“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının, O'na ulaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa eresiniz.” Maide suresi,35
İslamda CARİYELİK… safsatacılar okusun lütfen…
Şimdi sizinle bir çok insanın kafasını bulandıran, özellikle muhteşem yüzyıl dizisiyle ayyuka çıkan bir konudan bahsedeceğim… Benim de içimi bulandıran konulardan biriydi…
Öncelikle şuradan başlayalım…
Kölelik, islamiyetle mi başlamıştır? tabiki hayır… Peygamber efendimiz as’a, peygamberlik gelmeden önce de (bütün dünyada yaygın olduğu gibi) Arabistan da kölelik yaygındı…
Kölelik, islamiyet ile kaldırılmıştır.
İslamiyette, Savaş esirliği vardır.
Kölelik ve savaş esirliği farklıdır… Bu ayrıntı gözden kaçırıldığı için, İslamiyetin köleliği kaldırmadığı sanılır.
Esirlik, genelde savaşların sonucuydu… Bu konuda öncelikle Kuran’ı kerim’in savaşı destekleyen ayetleri var mı, onu inceleyelim… Savaşı desteklemiyorsa, savaş esirliğini de desteklemiyor demektir..
Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.
Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır. (Mümtehine,8,9)
Ey Muhammed! İman edenlere söyle: Allah’ın cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Çünkü Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandıracaktır. (Casiye, 14)
Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (maide 89 )
“sizinle savaşanlarla Allah yolunda siz de savaşın. Ama sınırları asla aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez” (hac suresi 39 )
Rabbim, ancak karşı taraf savaşa zorladığında ya da saldırdığında savaşa izin veriyor ama burada da ölçüye dikkat edilmesi gerektiğini özellikle vurguluyor…
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi, sadece ganimet elde etmek amacıyla savaşmayı, yaradan müminlere haram kılmıştır…
Bu sebeple, ben süper güç oldum, etrafımdaki bütün zenginliklere sahip olmalıyım mantığıyla hareket edemez müslüman… Günümüz savaşlarının en büyük sebebi, ganimet ya da günümüz deyimiyle zengin alt yapı kaynakları olan ülkelerin bu kaynaklarını ele geçirmektir…
Peygamber efendimiz as döneminde de savaşlar kaçınılmazdı…Müslümanlara zulüm, işkence uygulanıyordu ve yurtlarından atılmışlardı…
Bu savaşlardan birinde Hz, Hamza’nın nasıl öldürüldüğünü hatırlarsınız… Ölmüş bedenine yapılanları…
Böylesine çetin geçen savaşların sonunda bile Allah, esir alınabilmesini şarta bağlamıştır… Mutlak galibiyet zorunluluğu… Bu da savaş esirliğini zorlaştırıcı bir hükümdür…
Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir. (enfal suresi, 67)
Şöyle bir soru aklınıza gelmiş olabilir? Kadınlar da esir olarak alındılar mı? Alındılar ise bunun ne gibi bir amacı vardı?
Müslümalarla savaşmışlarsa esir alınırlardı… Amaç karşı tarafı barışa zorlamak, gerektiğinde esirleri takas edebilmekti… Bazılarının mantıksızca yorumladığı gibi bayanların zevk için kullanılması amaç değildi…
Allah, geçmiş kavimleri bu tür ahlaksızlıkları yüzünden helak etmişken, savaş sonucunda alınan esirlere bu şekilde yaklaşılmasına nasıl izin versin?
Bu konuda ki en büyük yanılgı,” İslamiyet öncesi dönemim” bilinmemesinden kaynaklanıyor… Cahiliye döneminde erkeklerin sınırsız kadınla evlenme hakkı vardı… Yine o dönemde kurulan panayırlarda bayanlar aleni satılıyor ve fuhuş yapılıyordu… Hatta kabe’nin etrafında insanların çırılçıplak (kadın, erkek) tavaf yaptıklarından kaynaklar bahsediyor…
Peki Allah, alınan esirlere nasıl davranılmasını emretmiştir… Ayet, bu soruyu akıllar da şüphe bırakmayacak şekilde anlatır…
“Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah’ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. (Muhammed suresi 4)”
Yukarıda ki ayetten de anlayacağınız gibi Rabbimin ilk öğüdü esirlerin karşılıksız olarak salıverilmesidir… İkinci olarak da fidye karşılığı serbest bırakılmalarıdır…
O zaman ki şartlar içerisinde fidyesini ödeyemeyen esirlerin konaklama ihtiyacını karşılayacak barınaklar olmadığı için, esirler Müslümanların evlerinde misafir ediliyorlardı… Aslında bu dahi çok enteresan… Sizi savaş anında öldürecek olan birini, siz, savaş sonrası evinizde ağırlıyorsunuz…
Kim günümüzde evini savaş esirlerine açar ki? Hatta evini açmakla kalmamışlar, sadakalarından da onları faydalandırmışlar… Bakın hangi sebeplerle…
“Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm’a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. “Tevbe suresi, 60
“Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah’ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir. “Nur suresi 33
Ayette geçen mükatebe’nin anlamı, esirin kendi başına çalışıp kazancını biriktirebilmesidir. Bu sayede esir; kendi fidyesini ödeyip, özgür kalabiliyordu…
Ayrıca;
“Bir mümini hata ile öldürenin yapması gereken, bir esiri hürriyetine kavuşturmak ve ölenin ailesine bir diyet ödemektir…nisa 92
“bilerek yaptığınız yemini bozmanın kefareti ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisiyle on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut bir esiri özgürlüğüne kavuşturmaktır…maide89
Ona iki yolu gösterdik. Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi. Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir? Köle azat etmek, Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir, Yakınlığı olan bir yetime, Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula. Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır. (Beled 10-17)
Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. (Nur suresi 32)
Siz de görüyorsunuz ki verdiğim altı ayetin hepsinde, esirlere karşı müminlerin iyilik yapması esas… Ayrıca yaradan, iyi davranışta olanları “evlendirin” diyor… Sahipleri onları odalık olarak kullanıyor olsa, ve Allah buna izin vermiş olsa, yaradan onları “evlendirin” buyurur mu?
Sizce bu hükümleri getiren Allah, cariyelerin bir meta gibi kullanılmasına izin verebilir mi?
Şimdi gelelim cariyelikle ilgili ayetlere…
Ve onlar ki, iffetlerini korurlar, Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. ( Müminun 5,6)
“Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut yeminlerinizin/sağ ellerinizin sahip olduklarıyla (evlenin). İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur..(nisa 3)
24. (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
25. İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı (genç) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcıve esirgeyicidir(nisa 24 ,25)
Şimdi bir parantez açıp Ali rıza Demircan’dan önemli bir alıntı yapmak istiyorum…
“Bakara 219 da alkollü içkilerde büyük günah olduğu, fakat cüzi faydalar da bulunduğu açıklanır. Nisa 43 de sarhoş iken namaza yaklaşılmamasına vurgu yapılır. Maide 90 da ise alkollü içkiler, şeytan işi bir pislik olduğu kesin bir dille açıklanır. Şimdi yasaklayıcı hükümler varken, nahl suresinin 67. Ayetine dayanılarak alkollü içkilerin helal olduğu söylenebilir mi? Söyleyebilen bir alim var mı?
Cariyelerin evlendirilmesini konu alan nur suresinin 32 ile onlarla evlenilmesini öğütleyen nisa suresinin 3, 24 ve 25. Ayetleri ortada iken, nikah konusuna değinmediği için müminun suresinin 5-6. Ayetlerine dayanılarak kişinin cariyesiyle nikahsız ilişkiye girebileceğini söylemek, hiç şüphesiz İslam’a ve onun kitabı Kur’an ‘a aykırılıktır, iftiradır…”
Alkolle ilgili örneği paylaştım sizlerle… Şimdi verdiğim ayetlerden ilk olarak “nisa suresi 25. Ayeti okursak”, orada çok açık ve net ifadelerle Allah, cariyelerle “evlenmeyi” 6 şarta bağlamıştır.. (Mustafa İslamoğlu bir yazısında nisa 25 ayetiyle ilgili: “Eğer cariyelerle evlenmeden de yatılabiliyorsa, evlenmeye ne gerek var? Ayet bunu niçin talim etsin.”)
- Hür kadınlarla evlenme gücü olmayacak.
- Evlilik için sadece “Müslüman cariyeleri” seçebilecek…
- Velilerinin/sahiplerinin izni alınmadan cariyelerle evlenilemez.
- Cariyelerin iffetli olması
- Mehir verme zorunluluğu
- Böyle bir evliliği ancak zinaya düşme korkusuyla yapmak…(zinaya düşme korkusu, bir cariye ile giderilebildiğinden yalnızca bir cariye ile evlenilmeye izin verilmektedir… Ali rıza Demircan)
Bu ayetten, eğer kişinin maddi durumu iyiyse, cariye ile evlene-me-yeceği hükmü de çıkıyor… Hür bir kadını eş seçmek zorunda…
Ayetin bitiş cümlesi ise, gerçeği görmek isteyenler için açık ve net…
Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır…
Yani, hür kadınla evlenmeye gücün yetmiyorsa, imanlı bir cariye ile de evlenebilirsin… Hür kadınlardaki gibi mehirini vererek tabi…
Fakat sabretmeniz daha hayırlıdır, buyuruyor yaradan… Söz konusu evlilik olduğunda dahi…
Bir kişinin cariye ile ilişki yaşayabilmesi için evlilik şartı aranmasa, kişi sınırsız cariyesi ile sınırsız ilişki yaşıyor olabilse “sabretmesi” gereken ne olacak?
Yine Nisa suresi 3. Ayette dört kadına kadar izin verilirken de, “adaletin gözetilemeyeceği endişesiyle” tek bir eş veya tek bir cariye ile “evlenilmesi” öğütlenmektedir… (bazı meallerde nisa 3. ayette “yetinin” ifadesi kullanılsa da, bu ifade Kur’an da yoktur…)
Nisa suresi 24. Ayette geçen bir konuyu belirtmekte fayda var… Evli harp esiri kadınlarla evlenilmesine izin verilmesi, meselesi…
Öncelikle bilmemiz gereken bir nokta var…Cariyelerin kendisiyle yapılacak evliliği reddetme, iste-me-me gibi hakları vardı… Hadislerde evlenmeyi reddeden cariyelerin örnekleri vardır…
Hatırlarsanız Nur 32 de hem hür, hemde köle ve cariyeden bekar olanların evlendirilmelerini buyurmuştu yaradan… Amaç, toplumun her kademesinde zinanın olmadığı sağlıklı bir toplum yapısı oluşturmak…
Nisa suresi 24 Ayetin bu kısmı; Eşleriyle tekrar birleşme şansı olmayan (örneğin, din olarak müslümanlığı seçtiklerinde, eşleri onları istemeyebiliyordu.. Biliyorsunuz, Babaların, kendi öz evlatlarını bile müslüman oldukları için evlatlıktan sildikleri bir dönem) cariyeler için söz konusudur.… Cariye, kendi de isterseevlilik teklifini kabul edip evleniyordu… (Tabi bu ayeti yine, nisa 25 de alt alta yazdığım altı şart ile birlikte okumak lazım… Güncelleme: Yazımın altına yapılan yorumlardan Özgür hanımın bu ayet ile ilgili yaptığı açıklamayı da burada palaşmak isterim…
“(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz CARİYELER MÜSTESNA, evli kadınlar da size haram kılındı…………………. (Nisa/24)
Burada da evlenmenin yasak olduğu kadınlar anlatılıyor, Nisa 23 ten itibaren evlenilmesi haram kılınanlar sayılıyor, en son evli kadınlar da size haram deniyor.Evli olmayanlar nikahsız mı helal olacak ki cariyeler nikahsız helal olsun“
Bir de Nur suresi 58 ayet var… Cariyeler, sanıldığı gibi evin sahibi tarafından odalık olarak kullanılıyor olsa, edep yerlerinin birbirleri tarafından görülmesi neden yasaklanmış olsun… Neden ev sahibinin yanına girerken üç defa izin istesinler? Evli eşler, birbirlerinin yanına girerken izin istiyorlar mı? Hayır…
Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. (Nur suresi 58)
Ne yazık ki peygamber efendimiz as dönemiyle azalan “esirlik”, Emeviler-Abbasiler döneminde tekrar ortaya çıkartılmıştır… Ve özellikle işlerine geldiği gibi aldıkları kararları sanki İslam böyle emrediyormuş gibi sunmuşlardır… O dönemim içtihat yapan ulemaları da yaşadıkları baskı sonucu bu şekilde karar almaya zorlanmışlardır…
Kuran ayetleri tek başına değerlendirilemez. Bir bütünün parçasıdırlar… Yukarıda bahsettiğim bütün ayetleri bir araya getirdiğimizde ancak bu konu hakkında sağlıklı bir sonuca ulaşılabilir…
Cariyelerle ilgili şimdiye kadar hazırlanan en sağlıklı kitabın Ali Rıza Demircan’ın “cariyeler ve sömürülen cinsellikleri” adlı eserinin olduğunu düşünüyorum… Bu yüzden yazımda bir çok yerde alıntılar yaptım… Merak edenler ve anlattıklarıma rağmen içinde hala şüphesi olanlara, içinde başka tespitlerinde olduğu bu çarpıcı kitabı tavsiye ederim…
Muhteşem yüzyıl dizisindeki cariyelik sistemini islamiyetle bağdaştırmaya çalışanlara da sadece “el insaf” diyorum…
Kuran-ı Kerim’in neden akıl sahipleri için bir öğüt olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum…
Detay bilgiler için ayrıca bakınız;
Muhammed esed’in Müminun-6 ve Mearic-30 ayetlerinin meali…
Mearic-30 eşleri; yani [nikah yoluyla] meşru şekilde sahip oldukları dışında [isteklerini frenleyenler:] çünkü ancak o zaman hiçbir kınamaya uğramazlar,
Müminun-6 eşleri -yani, [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları insanlar- dışında [kimsede arzularına doyum aramazlar]: çünkü onlar (eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar;
Lafzen, “yahut sağ ellerinin malik olduğu kimseler” (ev mâ meleket eymânuhum). Çoğu müfessirler bu ifadenin şüphe götürmez bir biçimde kadın kölelerle ilgili olduğunu ve ev (“yahut”) takısının da meşru seçeneklerden birine işaret için kullanıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu geleneksel yorum, bizce, kadın kölelerle evlilik dışı cinsel ilişkinin meşruiyetini öngördüğü sürece doğru ve kabul edilebilir gözük-me-mektedir: çünkü böyle bir öngörü ya da önkabul KURANIN KENDİSİYLE ÇELİŞMEKTEDİR. (bkz. 4:3, 24, 25; 24:32).
Üstelik sözü geçen yoruma karşı yapılabilecek tek itiraz da bu değildir. Çünkü Kur’an “müminler” terimiyle hem erkek hem de kadın müminleri kasdetmekte; ezvâc terimi de (“eşler”) hem erkek hem de kadın eşlere işaret etmektedir. Bunun içindir ki, mâ meleket eymânuhum ifadesinin “onların kadın köleleri” anlamına yorulması için ortada hiçbir sebep yoktur.
Öte yandan, bu ifadeyle erkek ve kadın kölelerin birlikte kasdedilmiş olması da sözkonusu olmadığına göre, ifadenin hiçbir şekilde kölelerle ilgili olmadığı, fakat 4:24′deki gibi “nikah yoluyla meşru olarak sahip oldukları kimseler” anlamına geldiği aşikardır Yalnız ifade, burada, bu anlam örgüsü içinde 4:24′dekinden önemli bir farklılık göstererek evlilik yoluyla birbirine “meşru olarak” sahip olan hem erkek hem de kadın müminlere işaret etmektedir. Bu yoruma göre, cümlenin başında yer alan ev takısı da “yahut” anlamında bir seçenek bildirmeyip, “bir başka deyişle” yahut “yani” tabirleriyle benzer şekilde, açıklayıcı bir ifadeye geçiş işlevini görmektedir ki, bu durumda, bir bütün olarak cümlenin anlamı şöyledir:
…eşleri, yani [evlilik yoluyla] meşru olarak sahip oldukları kimseler dışında…”http://www.rahmet.org/kuran/mealturk/doc(23).pdf
Bu yazı ATEİSTLERİN İDDİALARINA CEVAPLAR..., Dini Meseleler, Yazılarım kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
eğer ilk eş, ikinci evliliğe izin vermezse eşi ikinciyle evlenemez…hatta cariyelikle ilgili tavsiye ettiğim kitapta cariyelerin de seçme hakkı olduğu ve bununla ilgili yaşanan olay ve hadisleride kitapta okuyabilirsiniz… yanlış uygulamalar sizi yanıltmasın… önemli olan kuran ın nasıl emrettiği..
dört eş konusu ile ilgili yazım.. http://www.mervece.com/dort-kadinla-evlilik-meselesi/
dünyanın giderek kirletilmesi… dediklerinize kesinlikle katılıyorum ama Allah bize irade vermiş… “akıl” vermiş…seçme, seçtiklerimizi uygulama hakkı vermiş… ama insanlar kalkıp akıllarını yanlış işlerde kullanırlarsa bunda dinimizin ne günahı var… böyle bir şeyi tavsiye etmiyor ki kur’an…
ve baş ağrın umarım geçmiştir, geçmiş olsun..
hiç toprağın altına gidipte gelen yok diyorsun… var… “mesela bizim bahçedeki dut ağacı gitti, geldi; bağ gitti geldi… toprağın altına her giden, daha güzel geliyor, Allahın değer verdiği insan niye geri gelmesin,,ilk yaratmak mı daha zor, sonrası mı? tabiki ilkini, e ilkini yaratan sonradan niye tekrar yaratmasın” tırnak içiresinde verdiğim sözler bana ait değil.. necmi ilgen’e ait…
namazı Allahı bize ihtiyaç duyduğu için değil, biz ona ihtiyaç duyduğumuz için kılıyoruz… Kul olduğumuz için kılıyoruz. Bu yüzden namaz sadece peygamber efendimizin ümmetine değil, bütün peygamberlere ve ümmetlerine farz kılınmıştır… Kuran da örnekleri var… eğer salt insanın özünün iyi olması yeterli olsaydı, ilk başta peygamber efendimiz as ayakları şişene kadar ibadet etmezdi… neden o kadar ibadet ediyordu? çünkü Allaha tam manasıyla inanıyor ve onu seviyordu… nasıl ki sıkıldığımızda başımızı bir dostun omzuna yaslarız… müslümanlarda secde sayesinde alınlarını secdeye yaslayarak, Allahın dostluğuna sığınıyor… hayatın zorluklarına bu sayede sabrediyor… siz sevdiklerinizle günde beş kere görüşseniz bu size “zulm” gibi mi gelir, keyif mi verir?
zina konusuna gelince… bu konunun sizin yazdığınız şekli ve sonuçlarıyla ilgili etrafımda o kadar çok kötü sonuçlar yaşayan varki… bir çok kişiyle bir çok ilişki yaşamak, durumu gittikçe sıradanlaştırır… ilk başlarda elele tutuşmak bile çok anlamlı gelirken, bir süre sonra anlamını yitirir…
“çok kadın hiç kadındır oğlum yalnızlıktır sonu” teomanın, “zamparanın ölümü” adlı şarkı sözlerinden… bu konuda şarkının adının ve sözlerinin yeterince açıklayıcı olduğunu düşünüyorum…
öncelikle kuranın böyle bir üslubu yoktur…peygamber efendimizin eşlerinden biriyle alakalı durumda bile kuranda isim geçmemiştir…
diyelim sizin dediğiniz gibi oldu, muaviye çıkarttı… o zaman insanın aklına ister istemez şu soru da gelir.. “muaviye, kendisini işaret edecek şekiilde kuran ayetlerini neden şekillendirmedi ?…”
Bir tane yetmeyene dünyalar dolusu eş verilse yetmez.
Onunki artık haddi aşmaktır.İslamın çok eşlilik ruhsatı
bir eşle yetinmeyip gözü dışarda olan sapkınlar için değildir.
Bu erkeğin zevku sefasını düşünüp birle yetinemeyeceğini
söyleyen zihniyetin o erkeğin yanına eş olarak verilecek insanlara bakış açısında sakatlık vardır.Aile yapısını,insan ilişkilerini, çocukların yetiştirilmesini sakatlayacak bir anlayıştır.Örnekleri de boldur.
Birden fazla insanla evlenme ruhsatı yetim ve dul haklarına yöneliktir.
Ayetin bulunduğu yer yetim hakları içinde geçer,
ayetin içeriği yine yetimlerle başlar.
Cariyelerle nikahsız ilişkiye meyledene çözüm çok eşlilikte aranamaz.Böyle yapılırsa bir taraf düzeltilirken diğer taraf bozulur..Asıl düzeltilmesi gereken sapkın davranışlardır.İnsanın rüşte erişmesi için gereken ahlaki
yapının kazanılmasıdır.
yapmamışlar, demek ki Kuran emretmemişmiş.Bunları şimdiye kadar neden
kimse dememişmiş.
Tarihi de yine işlerine geldiği gibi okuyorlar.
……………..
Bu sese kulak kabartan Sasani ve Bizans’ın köleleri, ezilenleri, mahrumları, çaresizleri, İslam’ın içindeki mülk kavgasını görünce “Bu da diğerleri gibi” dediler ve umutsuzluğa gark oldular.
Ama adam öldürene ne ceza uygulanacağını da bildirir.
doğru mu bulmuştur.Bu akla zarar , zerre mantık
içermeyen safsataları kölelik için savunanlar var.
islamda olmayan şeyler sanki ondanmış gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Halbuki Kuranın merkezinde tevhid anlayışı vardır, insanların birbirlerine
değil Allaha kul olmasını temel değer olarak kabul eden bir dindir.Nasıl
olacakta böyle bir anlayış sağdan soldan insanları kapın ,köle diye kullanın
diyecekte bunu savunacak.Bu tarz parçacı, akla zarar anlayışlarla kendilerini
avutmaya gözlerini kapamaya çalışan insanlar ancak kendilerini kandırmaya
çalışıyorlar .
Kölelikte onlardan biri. Bu tarihden bir kesit , eğrisiyle doğrusuyla bir de tarihi
böyle okusunlar bakalım Kuran mı köleliğin kaldırılmasını istememiş acaba:
Bu nedenle yazıya esir almak, köleleştirmek, cariye yapmak ile ilgili bir girişle başlayalım.
Ahzab ve Nisa surelerinde açıkça Allah Cariyelere ganimet der..
Bukadar açık hükümleri yok sayabilmek kolay mı? Hala neyi yok saymaya çalışıyosunuz ki.. Kuranda kölelik ve cariyelik meşrudur. Cariye ile ilişki meşru görülmiştir, Eveli bir kadın köle alınırsa evlenmek meşru kabul edilmiştir. Vs, vs
Sizlerede böyle sayfa sayfa savunma yapmak kalır.. Umarım hayalinizde yaratdığınız ve savunduğunuz dinle gerçek dinin arasındaki farkı görmeyi başarabilirsiniz…
http://www.mervece.com/?p=711
hiç bir şey yok.
Bu safsatalarınızın hiç bir yere çıkmadığını sizde biliyorsunuz.
okuyanın anlayabileceği şeyler.Ama dursun cemaati üyesi olarak sizin inancınızda
din dediğiniz şeyde cariyeyle nikahsız ilişki olduğu için artık siz oturun düşünün.Kuranda yok. Geleneği Kurana arz etmeden biz geleneği alamayız, Kuran yasaklamış bize .Gelenek Kurana uygunsa alınır.Ama siz geleneklere tabisiniz.Bunlara bayılan tarikatlarla tarikat kardeşliği kursanıza bize de haber verin gelip sizi seyreyleyelim. Onlara deyin “bak sizin gelenekte böyle” tabi öyle derler,geçinir gidersiniz.Kimse size karşı çıkmaz. Bizde yok diyoruz siz var diyorsunuz. Onlarla çok iyi geçinirsiniz.
http://www.mervece.com/?p=1300
hükümleri neden olmayacak Kuranda.Bu ayetlerde
sizin hayallerinizdeki cariyeler yok.Meşru savaşda ele
geçirilen esirlerle ilgili hükümlerin olduğu ayetler bunlar.
Siz yazılanları hiç mi okumazsınız.
saçma sapan şeyler yazıyorsunuz.
“Zinadan kaçınıp iffetinizi korumak şartıyla bunlar dışındaki kadınları mallarınızla istemeniz size helal kılındı.”
Bunlar bütün müslümanların evlilik şartları .
Erkekde de kadında da evlenmek için ilk aranan şart namuslu olmaları .
Maide 5 de ,”Mümin kadınlardan iffetli olanlar” ile daha önce kendilerine “kitap verilenlerden iffetli kadınlar” da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır. *
Nur 3 de, Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.
Kölelerle nikahsız ilişki de kadınlara islamda yasaldır. Bu uydurduğunuz yalanlar varmıymış ayette!
İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır.
İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar,
Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır.
O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.
kimlerle “evlenmenin” o kişi hoşa gitse bile hayırsız olacağının açıklandığı ayettir.
Burada sadece kadınlar değil erkekler içinde aynı şey geçerlidir.
Bir de çıkıp bu ateist halinizle “ayetleri yorumladım,ayetleri açıkladım” demiyor musunuz, dışarıdan sizi seyreden müslümanlara nasıl göründüğünüzün de farkında değilsiniz.
http://www.mervece.com/?p=1300 buralarda yine sizin
sorularınıza cevap olarak yazılmış.Biz sizin sorduğunuz sorulara açıkça cevapları yazıyoruz. Ama onları okuduğunuz bile yok.Artık bir kerede yazılanları “okumayı” deneyin.
Okundu-cevap yazıldı,herkes fikrini söyledi ama hala döne döne aynı şeyleri yazıyorsunuz.
Tartışmalar insanlara zenginlik katar. Ama böyle sürekli aynı yazılar ancak sıkıcı oluyor.
Sabah kalktıklarında günah olmasın diye; duş alır. Namazı kılmazlar. Neden boy abdesti alınır ki? Cevabı bilinir; Namaz için tabii. Namaz kılmayan zevatın boy abdesti alması ne ironik.
Muhammed öncesi Arabistan’da “evcil fuhuş” ve açık fuhuş”u okumazlar; İslam’ın, yozlaşmış ve eskimiş kölelik sistemine (kastım cariyelik) getirdiği “Hayır görmek” erdemliliğini; (azatlık ve mükâtebeden bahsediyorum) emir niteliğinde değil; tavsiy ettiğini de bilmezler.
Kur’an’ın indiriliş döneminde Kölelik denilen köhne yapının, dünyanın her yerinde, yerleşik bir kurum olduğu şimdilerde biliniyor. Bunun birden bire ilgası Kur’an’i metoda göre hem yerleşik değil; hem de ekonomik olarak imkansızdı. Oysa ki Kuran bir imkansızı istemez. Bu akla terstir.
Bunu aşabilmak ve köleliğin nihai olarak tamamen ortadan kaldırılmasını sağlamak için Kuran 8:67’e “artık yalnızca haklı bir savaşta alınan esirlerin köle olarak tutulabileceklerini” emreder. Ama bu yolla veya – 8:67’nin inmesinden önce – Başka herhangi bir şekilde köle edinilmiş kişiler için dahi Kuran köleleri azad etmedeki büyük erdemi vurgular. Bunu çeşitli günahlar için bir kefaret aracı olarak kılar. ( Bakabilirsiniz 4:92 5:89 58:3)
Ayrıca Resulallah (Muhammed) insanları kölelikten şartsız olarak kurtarmanın Allah İndin’de bir Müslümanın ifa edebileceği en taltife değer bir eylem olduğu çeşitli vesilelerle görüşmelerinde bizzat vurgulamıştır. (Bu sorunla ilgili olarak sahih olan tüm Hadislerin kritik bir tartışması ve analizi için Neylu’l Evtar VI, 199 vd.)
O zaman sorum size; şimdiki zamanda bir köle satın alsanız, kaçınızın buna gücü yeter? Bunun akabinde azad etmek… Örneği basitleştirelim. Kim kendi aracını (otosunu) bir ihtiyacı olan isterse hibe eder? Allah için, pek azıdır değil mi?
O halde neden o dönemdeki köleliğin ki bunun evveli de var, insanlık tarihi kadar eski olduğu biliniyor. Kuran böyle olumsuz durumları ahlaken kınayıcı bir imayla anlattığından şüphe yoktur.
O dönemin toplum yaşantısını farklı kaynaklardan okuyun! (Darakutni, İbni Kesir, Ebu Davut, İbn Cerir, Beyhaki, Muhammed bin Sirin ve bir dolusu…)
Devletler arası hukukun uygulanabilir yaptırımlarından birisidir, “Esir Mübadelesi” yakın tarihimizde de bilinir. Bunun insanlık için ne denli önemli olduğunu biliyoruz.
Bunu da görmezden gelip, İslam’da cariyeliği, sözüm ona sanki cariyelik Muhammed öncesi yokmuş gibi, kötü biçimde eleştirirler.
“Burada yeri gelmişken şu noktayı belirtmeliyiz: Eskiden köleler üç sınıfa ayrılırdı:
1) Savaş esirleri,
2) Ele geçirilip köleleştirilen hür kimseler,
3) Babalarının neden köle olduğunu ve başlangıçta bu kategorilerden hangisine girdiklerini bilmeyen miras kalmış köleler.
İslâm’dan önce, dünyanın kalan bölgeleri gibi, Arabistan’da her üç türden kölelerle doluydu. Toplumun tüm sosyal ve ekonomik yapısı hizmetçi ve ücretlilerden daha çok kölelerin emeğine dayanıyordu. İslâm’ın önündeki ilk sorun, miras kalmış köleler (cariyeler de buna dahil) sorununa el atmak ve ardından, gelecek tüm zamanlar için kölelik sorununa tam bir çözüm bulmaktı. İlk sorunu ele alırken, İslâm, tüm sosyal ve ekonomik sistemi bütünüyle felç edip, Arabistan’ı Amerika’dakinden daha yıkıcı bir iç savaşa sürükleyerek, sorunu bugün zencilerin her türlü hakaret ve aşağılanmaya maruz kaldığı Amerika’daki şekliyle bırakacağından, miras kalmış köleleri hemen sahiplerinin elinden kurtarmaya kalkmadı. İslâm bu tür çılgınca bir reform politikası izleyemezdi. Bunun yerine, kölelerin azad edilmesi için manevî-ahlâkî bir hareket başlattığı ve halkı ahirette kurtuluşa ermek için, veya günahlarının keffareti olarak, ya da mükâtebe yöntemini kabul etmekle isteyerek kölelerini serbest bırakma yolunda eğitici ve harekete geçirici faktörler, ikna, dini emirler ve yasal yaptırımlar kullanma yolunu seçti. (İmam Mevdudi Tefhimul Kuran Tefsiri)
Evcil fuhuş: Koruyucuları bulunmayan azad edilmiş cariyelerce, ya da ailevî veya kabilevî desteği bulunmayan hür kadınlarca yapılırdı. Bunlar bir eve yerleşir ve cinsel doyum karşılığında geçimlerini sağlamak için aynı anda birden fazla erkekle anlaşma yaparlardı. Çocuk doğacak olursa, anne onu ilişkide bulunduğu erkeklerden istediğine atfeder ve toplumda bu adam onun babası sayılırdı. Cahiliyye bulunduğu dönemde yerleşik bir adet halini alan bu durum, evlilikle hemen hemen eş statüdeydi. İslâm gelince, bir kadının nikâhla tek bir kocanın bulunduğu durumları yasal evlilik olarak kabul etti ve tüm diğer cinsel doyum şekillerini zina ve dolayısıyla ceza gerektirici suçlardan saydı. (Ebu Davud).
Yalnızca cariyelerin yaptığı Açık Fuhşun iki türü vardı:
1) Cariyeler her ay sahiplerine büyük miktarda belli bir para ödemeye zorlanır ve bunu da ancak fuhuş yoluyla kazanabilirlerdi. Cariye sahibi, paranın nasıl kazanıldığını çok iyi bilirdi ve gerçekte, özellikle bu yolla kazancın normal çalışma ücretlerini çok çok aştığı bir zamanda böylesine ağır bir yükü zavallı cariyenin üzerine yüklemenin başka bir amacı da yoktu.
2) Genç ve güzel cariyeler genelevine konur ve kapıya isteyenin orada şehvetini doyurabileceğini gösteren bir bayrak ya da bez parçası asılırdı. Böylece çalışan kadınlara “kalikiyyat” ve çalıştıkları evlere de “mevahir” denirdi. Dönemin tüm önde gelen kişileri bu türden fuhuş yuvalarına sahipti ve onları işletiyorlardı. Muhammed’in hicretinden önce Medine Krallığına getirilmiş bulunan ve Hz. Aişe’ye iftira olayında başrolü oynayan münafıkların başı Abdullah b. Übeyy’in böyle bir evi vardı ve içinde altı güzel cariye çalışıyordu. O bunlarla yalnızca para kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda Arabistan’ın çeşitli yörelerinden kendisini görmeye gelen önemli misafirlerini de eğlendiriyordu. Bu yolla doğan çocukları da, köleler ordusunun gücünü ve görkemini artırmada kullanıyordu. Bu fahişelerden olan Muazele İslâm’ı kabul edip, geçmiş günahları için tevbe etmek dileyince, İbn Übeyy kendisine işkence etmişti. Kadın Hz. Ebu Bekir’e şikayette bulunmuş, o da meseleyi Muhammed’e bildirmişti . Muhammed, kadının bu zalim adamdan alınmasını emretti. (İbn Cerir, cilt: 18, sh: 55-58, 103-104, el-İstiab. Cilt: 2, sh: 288-289).
İşte o dönemde şartlar buydu. Eğer bu şartlar gözönüne alınırsa, yalnızca cariyeleri fuhşa zorlamayı yasaklamak değil, İslâm Devleti’nin sınırları içinde fuhşu da her türüyle gayri meşru ilân ederek yasaklamak olduğu açıklık kazanacaktır. Bununla birlikte, geçmişte bu işe zorlananlar hakkında da genel af ilânında bulunulmuştur.
Kimse kimsenin üzerine bekçi değil; Vekil olarak Allah yeter!
Anlaşılması için Tekrar edeyim…
Yoksa;
“Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.”
Bir hayvan ile aranızdaki fark, Allah’ın size kıymet verip “akıl” vermiş olması…
Akıl veren değil…
Şimdi soruyorum sana diyorsun ki Kuran veya Muhammed köleliği yok ettikten sonra vefat etti. Aslına bakarsan bu sav gerçekten kabul edilebilir. Çünkü toplum düzenine bakarsan gerçekten de peygamber döneminde kölelik yok edilmiş gibi görünüyor. Hadi diyelim ki köleliğin en fazla 50 yıl ömrü olsun. Şu anda neden kölelik ayetleri var?
Kölelik ayetlerin nesh edilmek zorunda oldugunu bilmiyor muydu Allah? Peki neden kaldırmadı? İşte asıl akıl almaz soru burda.Araplar kendi akıllarına göre peygamberden ezberlerdiklerini yazmışlar ve kitap budur diye yutturuyorlar. Aklınızı kullanın derim
Müşrik bir erkekten, iman etmiş bir köle ile “evlilik” daha hayırlı..
Hayır…
Hem erkek için hem de kadın için iki şart var… ya “karşılıksız salıverilme”, ya da “fidye”… bu kadar net…
Ön bilgi ile okumanızı tavsiye ederim.