4 Nisan 2018 Çarşamba

Hz. Âdem'den (a.s.) Peygamber Efendimize (a.s.m.) gelinceye kadar bütün peygamberlerin tebliğ etmiş oldukları iman esasları birdir. Bu husus, peygamberlerin tebliğ ettikleri bütün hak dinlerin ortak bir hususiyetidir. Hiç bir peygamber iman esaslarını değiştirmediği gibi, ona herhangi bir ilâve de yapmamıştır. Hz. Adem (as) insanları nelere inanmaya çağırmışsa, son peygamber Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam da ümmetini o esaslara iman etmeye davet etmiştir.
İlâhî dinler arasında iman esasları hususunda hiçbir fark olmadığı gibi, bilhassa temel ibadetler hususunda da fark bulunmamaktadır.
İşte dinin direği mesabesinde olan namaz da bütün peygamberlere ve onların ümmetlerine farz kılınmış bir ibadettir. Fark, sadece vakitlerde ve rekât sayısındadır. Meselâ, namaz Hz. Musa'nın (as) ümmetine günde elli vakit olarak farz kılınmıştı. Bize ise, sevap bakımından elli vakte denk, beş vakit olarak farz kılındı.
Namazın geçmiş ümmetlere de emredildiği hususu bizzat Kur'an-ı Kerîm'de ifade edilmektedir. Meselâ, bir âyeti kerimede Hz. İbrahim (as)’in devamlı namaz kıldığı ve neslinin de namaza devam etmelerini istediği şöyle haber verilir:
"Yâ Rabbi, beni ve benim neslimden olanları namaz da devamlı kıl. Ey Rabbimiz, duamı kabul buyur."(İbrahim, 14/40)
Hz. Musa (as) da namazla emrolunmuştu. Mâide Sûresinin 12. âyeti kerimesinde İsrailoğullanndan namaz kılmaları hususunda kesin söz alındığı ifade edilir.
Hz. Şuayb (as) da çok namaz kılardı. Hatta bu sebeple kendisine hakaret edilmek istenmişti. Bu da Kur'an-ı Kerîm'de şöyle beyan buyurulur:
"Onlar dediler ki: 'Ey Şuayb, atalarımızın taptıklarını terk edip mallarımız hakkında dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor?" (Hûd, 11/87)
Yine Kur'an-ı Kerîm'de Hz. Ishak ve Yakub'un, Hz. Zekeriya'nın, Hz. İsa’nın (aleyhimüsselam) namaz kıldıkları bildirilmektedir.
Diğer taraftan oruç ve zekât da sadece Peygamberimizin (asm) ümmetine mahsus ibadetler değildir. Nitekim, Kur'an-ı Kerîm'de bu ibadetlerin diğer ümmetlere de farz kılınmış olduğu bildirilmektedir. Meselâ, Bakara sûresinin 183. âyetinde mealen şöyle buyurulur:
"Ey imân edenler! Oruç, sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Tâ ki, günahtan sakınıp takvaya eresiniz."
Evet, namaz, oruç, zekât ve daha birçok ibadetler diğer peygamberlerin şeriatlarında da vardı. Fakat zamanla Yahudi ve Hristiyanlar bu ibadetleri terk ettiler veya değiştirdiler. O halde, demek yerine, "Cenâb-ı Hak namazı Yahudilere ve diğer ümmetlere de emretmiştir."demek daha doğrudur.sorularla islamiyet

3 Nisan 2018 Salı

Bakara180 nisa11/12 miras

Miras paylaşımıyla ilgili iki ayette çelişki olduğu iddiası vardır. Bu iddiaya göre Bakara Suresinin 180. ayetinde varise vasiyetin hak olduğu söylenirken, Nisa suresinin 11 ve 12. ayetlerinde ise miras paylaşımında bazı oranlar bildirilmektedir. Ayetler dikkatli okunduğunda, iki olay arasında bir çelişki olmadığı görülür. Ayetler şöyledir.
Sizden birine ölüm yaklaştığında, bir mal bırakacaksa anaya babaya, yakınlara, uygun bir biçimde vasiyet etmesi farz kılındı. Bu, erdemliler için bir görevdir. (2 Bakara Suresi – 180)
Allah size çocuklarınız hakkında öğütte bulunuyor. Erkek, kadının iki katı pay alır. Mirasçılar sadece kadın olup iki kişiden fazla iseler terekenin üçte ikisi onlarındır. Çocuk sadece bir kadınsa terekenin yarısı onundur. Ölen kişi ardında çocuk bırakmışsa, ana ve babasının her birisine altıda bir düşer. Çocuğu yok da kendisine sadece ana ve babası varis oluyorsa bu durumda annesine üçte bir pay düşer. Kardeşi varsa bu durumda annesine altıda bir düşer.
Tüm bu paylaşma oranları, ölenin yaptığı vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonra gelir. Analarınız, babalarınız ve çocuklarınızdan hangisinin size daha yararlı olduğunu bilemezsiniz. Bu Allah’ın yasasıdır. Allah Bilendir, Bilgedir.
Çocukları yoksa, hanımlarınızın bıraktığı mirasın yarısı sizindir. Çocukları var ise, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu pay, borçlarının ödenmesinden ve yaptıkları vasiyetteki payların dağıtılmasından sonradır. Çocuklarınız yoksa bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Çocuklarınız varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Bu pay, borçlarınızın ödenmesinden ve yaptığınız vasiyetteki payların dağıtılmasından sonradır.
Miras bırakan erkeğin veya kadının, çocuğu ve eşi olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi varise bu durumda herbirine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler, üçte biri paylaşırlar. Bu paylaşım vasiyetteki payların dağıtılmasından ve borçların ödenmesinden sonra uygulanmalıdır ki kimseye zarar verilmesin. Bu, Allah’tan bir vasiyettir. Allah Bilir, Şefkatlidir. (4 Nisa Suresi, 11-12)
Bakara suresinin 180. ayetinde vasiyet etmenin bir hak olduğu, herkesin ölümünden sonra mallarının dağıtımı için vasiyet edebileceği ayette bildirilir. Fakat bir insan vasiyet etmeden ölebilir. Bu durumda ise bu kişinin bıraktığı malları nasıl paylaşılacağı Nisa suresindeki ayetlerde ifade edilmiştir. Bu ayetler arasında herhangi bir çelişki olması söz konusu değildir. İki ayette farklı durumlara göre miras hukuku hakkındaki hükümler bildirilmektedir.

16 Mart 2018 Cuma

HzMUHAMMEDsav sonsuzsınırsız selat selam olsun sevgilerimle Ey NUR, Ey KUDDÜS, Ey ilklerin ilki ve sonların sonu RABBİM,
İsmet perdesini yırtan günahlarımızı mağfiret et Nimetleri degiştiren hatalarımızı mağfiret et Duaların kabulünü engelleyen Belalar getiren İşledigimiz bütün günahları ve yaptıgımız bütün hataları mağfiret et
İLAHİ Peygamberlerin Sana manen yaklaşmak için kendilerine şefaatçi kıldıkları kelimeler hürmetine güçsüzlüğümüze merhamet et. Günahlarımızı bağışla,sil.
Ey bütün sırlara vakıf olan ALLAH’ım MÜBDİ ve MÜİD isimlerinin hürmetine bize şefkat ve merhametinle muamele et.
Ey çabuk imdada koşan RABBİM ALLAH, EHAD, tüm isimlerin ve dualara süratle cevap veren BEDİ ismin hürmetine Sana yalvarıyorum. Ne olur ism-i cebbarınla bana bir heybet ve celal giydir ve düşmanlarımın ellerini benden çektir.
Kâfirlerden korunmak ve düşmana şiddetli hücum gerçekleştirmek ancak senin yardımınladır. Senin yüce kapına gelip sığınan kimsenin karanlığı dağılır.
Tâ Hâ, Yâ Sîn, Tâ Sîn (Neml) ve Tâ Sîn Mîm (Kasas ve Şuara) sureleri hürmetine bize yönelip gelen bir saadete ermek için bizim yardımcımız ol.
Kadri yüce, Kadir,Selam, Aziz ve celil ism-i şeriflerinin hürmetine beni her türlü düşman ve hasetçiden ve kötülüklerden koru.
ALLAH’ım CELAL.CELİL. RAUF,KUDDÜS ve RAHİM isimlerinin nuru hürmetine bu karanlıkları nurunla aydınlığa çevir.
ALLAH’ım HU ismi şerifin hürmetine, bütün rızkımızda bize bereket ihsan eyle ve önümüzdeki bütün zorluk ve güçlükleri kaldır.
Ey RABBİM İsmi Azam’ın nuru hürmetine O nur ile ihtiyaçlarımı gider. SELAM ve HAYY ism-i şeriflerinle hacetimi süratle yerine getir.
MA’BUD, HU, SAMED ve ŞEHİD isimlerinin hürmetine ey Yüce KAFİ isminle benim bütün işlerimi kolaylaştır. Sen bana yetersin.
HAK ism-i şerifin hürmetine duamı kabul buyur, benim yanımda ol, düşmanlarıma karşı bana kâfi gel, çünkü artık onlar çok ileri gittiler.
Ya İLAHİ! Benim ümidim ve seyidim yalnız sensin.
Beni tahkir etmek isteyen ordunun düzenini dağıt.
Kesin yeminlerin ve muhtevaları hürmetine bütün zararlıların hile ve tuzaklarını benden defet.
Ey YARATICIM ve SEYYİDİM (EFENDİM), İhtiyacımı yerine getir. İşlerim sana havaledir.
Ümmü`l-Kitap olan Fatiha suresi ve arkasından gelen sureler hürmetine
mükemmel ALLAHIM
Herşeye KADİR olan
herşeye güçü yeten ALLAHIM 
ve aklımdan geçen kişilere
(…..)aileme kardeşlerime sevdiklerime 
senin rızanı kazanmanı nasip et
firdevs cennetine koy
dünyada ahirette saadet nasip et
iki cihanda selamet ver
iman sağlık sıhhat aFiyet huzur mutluluk ver
karı kocalar aralarına Hoşgörü, geçim, tatlılık huzur ver yuvaları bozmaya çalışan musallatlardan kurtar koru hertürlü tehlikelerden muhafaza et hayırlı bütün isteklerimi istenilecekleri ver
ALLAHım çocuklarımızı (yasin çocuklarını)farzlarına sünnetlere itaat eden imanlı yavrular eyle cennetlik kulların arasına koy ve onların hayırlı okumaları ve hayırlı meslek edinmelerini ve hayırlı eş ,hayırlı arkadaş ve hayırlı huylar (alışkanlıklar) edinmelerini nasip et razı ol hayırlı kapılar aç SENden başkasına muhtaç etme 
çocuklarımızı kötü huydan kötü arkadaşlardan içkiden kumardan haram ve kötü yollardan sapıklıktan sapık olanlardan şerlerden şerlilerden zararlardan muhafaza et kurtar koru sahip çık 
RABBim ailemizi yavrularımızı mümin müslümanları münafıklıktan, şirkten ,fasıklıktan ,cinlere tapmaktan, musibetlerden ,belalardan, kazadan ,felaketten, maddi manevi pskolojik zihinsel bedensel hertürlü hastalıktan, cehennem eteşinden azabından ,yarattığın bütün ateşlerden ,azablardan ve şerleden ,cinlerden ,büyülerden, okumalardan, gözden nazadan, negatif elektiriklerden ,günahlardan ve zalimlerden ,beddualardan, zarardan ,sıkıntıdan ,kötülüklerden huzursuzluktan, fitneden fucurdan ,uhuvvetsizlikten,ihlassızlıktan yanmaktan batmaktan donmaktan korkmaktan boğulmaktan hertürlü afetlerden yangından depremden selden bütün afetlerden sapık olmaktan sapık olanlardan sapıklığın yayılmasından savaştan hapisten işkenceden şerlilerden (özellikle aklımızdan geçen .......)büyücülerin ve yaptıklarının tesirlerinden büyülerin düğümlerin okumaların bağlamaların yakmaların hertürlü sihir işlerin tesirlerinden musallat olmuş cinlerin kendilerinden ve tesirlerinden nazarların tesirinden şerlerinden kurtar koru muhafza et sana sığınıyoruz koruman altına al Ya SEYYİD’im Varlık ve birliğini güçlü delillerle ispat eden Ayetü’l Kübra’daki hakikatlerin nuruyla bizi her türlü felaket ve tehlikelerden koru ,kurtar muhafaza et.
Ey İLAH’ımız FETTAH ve REZZAK isimlerinin hürmetine ve ESMA-i HÜSNA diye tarif edilen bütün güzel isimlerinin hakkı için bizi topla dağınıklık ve perişaniyetten kurtar ALLAHım
Sırları kesin ve inkişaf etmiş Kuran-ı Hâkim’in nurani ve açık ifadeleriyle bizi her türlü korku ve sıkıntıdan kurtar.
Ey CELAL sahibi ve ey kırık gönülleri üzüntüden kurtarıp canlandıran ALLAH’ım “Kün=ol” emrinin “ Kaf” harfinin sırrı hürmetine bizleri koru.
Karanlıklar ve Tehlikeler deryasında bizi güvende kıl ve o deryadan en hayırlı bir selamet sahiline çıkmayı ihsan eyle.
Sensin benim sığınağım ve sıkıntılar ancak Seninle ortadan kalkar.
Dünyada ahirette isteklerimi istenilecekleri ver korktuklarımdan korkulacaklardan koru muhafaza et koruman altına al sana tevvekkül ediyorum

RABBİM
Razı olduğun kadar EFENDİMİZ(SAV)razı olduğu kadar bizden razı oldun kadar selatu selamlarımızı sevgilerimizle EFENDİMİZE (SAV)ilet sınırsız sonsuz selatü selamlarımızı kabul eyle
KUR’AN da hadisde büyükcevşende geçen duaların içine bizide kat amin diyoruz
HZ MUHAMMEDim(SAV) efendimizin  istediği hayır dualarını bizde istiyoruz sığındı şerlerden sana sığınıyoruz PEYGAMBERİMizin sav ahlakını ver Onun sav ahlakıyla ahlaklandır 
Razı olduğun kabul buyurduğun duaların içine bizleride kat
Razı olduğun kabul buyurduğun amellerin içine bizleride kat
Okunmuş hediye edilmiş edilmemiş bütün hatimleri yasinleri süreleri tevhidleri tesbihleri ve okuduğumuz tefriciyeleri salavatları hz MUHAMMED sav me hediye ediyoruz SEN kabul eyle hayırlı isteklerimizi kabul buyur MEVLAM dünyamızıda ahiretimizide güzelliğinle güzelleştir tatlılığınla talılaştır amin 
HzMUHAMMEDsav sonsuzsınırsız selat selam olsun sevgilerimle
AMİN
Amin elfü elfi amin

3 Mart 2018 Cumartesi


Necm suresinin sonunda secde ayetinin olması ve Hz. Peygamber (asm)'in orada secde etmesi ve ihtimal ki onunla birlikte bulunan bazı müşriklerin de biraz önce geçen ayetlerde putları olan “Lat-Uzza-Menat”ın isimlerinin de geçmesinden ötürü aynı secdeye iştirak etmeleri, bazı zındıklar için bu “Garanik” kıssasını uydurmaya güzel bir fırsat oluşturmuştur. 

Buhari, Muslim ve benzeri muteber ve sahih kitapların ve meşhur müsnet kaynakların hiçbirinde yer almamıştır. Şayet sahih olsaydı, hiç olmazsa bir tane sahih ve muteber kaynakta bulunacaktı.

Meşhur hadis otoritesi İbn Huzeyme de “Bu kıssanın zındıklar tarafından uydurulduğunu” belitmiştir(Şevkanî, ilgili ayetin tefsiri)

Hiç mümkün müdür ki, Necm suresinin başında: 
“Kayan yıldıza yemin olsun ki; arkadaşınız (Muhammed) yanılmadı, sapmadı, aldanmadı.  O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor. O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.”(Necm, 53/1-4) 
mealindeki ifadeler özellikle vurgulanmış olsun; Surenin sonlarında ise, Kur’an’dan olmayan “şeytanın uydurukları”na izin verilsin. Kur’an bundan münezzehtir.
“Ey şeytan senin kullarım üzerinde asla bir tasallutun olmaz.”(Hicr, 15/42; İsra, 17/65),
“Şüphesiz şeytanın mümin olnanlar üzerinde hiçbir tasallutu olmaz.”(Nahl, 16/99)


Senden önce hiç bir resul veya nebî göndermedik ki, halkının hidâyetini umarak gayret gösterdiğinde, Şeytan onun temennisi hakkında bir vesvese vermek ve ümidini kırmak istemesin. Ama Allah, şeytanın attığı o vesveseyi giderir, sonra da âyetlerini sapasağlam, muhkem kılar. Zira Allah alîmdir, hakîmdir (herşeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir) .


Âyette geçen “temennâ” fiilinin ilk ve meşhur anlamı “arzu ve temenni etmek, ummak” dır. Bu kökten “ümniyye” ise isim olarak “temenni edilen şey” mânasına gelir. Âyette her iki kelime de bu mânalarda kullanılmışlardır. Her peygamber gibi Hz. Peygamber (a.s.) da halkının hidâyete tâbi olup dünya ve âhiret mutluluğuna erişmelerini arzu ediyordu. Şeytan ise, Hz. Peygamberi ümitsizliğe düşürmek için, ins şeytanlarından dostlarına da onun önüne engeller koymak için vesvese veriyordu. Risaletin başlangıcında müminler çok az ve işkenceye mâruz olunca, şeytan diğer insanlara da vesvese verip: “Bu din gerçek olsaydı, genel kabule mazhar olurdu. Demek ki Allah da bundan razı değil ki öbür taraf daha fazla” diye vesvese veriyordu. Böylece herkes bir imtihanla karşı karşıya kalıyordu. Din, zaten aslında bir imtihandır. Mücahede ve aklî muhakeme ile batılı terkedip hakka sarılmakla insan bir değer kazanır. Şeytanın bu vesvesesine karşı, Allah, Resulünün ve müminlerin sebatlarına mükâfat olarak onları teyid edip Peygamberinin tebligatının gerçek olduğunu izhar eder. Hz. Peygamber bile ilk anda vesveseye mâruz kalsa da, “İsmet (Allah’ın risaletini koruması) ” vasfı karşı çıkıp o vesveseyi boşa çıkarır

20 Şubat 2018 Salı

olanlar! Belirlenmiş bir vakte kadar[her ne şekilde olursa olsun, içinde borç bulunan] bir muamele ile birbirinize borçlandığınız zaman, onu[hukuki bağlayıcılığı olacak bir şekilde] hemen yazınız!.. Aranızda [güvenilir] bir yazıcı onu adaletle [yani ne fazla ne noksan, tam olması gerektiği şekilde dosdoğru ve anlaşılır bir biçimde] yazsın!.. Hiçbir yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi [adil bir biçimde] yazmaktan kaçınmasın, [onu mutlaka dosdoğru ve anlaşılır biçimde] yazıversin!..Sadece borç veren kişi değil, üzerinde hak bulunan/ borçlu olan da yazdırsın ve yegane Rabbi olan Allah’tan korkup korunsun da borcundan hiçbir şey eksik bırakmasın!.. [Yani ne zaman ve ne kadar vereceğini tastamam yazdırsın!..] Eğer üzerinde hak bulunan/(borçlu olan) kimse bir sefih/ (görüşü zayıf olan bir kimse) veya zayıf/ (düşkün, çocuk, çaresiz) veya onu yazdırmaya bizzat güç yetiremeyen/ (dilsiz, hasta) bir kimse ise,bu durumda velisi onu adil (dosdoğru) bir şekilde yazdırsın!..Evet, bu işlemler yapılırken [şahitlik etmeye ehil olan, doğruluğuna güvendiğiniz aklı başında] erkeklerinizden iki kişiyi de [bu borçlanma ve yazma işine] şahit tutunuz!.. Eğer [bu evsafta] şahitlik edecek iki erkek bulunmazsa, [o zaman] razı olacağınız/ ( şahitliğini kabul edeceğiniz) şahitlerden bir erkek ve iki kadın şahit olsun ki, kadınlardan biri, [içinde bulunduğu toplumsal konum nedeniyle şayet] doğruluktan saparsa/ yanılırsa/ yanlış yaparsa diğeri ona [doğruyu ve saptığı noktayı] hatırlatsın!..Evet, şahitler de [şahitlik etmeye] çağrıldıkları zaman, [sakın şahitlik etmekten] kaçınmasınlar!.. Küçük olsun, büyük olsun, onu [yani borçlanmadan doğan bütün hakları ve yükümlülükleri, borcun cinsini ve türünü] vadesine varıncaya kadar yazmaktan asla üşenmeyin!.. Böyle yapmanız, Allah katında/Allah’ın belirlediği hukuka göre daha adaletli daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için de en uygun yöntemdir!.. Ancak o [muamele] aranızda cereyan eden peşin bir ticaret/ (alış veriş ) ise, onu yazmamanızda size herhangi bir günah/ (vebal, mahzur) yoktur!..Ancak[ihtiyatlı olması için] peşinalışverişlerinizde de şahit tutunuz!..Evet, ne yazana ve ne de şahitlik edene asla zarar verilmesin!..Eğer onlara zarar verecek bir iş yaparsanız, hiç şüpheniz olmasın ki, bu, sizin için tam bir yoldan çıkma/ sapama olur!..Evet, [emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ve tavsiyelerini tutmak suretiyle] Allah’a karşı her daim takvalı/ (saygılı, sorumlu, bilinçli, duyarlı) davranınız!..Evet, Allah, sizlere [neyi nasıl yapmanız gerektiğini] öğretiyor/ sizi eğitiyor!.. [Artık işlerinizi Allah’ın öğrettiği şekilde yapınız!..] Evet, [şunu iyice bilin ki], Allah, her daim her şeyi hakkıyla bilmektedir!.  (Bakara suresi, 282 )

1. Kadının şahitliği konusunda ayetin ilk cümlelerinedikkat edilmediğini fark ettim. …
Ey iman etmiş olanlar! Belirlenmiş bir vakte kadarbir muamele ile birbirinize borçlandığınız zaman, onu  hemen yazınız!.. Aranızda bir yazıcı onu adaletleyazsın!..”
Sadece borç veren kişi değil, üzerinde hak bulunan/borçlu olan da yazdırsın ve yegane Rabbi olan Allah’tan korkup korunsun da borcundan hiçbir şey eksik bırakmasın!..
Şahitler,  borcun  “yazılı” olarak kayda alınması işlemine şahit oluyorlar
Burada dikkat etmemiz gereken nokta, ne “iki kadının” ne de “iki erkeğin” şahitliğinin de yetmiyor olması.
Borç öncelikle yazılıyor. Şahitler, borcun kayıt altına alınması işlemine şahitlik ediyorlar.  Bu nokta unutma ihtimalini güçleştiriyor.
Ve bir diğer önemli nokta.
Ayet “Kadın – Erkek şahitliği ” konusunu değil,  ” Borçlar Hukukunu” anlatıyor.

2. Dikkat ederseniz ayet “Ey iman edenler” diye başlıyor… Yani hem erkeklere hem de kadınlara hitap ediliyor…
“Ey erkekler” diye başlamıyor…
Ey iman etmiş olanlar! Belirlenmiş bir vakte kadarbir muamele ile birbirinize borçlandığınız zaman“Bakara 282
Nedense şöyle bir algı var… Sanılıyor ki “ Borç alan da, borç veren de erkek” … Oysa her ikisi “kadın” da olabilir… Ya da biri kadın, diğeri erkek…
Demek ki kadın, borç verme ve alma noktasında erkekle eşit…
Örneğin evlenirken kadın, eşinden  “mehir” alıyor… Mehiri kadın istediği şekilde kullanma hakkına sahip… Kadın dilerse bununla ticaret yapar, dilerse borçta verebilir…

3.  Ayet  şunu de-mi-yor….
“İki erkek şahit bulunmazsa tek erkek şahit yeterlidir”
Konuyu cinsel kimlik üzerinden tartışacak,
Kadın şahit sayısı ile erkek şahit sayısını kıyas edecek isek görmemiz gereken önemli bir nokta var…
Tek erkeğin şahitliği yeterlimidir ki;  tek kadının şahitliği yeterli olabilsin?
Her  türlü şarta  sahip tek bir erkeğin şahit olarak “yetmemesi” neden eksiklik olarak görülmüyor da, iki kadın şahit istenmesi eksiklik olarak görülüyor ?

 4. İslam da kadının zekası,  “noksan ya da eksik olarak” kabul edilse idi, sayı bir yana sırf kadın oldukları için şahitlikleri dahi kabul edilmezdi…
Allah bir başka ayette;
Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. “Nisa 58
Mantık yürütelim…
Bir kere ehil olmayana  öncelikle “şahit” olma görevinin verilme-me-si gerekir…
Ama kadın şahit olabiliyor…

5.   Ayette “şahitlerden bir erkek ve iki kadın şahit olsun ki, kadınlardan biri, [içinde bulunduğu toplumsal konum nedeniyle şayet] doğruluktan saparsa/ yanılırsa/ yanlış yaparsa diğeri ona [doğruyu ve saptığı noktayı] hatırlatsın!…” buyuruluyor.
 Kadına hatırlatmayı yapan taraf, neden yine  “kadın” ?
Kadınların hafıza/zeka noksanlığından dolayı iki şahit isteniyor olsa idi, kadına hatırlatmayı yapan tarafın da;
hafıza/zeka noksanlığı ol-ma-yan “erkek” olması gerekirdi…
Hatta kadının hatırlatma yapmasının dahi kabul edilme-me-si gerekirdi…

6.  Varsayalım ki kadınlardan biri “baskı görmüş, bildiği halde doğruyu söyleyemiyor ve de hatırlamıyorum” diye cevap veriyor …
Bu durumda şahitliği diğer “kadın” yapar…
Sonuç ta birisi “hatırlamıyorum” dediği için şahit sayısı “tek” sayıya düşer…Kadının şahitliği, erkeğin şahitliğine eşitlenir…
İslam da;  Kadının şahitliği, erkeğin şahitliğine eşit değil diyenler, bu sonucu nasıl izah edecekler ?

7.  Gündüz vakti herkesin gözü önünde bir  olay yaşanıyor da, polis  “şahit olur musunuz” dediğinde kimse yanaşmıyor…
Şahitlik zor bir görevdir…
Bayanlar , fıtrat olarak erkekten farklıdır…
Örneğin bayanlar kalabalık yerlerde “ tuvalete giderken” dahi  yanlarına bir kız arkadaşlarını alıp öyle giderler…
Erkekler ise böyle davranmaz…
Tuvalete yalnız gitmeyi istememek; kadının zekasıyla ile değil, fıtratı ile alakalıdır… Bu şekilde kadın kendini daha güvende hisseder…

 8. “Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez.” Bakara suresi; 185
“Böylesi, şahitlik için daha sağlamdır…” Bakara 282.
 Şu yazımın   http://www.mervece.com/muta-nikahi-100-sopa-ve-recm/ üçüncü  maddesinde,
Zina gibi önemli bir konuda kocanın şahitliğinin, karısının şahitliğine eşit olduğundan ; kadın-erkek eşitliğinden bahsetmişim… Peki neden Bakara suesi 282. ayette  iki kadın şahit isteniyor ?
BdJO2PXIYAE6V9R
Aslında bu resimden şu sonuç çıkıyor… Eşitlik, adalet sağlanabildiğinde “eşitlik” oluyor… İlk resim aslında eşitsizliğin resmi…




Eşine zina “iddiasında” bulunan ve bununla ilgili elinde hiçbir kanıt olmayan kocanın sözüne, kadının sözünün eşit olması;  hem eşitliktir hem de adaletli olandır…
Alacak-verecek davası gibi hassas bir konuda, kadının yanında ona destek olmak üzere bir kadının olması ; (bazıları için eşitsizlik gibi görünse de) hem eşitliktir hem de “adaletli” olandır…
Bazı zamanlarda eşitsizlik gibi görülenin,  “adalet” demek olduğunu günümüzden bir örnek ile açıklayabilirim…
Futbol maçlarında taraftarlar olay çıkardığında hakemler o taraftarların bağlı bulunduğu takıma “seyircisiz maç cezası” veriyor…
Ama günümüzde bu ceza, “kadın ve çocuklara serbest, erkeklere yasak” olarak uygulanıyor…
Oysa şiddet olaylarının yaşandığı maçta, o takımın taraftarları arasında erkek olanlarda var, kadın olanlar da… Hatta çocuklarda… O zaman ceza neden erkeklere kesiliyor ?
Çünkü toplumsal olarak hafızamıza yer eden “öğrenilmiş” bazı gerçekler var…
Hakemler de bu gerçekler üzerinden kararını veriyor…
Onun için de hiç kimse, kadınlara ve çocuklara izin verilmesini haksızlık olarak görmüyor…
Adaleti sağlamak adına bir çok alanda “kadınlara ve çocuklara” pozitif ayrımcılık gözeten yasalar çıkartılması, eşitsizlik gibi görünse de; aslında şartları eşitlemeye, adaleti sağlamaya yönelik çözümlerdir…

9.   Tevbe 71 ayet… Kadın, erkek birbirlerinin velisidirler
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileri(koruyucuları, destekleyicileri, yardımcıları, savunucuları, himaye edicileri)dir ; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah’a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.
Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.”  Tevbe suresi 71,72
Demek ki veli olmanın da, cennet ehli olmanın da, akıl sahibi olmanın da;  kadın ya da erkek olmak ile bir alakası yok…
Kul” olmak ile alakası var…
“Kur’an da Kadına eşit haklar verilmiyor”a  kendini inandıran kardeşlerim…
Ayetin içinden tek bir cümleyi cımbızlayarak okuyunca, Kur’an-ı Kerim i anlamış olmuyorsunuz…
Peygamber’e indirilen (Kur’ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: ” Ey Rabb’imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz”derler.5;83
Ben şahidim
Bir kadın” olarak, diğer kardeşlerime “hatırlatayım” istedim…

te bunlar Allah'ın sınırlarıdır" şeklinde çevrilen ifadenin Arapçası "Tilke hududu(A)llah". Yani çeviride bir hata/kasıt yok. Hudut kelimesi Türkçe'ye de geçmiş bir kelime olduğu için biliyorum yoksa arapçam yok okuyucu kardeşim. Sınır kelimesinin ise ne anlama geldiği herkesçe malum. “Aşılmaması gereken bir nokta, bir çit, bir değer”. Yani bu oranlar sadece birer sınır ve asıl olan bu “sınır” değerlerini aşmadan onlara yaklaşmak. Dolayısıyla bu oranların “mutlak” olduğunu iddia etmek mantıksız. Sınır değil emirleridir derdi yoksa.

Bu “sınır” olgusunun bu şekilde ifade edilmesinin de bazı sebepleri var: Örneğin 2’den fazla kadın ise 2/3 olarak verilen oran, “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” olarak verilebilir ve böylece bunun bir üst limit olduğu açıkça ortaya konabilirdi. Ancak bu durumda neler olacağını tahmin etmek güç değil. Bu tarz bir ifadeden istifade eden birileri mirasçı 3 kıza 2/3 oranında pay vermek yerine 1/10 ya da belki hiç pay vermeyebilirdi. Dolayısıyla Nisa/11 ve 12’de “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” tarzında ifadelerin kullanılmaması anlamlıdır. Günümüz insanı düşünülürse bu acaip kötüye kullanılabilirdi.

O halde asıl olan bu oranlara mümkün olduğunca uymaya ve eğer uyulamıyorsa da yaklaşmaya çalışmaktır. Ancak sonuçta bunlar bir “sınırdır”. Yani mutlak oranlar değildir. Matematikteki limit kavramının buna çok benzer olduğunu bilenler bilirler. Bilmeyenler bilenlerden sorsun öğrensin her şeyi de ben anlatmam ki okuyucu kardeşim. Ama limit ulaşılmaya çalışılan sayı diyebiliriz çok basitçe.
Bu “sınır” kavramına başka ayetlerde de rastlıyoruz. Örneğin oruçla ilgili bir ayet olan Bakara/187’de de bazı sınırlar konuyor:






Mesela pay sahipleri mirasın tamamını mutlak oranlarla olacak şekilde alsaydılar, Nisa-8’de kendilerine mirastan bir miktar verilmek üzere yakın olmayan akrabaya, yetimlere ve fakirlere hiçbir şey kalamayacağından; ayette istenilen gerçekleştirilmemiş olurdu. Çünkü %100’ü zaten dağıtılmış olurdu. Bence Reddiyye noktasında arta kalanın bu şekilde dağıtılması daha mantıklıdır.

Sonuç olarak; eğer Kur’an-ı Kerim’deki hesapta verilen oranların mutlak olmadığı anlaşılırsa, matematiksel hatanın da olmadığı ispatlanmış olur.

16 Eylül 2017 Cumartesi


“Kadınla istişare etmeyin!" ifadesi değil sahih hadislere, bizzat Kur'ân'a aykırıdır.

"Resûlullah (asm), Hz. Hatice'ye muhalefet etmezdi.” 
"Kendilerini ilgilendiren hususlarda kadınlarla istişare edin.” (Üsdü'l-Gâbe, 4/15) "Kızları hususunda kadınlarla istişare edin.” (EbuDavud, Nikah 24) "Bakire kızla, (evlendirmezden önce) babası müşavere etmelidir.” (Ebu Davud, Nikah 24, 25) "Dul kadın kendisiyle istişare edilmeden evlendirilmemeli, bakire kız da izni alınmadan nikâhlanmamalı.” (Buhârî, İkrah 3; Müslim, Nikah 64)


Bir rivayette "Hz. Peygamber (asm) kadınlarla bile istişare eder, onların beyan ettikleri görüşleriyle amel ederdi." denmektedir. (İbnu Kuteybe, 'Uyûnu'l-Ahbâr 1/27)

Sahabe-i Kiram efendilerimiz de kadınlarla istişare etmişler ve onların görüşlerine uygun hareket etmişlerdir.

- İlk vahiy geldiği zaman Resûlullah (asm), gördüklerinden korkmuş ve korkusunu Hz. Hatice'ye açmıştır. Onun Resûlullah'ı teskin ve tesellisi meşhurdur. (bk. Buhârî, Bed'ül-Vahy 1)

“Şurası da bir gerçek ki kadınlar, fıtrî durumları icabı, çoğunlukla, erkeklere nazaran daha hissî, daha acelecidirler. Netice olarak, görüşlerinde objektivite ve hasbilik ihtimali daha zayıftır. Bu sebeple, onlarla istişare mevzuunda daha bir ihtiyatlı hareket etmek gerekir. Nitekim beşerin tarihî tecrübesi, kadınların nüfuz ve hâkimiyet kurduğu sarayların, çeşitli entrikalarla kaynayarak, “devletleri ve saltanatları fesada götürdüğünü” tespit etmiştir.”
“Öyleyse, kadınlarla istişareyi yasaklayan ve bazı kitaplara da girme fırsatı bulan, sahih bir asıldan mahrum bir rivayet, bu beşerî tecrübenin, hadis formuna dökülmüş, öfkeli ve mübalağalı bir ifadesi olabilir, mutlak bir hakîkat değil. Hadis olduğuna hükmedenler de mefhumunu kayıtlayarak almaya mecburdurlar, ıtlâkı üzere değil. (bk. İbrahim Canan, Aile İçi Eğitim, s. 227-238)

Buna göre, kadınla istişareyi kesinlikle yasaklayan muhkem bir nass mevcut değildir. Üstelik onlarla meşveret etmeye delalet eden rivayetler çoktur. Kur'ânî örneklerden başka, bizzat Hz. Peygamber'in (asm) ve bir kısım meşhur sahâbîlerin hayatlarında, kadınla istişarenin fiilî örnekleri vardır. Öyleyse, kadınlarla meşveret etmeyi yasaklayan zayıf hadislerin sahih bir asla delalet edebilme ihtimaline karşı da "Yasağı genel değil, sınırlı bazı konularda şeklinde anlamak gerekmektedir." deriz.
Zira meşveret edilecek kişinin "liyakat"ı üzerinde ısrarla, ittifakla durulmuştur. Şu halde, istişare etme ihtiyacı duyulan mesele kadının ihtisas, bilgi ve tecrübesiyle alâkalı değilse elbette ona müracaat fayda değil, zarar getirebilir. Nitekim Münâvi, "Kadınlara itaat pişmanlıktır." rivayetini -zayıf olduğuna dikkat çekmekle beraber- "erkeklere ait işlerde" diye kayıtlar. (Münâvî, Feyzu'l-Kadîr 4/262)
Liyakat açısından erkek, kadından farklı değildir. Bilgi, görgü, ihtisas, tecrübe ve alâka gibi müracaatı meşru ve gerekli kılan bir vasfı taşımadıkça, sırf "erkek olduğu için" erkeğe müracaat hiçbir âlim tarafından tavsiye edilmemiştir. Yukarıda kaydedilen misallerde, Hz. Şuayb'ın kızının, o meselede bilgi ve dirayet sahibi olduğunu gösteren rivayetleri müfessirler kaydederler. (İbnu Kesir, 5/273)
Özetle, liyakatli olan herkes, kadın veya erkek, istişareye layıktır. Liyakatli olmayan da değildir; ölçü, cinsiyet değil liyakattir.



https://sorularlaislamiyet.com/kadinlarla-istisare-edin-fakat-onlarin-sozune-uymayin-anlaminda-sahih-bir-hadis-var-mi