadının değersiz olduğu şeklinde yorumlanıyor. Oysa anlaşılanın aksine, ilgili ayete kadının rahatı ve konforu gözetiliyor. Şimdi ayeti inceleyelim…
.Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük akıllı ya da za’f sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak iki kadın (da olur)… (Bakara Suresi, 282)
Ayetin ilk bölümünde, belirli bir süre borçlandığınızda, yani vadeli bir borca girdiğinizde bu borcu yazın, kayıt altına alın diyor. Eğer borç sahibi olan kişi düşük akıllı veya za’f sahibi ise borcu velisi kaydetsin diyor. Ve bu duruma iki erkek şahit olsun diyor. Tıpkı bankadan kredi alırken, bir yakınınızın borcunuza şahit ve kefil olması gibi. Eğer iki erkek yoksa, o zaman bir erkek ve iki kadını şahit tutun diyor. Şimdi ayetin ikinci bölümüne bakalım;
… Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar… (Bakara Suresi, 282)
Allah, borcun ödenmemesi ve taraflar arasında sorun oluştuğunda, durumu çözmek için şahitler çağırıldıkları zaman, kaçınmasınlar, sorumluluklarını yerine getirsinler diyor. Ayetin son bölümüne bakalım;
… Yazana da, şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır… (Bakara Suresi, 282)
Borcu yazana ve şahitlik edenlere zarar verilmesin deniyor. Ayeti bütün olarak ele aldığımız zaman ortaya değişik bir sonuç çıkıyor. Son bölümden anlıyoruz ki, şahitlik edenler için riskli, zarar görebilecekleri bir durum söz konusu. Bankada kefil olduğunuz kişi borcunu ödemezse siz bu borçtan sorumlu olursunuz mesela. Ya da borç konusunda taraflar arasında gerginlik oluşursa, şahit olarak baskı altına alınabilir, tehdit de edilebilirsiniz. Allah risk taşıyan bir durum için sorumluluğu ilk etapta tamamen erkeğe vermiş. Ancak iki erkeğin olmadığı durumda tek erkek ve iki kadına bu sorumluluğu paylaştırarak, kadınların üzerlerinde oluşacak baskı ve gerginliği de azaltmış. Mesela insanlar bir olaya şahit olsa, polis” şahitlik eder misiniz” dediğinde pek çok kişi buna yanaşmaz. Kimse böyle bir durumda kızının, annesinin ya da karısının şahitlik etmesini de istemez. Çünkü şahitlik güç gerektiren ve riski olan bir iştir. Bu konu üzerinden de empati yapabilirsiniz.
Pelin Çift’in Haber Türk’teki programına katılan iki akademisyen, erkekler ve kadınlar üzerinde yapılan bir deney sonucunu aktarmışlardı. Bilim adamları erkek ve kadınlara, üzgün hissettirecek bir fotoğraf göstermişler. Fotoğrafa bakan kadınınların, beyninin tam orta kısmında turunuculuk oluştuğunu, ancak erkeklerde her hangi bir renk değişimi gözlemlenmediğini tespit etmişler. Bu deney, kadın ve erkeğin duygusal manada farklı olduklarının ispatıymış.
Bir süreç gerektiren ve bu süreçte zarar görme riski de olan borç konusundaki şahitlikte, açıkça kadının rahatı gözetilmiş Kuran’da. Ve şahitliğin getirdiği gerginlik ve sorumluluk iki kadına paylaştırılmış. Ateist arkadaşlar, Kuran’da yer alan tüm şahitlik gerektiren konularda bir erkeğe karşı iki kadının şahitliği var zannediyor olabilirler. Ancak bu sadece borç konusu için geçerli bir durum. Mesela fuhuş yapıldığına dair 4 şahit getirin deniyor ayette. Burada cinsiyet belirtilmiyor. Şayet kadın aklı yarım görülse ya da ikinci planda olsaydı, 4 erkeğe karşı 8 kadın olması gerekiyor denirdi. Ancak böyle bir ayrım yok. Cinsiyeti ne olursa olsun sadece 4 şahit deniyor.
Bir başka ayette erkek, eşine zina konusunda suçlama getirdiğinde, eşinin bu eylemi yaptığına dair 4 kez yemin ediyor. ”Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah’ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir.” (Nur Suresi, 7)
Ancak ”Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır.” (Nur Suresi, 8) Görüldüğü gibi, erkeğin 4 yeminine karşı kadın da 4 kez yemin ediyor. Ancak bu ayette, kadının yemini erkeğe üstün görülüyor.
Sonuç olarak Kuran’da erkek ve kadın amel bakımından tam eşittir. Kuran’da kadınlar çiçeğe benzetilmiştir. O çiçeği solduracak, yoracak her detay ortadan kaldırılmıştır. Kadın, eller üzerinde tutulmuş, güç gerektiren zor işler erkeğe yüklenmiştir. Bu da Allah’ın kadınlar üzerindeki merhametinin bir göstergesidir.

Bu Makaleleri İnceleyebilirsiniz


"Africaya yardım eden müslümanlar 



"Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı işbirliği ile başlatılan `Her Evden Bir Fitre Bir İftar Afrika`ya` kampanyası neticesinde Vakfımıza intikal eden ilk yardımlar, hızlı bir şekilde gıda paketi haline dönüştürülerek Somali`ye gönderiliyor.
Türk Hava Yollarının tahsis ettiği özel bir uçakla yola çıkacak 10 tonluk gıda yardımı 27 kg.lık toplam 370 koliden oluşuyor."

"Ramazan'da "Her Evden Bir Fitre Bir Zekat Afrika'ya" kampanyası ile Somali'ye yardım toplayan Diyanet İşleri Başkanlığı bu sene vekaletle kurban kampanyasını da Afrika ağırlıklı yürütecek. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Somali için düzenlenen yardım kampanyalarının detaylarını basın mensuplarıyla paylaştı.
Eylül Perşembe günü itibariyle toplam 222 milyon lira yardım topladıklarını anlatan Görmez, kampanyayı 250 milyon liraya ulaştıklarında noktalayacaklarını ifade etti"

"Somali’de ilk etapta 4500 aileye gıda paketi ve adaklık kurban eti, Etiyopya’da 1500 aileye gıda paketi ve adaklık kurban eti, Uganda’da ise 3000 aileye gıda ve 1500 aileye et dağıtımını gerçekleştiren Kimse Yok Mu, kuraklık bölgesine sürekli ve kalıcı yardımlar ulaştırmaya hazırlanıyor."
CENAB-I HAK senin ibadetine, belli ki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın.
 Doktorun hastaya şiddetle şu ilacı iç diye ısrar etmesi,kendi htiyacı olduğu için değil,hastanın hastalığının ciddiyetinden muhtaçlığından dolayıdır


//////


O zamanda, o zemindeki kafirlerin çok şiddetli inadları, tarihen malûm ve meşhur olduğu halde; Kur'an-ı Hakîm'in ""ay ikiye bölündü" demesiyle şu hadiseyi bütün âleme haber verdiği halde Kur'anı inkâr eden o kafirlerden hiçbir kimse, şu âyeti yalanlamamış, yani haber verdiği şu hadisenin inkârına ağız açmamışlar. Eğer o zamanda o hâdise, o kafirlerce kati ve vuku bulan bir hâdise olmasa idi; şu ayeti bahane ederek, çok dehşetli bir şekilde peygamberi yalanlayacaklar ve Peygamber'in (A.S.M.) davasının iptaline hücum göstereceklerdi. Halbuki kafirlerin şu hadiseyi inkar ettiklerine dair hiç bir şey nakledilmemiş.  Yalnız "bu çok açık bir sihirdir" âyetinin beyan ettiği gibi, tarihçe nakledilen şudur: O hâdiseyi gören kafirler, "sihirdir" demişler ve "Bize sihir gösterdi. Eğer diğer taraflardaki kervan ve kafileler görmüşlerse hakikattır. Yoksa bize sihir etmiş." demişler. Sonra sabahleyin Yemen ve başka taraflardan gelen kafileler haber verdiler ki: "Böyle bir hâdiseyi gördük." Sonra kafirler, Fahr-i Âlem (A.S.M.) hakkında (hâşâ) "Yetim-i Ebu Talib'in sihri semaya da tesir etti" dediler
Herşey Çiftler Halinde mi Yaratılmıştır?‏Ateistlerin iddiası:
Zariyat suresinin 49. ayeti bilimsel olarak hatalıdır. Bu ayette her CANLInın çiftler halinde yaratıldığı söyleniyor ve bugün biz her canlının çiftlerden oluşmadığını biliyoruz.
Bu ayete göre bakteri gibi eşeysiz üreyen (yani çiftlerden oluşmayan) canlılar ne olacak ? Bu ayet bilimle çelişmiyor mu ?
Cevap………….
ALLAH’ın kelamı Kuran’da bilime aykırı asla bir ayet bulunmaz. Çünkü bilime konu evreni de Kuran’ı da yaratan ALLAH’tır ve yarattığı şeyler arasında çelişki olmayacağı gerçeği çok açıktır.
Bazıları bu ayeti bilerek çarpıtmaktadır bazıları ise gerçekten de dikkatli bakmadıkları için bu ayette hata olduğunu sanmaktadırlar. Ayetteki detaylara dikkat etmek çok önemli.
 Ayetin detaylı açıklaması şu şekildedir.
Zariyat (51) Suresi 49.ayeti:
Türkçe transkripsiyonu…..
Vemin kulli şey-in ḣalaknâ zevceyni le’allekum teżekkerûn(e)
1.         ve        : ve
2.         min kulli şey’in          : herşeyden
3.         halaknâ          : biz yarattık
4.         zevceynî         : ikili, çift
5.         lealle-kum      : umulur ki böylece siz
6.         tezekkerûne   : tezekkür edersiniz, öğüt alır düşünürsünüz
Meali
Öğüt almanız için de herşeyi çiftler halinde yarattık.
Bu ayette canlı kelimesi kesilinkle geçmemektedir (ne meallerde ne de Arapçasında). Canlıyı Arapçada ifade eden kelime ”hayyin” dir. Bu kelime mesela enbiya suresinin 30. ayetinde geçmektedir. Zaten Türkçedeki ”hayat” kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir ve aynı kökten gelmektedir.
Halbuki zariyat suresinin 49. ayetinde ”her şey” (min kulli şey’in) diye geçiyor. ALLAH ”her şeyi çiftler halinde yarattık” diyor. Eğer ayette canlı kast edilmiş olsaydı bu tıpkı başka ayetlerde geçtiği gibi açıkça yazardı. Demek ki ALLAH burda başka bir şeyi kast ediyor. ALLAH bu ayette genel olarak her şeyi kast ediyor. Her şey maddeden oluştuğu için bu ayet maddeden bahsediyor.
Bir başka ayette maddenin kast edildiği daha rahat anlaşılmaktadır. Yasin suresinin 36. ayetinde ALLAH şöyle buyuruyor:
”Yerin bitirdiklerinden, kendi cinslerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden türlü çiftleri yaratan ALLAH münezzehtir.”
Bu ayet 1400 yıl önce ilerde öğreneceğimiz çiftlerden bahsediyordu. Bugün bilimin ilerlemesiyle maddenin çiftlerden oluştuğu bilinmektedir. Çiftlerden oluşmayan canlılar da maddeden oluştuğu için bu ayette bir hata sözkonusu değildir.
Ek bilgi ;

NOBEL ÖDÜLÜ GETİREN BULUŞ: MADDE-ANTİ MADDE/ ÇİFTLER / EŞLER HALİNDE YARATILIŞ
1928 yılında fizikçi Paul Dirac, görelilik kuramını kuantum fiziğiyle uyumlu hale getirebilmek için bir düzenleme yapmış ve elektronların davranışını açıkladığı ünlü Dirac denklemini oluşturmuştu.
Denklemin daha geniş çapta yorumlanmaya başlanmasıyla, her bir elektronun, aynı kütle değeri fakat karşıt yükte bir ikizinin olduğu anlaşıldı. Bu anti-parçacığa pozitron adı verildi. Son yüzyılın en önemli keşiflerinden birini bulan Dirac denklemiyle birlikte, anti madde gerçeği de doğmuş oldu. Pozitron adı verilen anti-elektron ilk kez yine aynı yıl 1932′de kozmik ışınlarda gözlendi. Buna göre doğadaki her temel parçacığa eşlik eden bir anti-parçacık bulunmaktadır. Bu buluşlarıyla Erwin Schrödinger ve Paul Adrien Maurice Dirac 1933 yılında nobel fizik ödülünü paylaşmışlardır. Bu buluşa göre;
Her temel parçacık için, onunla aynı kütle ve spine sahip fakat zıt yüklü bir parçacık vardır.
Deneylerle gözlemlenmiş olan 3 adet anti parçacık bulunmaktadır.  Bunlar pozitron, anti proton ve anti nötrondur.
 Protona karşı anti-proton, notrona karşı anti-notron notrinoya karşı anti-notrino v.d. bulunmaktadır. Buna göre her parçacığın bir karşıt ikizi bulunuyor. Ve tıpkı elektron, proton ve nötronların maddeyi oluşturuyor olması gibi, anti-parçacıklar da anti maddeyi meydana getiriyorlar.
Yukarıdaki bilgiler ışığında düşünüldüğünde ayette vurgulanan çiftler halinde yaratılışa 1400 sene önce işaret edilmesinin mucizeliği açık bir şekilde kendini gösterecektir.
"Kur andaçelişkiolmaz"