8 Ekim 2015 Perşembe

Bilmekle yapmanın çok farklı şeyler olduğunu vurgulamak gerekir. 


ALLAH bildiği için yapmıyoruz. Biz yapacağımız için ALLAH biliyor. Zaten ALLAH’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.
Buna bir örnek verelim; ALLAH dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine “yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.” diyor. Fakat öğretmen ALLAH’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine “0” yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp “senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için önceden deftere sıfır yazmıştım” diyor. Buna karşı öğrenci “Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.” diyebilir mi? 

Demek ki ALLAH yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek ALLAH yazıyor. İşte buna kader diyoruz. 
Teşbihte hata olmasın, ALLAH da, bizim ömrümüz boyunca yapacaklarımızı “ezeli kamerasıyla “levh-i mahfuz” denilen bir banda alıyor. Fakat biz o filmde neler bulunduğunu asla bilmiyoruz. Bu tespit hareketimize, niçin tesir etsin! Gerçek bu olunca, mesuliyet elbette bizimdir. Hür irademizle kötüyü seçip, günah işlediğimiz için suçlanıyoruz, başka şey için değil. “kaderimde yazılıysa suçum ne?” Demeye hiç hakkımız yok. İsteyerek suç işlemek “suç” değilse, suç ne peki?

Bize düşen, günahımıza tövbe etmek, affı için yalvarmak ve güzel ameller işleyip cezadan kurtulmaya çalışmak. Suçu kadere yüklemeye çalışmakla ancak kendimizi aldatabiliriz, ALLAH'ı, asla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder