26 Haziran 2020 Cuma

Mezheplere dair bazı topladığım notlar👇🏻


Mezhep, Kur’ân dili Arapça’da Z-H-B kökünden türetilmiş; “gidilen yol” anlamında bir mefhumdur. İslâmiyeti, yani, Kur’ân ve Sünnet-i Seniye’yi, “mekân, imkân ve şartlara” göre yaşamaktır. 
Mezhepler, müçtehid imamların kendi kafalarına göre düzenledikleri bir yol değildir.

mezhepler, din değil; dinin anlaşılma biçimleridir.
İslâm'ın sadece bir tür anlaşılma biçimi olarak görülmelidir.


Hz.PEYGAMBER'e sav gelen ilk vahiyle birlikte,tarihî bir akış başlamıştır. Bunu bir dağın eteğinden fışkıran bir kaynağa benzetebiliriz. ALLAH'a, Ahiret gününe ve Hz.MUHAMMED'in sav Peygamber olduğuna inanan insanların oluşturduğu İslâm toplumu, kaynaktan fışkırarak denize doğru akan nehir misali, insanlığın sonuna dek, tarihî akışına devam edecektir.
Bu akış esnasında, zaman zaman, zemine uygun olarak birtakım kollar, "çoğunluk"tan ayrılarak yeni oluşumları gerçekleştirmiştir. Bu kolların bir kısmı, tarihin karanlıklarında gömülüp gitmiştir. Bir kısmı "çoğunluk"a paralel olarak akışını sürdürmüştür. Bazen de, "çoğunluk"un içinde birtakım iç akıntılar meydana gelmiştir. Bu sürecin ana çizgilerini, Mezhepler Tarihi'nin renkli sayfalarında görmek mümkündür





Kur'an, ısrarla,"insan"ın düşünmesini, aklını kullanmasını, ibret almasını istemektedir. Düşünen insan, ister istemez farklı görüşlere, farklı değerlendirmelere gidecektir. İslâm, hiç bir alanda, insan düşüncesine ket vurmamıştır. İnsanın olduğu her yerde, akıl önplanda olmak durumundadır. Vahyin muhatabı, vahyi anlayacak olan akıldır. İslâm'ın akıllı olan kimseleri, sorumluluk üstlenecek yaşa geldikleri zaman sorumlu tutması boşuna değildir. İşte, İslâm'ın akla sınır koymaması, ısrarla insanın düşünmesini, aklını kullanması istemesi, mezheplerin doğuşunda etkili olan hususlardan birisidir. Her insan başlı başına bir dünya olduğuna göre, her insanın farklı düşünme, farklı anlama hakkı her zaman vardır. İnsanın yapısından, dinin her zaman diliminde yeniden anlaşılma zaruretinden kaynaklanan görüş ayrılıkları, bir zenginlik belirtisidir.



Nebi (s.a.v.) zamanında mezhebler var mıydı?
Bilindiği gibi askerî rütbe sisteminde Genel Kurmay Başkanı veya, kuvvet komutanları ve generaller için; tabur, tümen, birlik vs. gibi tasniflerden bahsedilemez. Bu yüksek rütbeli kimseler bu tür tasniflerin dışında ve üstündedir. Bununla birlikte bahsedilen tabur ve tümende yer alan kimselerin adı geçen komutanlardan bağımsız olduğu da düşünülemez.
Ashab-ı Kiram’ın tamamı müctehid idiler. Yine de aralarında daha fakih olan sorular sorarak onların görüşlerinden de istifade etmişlerdir.



Bu dört mezhebin imanları, Eshâb-ı kiramın ortak olan imanıdır. Bunun için, dördüne de Ehl-i sünnet denir. İmanları arasında esasta ayrılık yoktur. Birbirlerini din kardeşi bilirler. Birbirlerini severler. Birbirlerine uymayan işlerini de, zaruret olunca, birbirlerini taklit ederek yaparlar. ALLAHü teâlâ, mezheplerin böyle ayrı olmalarını istemiştir. Bu ayrılığın, ALLAHü teâlâ tarafından Müslümanlara rahmet olduğunu, PEYGAMBER EFENDİMiz sav haber vermiştir. Çünkü, dört mezhep arasındaki ufak tefek başkalıklar, Müslümanların işlerini kolaylaştırmaktadır. Her Müslüman, vücut yapısına, yaşadığı iklim şartlarına ve iş hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. İbadetlerini ve her işini, bu mezhebin bildirdiğine göre yapar. ALLAHü teâlâ dileseydi, Kur’ân-ı kerimde ve hadîs-i şeriflerde, her şey açıkça bildirilirdi. Böylece, mezhepler hâsıl olmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her Müslümanın tek bir nizam, tek bir emir altında yaşamaları lâzım olurdu. Müslümanların hâlleri, yaşamaları güç olurdu.


Ehl-i sünnetin amelde dört mezhebe ayrılmalarını dinimiz emretmekte, bu ayrılığın rahmet ve merhamet neticesi olduğunu bildirmektedir. Amelde mezheplerin bir adet olmayıp, dört olmasının, lüzumlu, faydalı olduğu, akıl ile de kolay anlaşılmaktadır. İnsanların yaratılışları birbirlerine benzemediği gibi, sıcak çölde yaşayanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde yaşayanlara, başka mezhebe uymak kolay geliyor. Dağda yaşayanlara, bir mezhep kolay iken, denizcilere, bu mezhep güç oluyor. Bir hastaya bir mezhep kolay iken, başka hastalık için, başka mezhep kolay oluyor. Tarlada çalışanlarla, fabrikada, askerlikte çalışanlar için de, bu farklılık görülmektedir. Herkes, kendine daha kolay gelen mezhebi seçip, taklit ediyor veya bu mezhebe tamamen intikal ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder