3 Mart 2018 Cumartesi


Necm suresinin sonunda secde ayetinin olması ve Hz. Peygamber (asm)'in orada secde etmesi ve ihtimal ki onunla birlikte bulunan bazı müşriklerin de biraz önce geçen ayetlerde putları olan “Lat-Uzza-Menat”ın isimlerinin de geçmesinden ötürü aynı secdeye iştirak etmeleri, bazı zındıklar için bu “Garanik” kıssasını uydurmaya güzel bir fırsat oluşturmuştur. 

Buhari, Muslim ve benzeri muteber ve sahih kitapların ve meşhur müsnet kaynakların hiçbirinde yer almamıştır. Şayet sahih olsaydı, hiç olmazsa bir tane sahih ve muteber kaynakta bulunacaktı.

Meşhur hadis otoritesi İbn Huzeyme de “Bu kıssanın zındıklar tarafından uydurulduğunu” belitmiştir(Şevkanî, ilgili ayetin tefsiri)

Hiç mümkün müdür ki, Necm suresinin başında: 
“Kayan yıldıza yemin olsun ki; arkadaşınız (Muhammed) yanılmadı, sapmadı, aldanmadı.  O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor. O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.”(Necm, 53/1-4) 
mealindeki ifadeler özellikle vurgulanmış olsun; Surenin sonlarında ise, Kur’an’dan olmayan “şeytanın uydurukları”na izin verilsin. Kur’an bundan münezzehtir.
“Ey şeytan senin kullarım üzerinde asla bir tasallutun olmaz.”(Hicr, 15/42; İsra, 17/65),
“Şüphesiz şeytanın mümin olnanlar üzerinde hiçbir tasallutu olmaz.”(Nahl, 16/99)


Senden önce hiç bir resul veya nebî göndermedik ki, halkının hidâyetini umarak gayret gösterdiğinde, Şeytan onun temennisi hakkında bir vesvese vermek ve ümidini kırmak istemesin. Ama Allah, şeytanın attığı o vesveseyi giderir, sonra da âyetlerini sapasağlam, muhkem kılar. Zira Allah alîmdir, hakîmdir (herşeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir) .


Âyette geçen “temennâ” fiilinin ilk ve meşhur anlamı “arzu ve temenni etmek, ummak” dır. Bu kökten “ümniyye” ise isim olarak “temenni edilen şey” mânasına gelir. Âyette her iki kelime de bu mânalarda kullanılmışlardır. Her peygamber gibi Hz. Peygamber (a.s.) da halkının hidâyete tâbi olup dünya ve âhiret mutluluğuna erişmelerini arzu ediyordu. Şeytan ise, Hz. Peygamberi ümitsizliğe düşürmek için, ins şeytanlarından dostlarına da onun önüne engeller koymak için vesvese veriyordu. Risaletin başlangıcında müminler çok az ve işkenceye mâruz olunca, şeytan diğer insanlara da vesvese verip: “Bu din gerçek olsaydı, genel kabule mazhar olurdu. Demek ki Allah da bundan razı değil ki öbür taraf daha fazla” diye vesvese veriyordu. Böylece herkes bir imtihanla karşı karşıya kalıyordu. Din, zaten aslında bir imtihandır. Mücahede ve aklî muhakeme ile batılı terkedip hakka sarılmakla insan bir değer kazanır. Şeytanın bu vesvesesine karşı, Allah, Resulünün ve müminlerin sebatlarına mükâfat olarak onları teyid edip Peygamberinin tebligatının gerçek olduğunu izhar eder. Hz. Peygamber bile ilk anda vesveseye mâruz kalsa da, “İsmet (Allah’ın risaletini koruması) ” vasfı karşı çıkıp o vesveseyi boşa çıkarır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder