8 Mayıs 2018 Salı

Kur’an-ı Kerim’de Zahiren Matematiksel Hatanın Olmasının Nedeni 

 
  "Kur'ân'da Miras Paylaşımında Matematiksel Hata" İddiasının Araştırılması
Oryantalist Jochen Katz’ın Problemi
“… If I (as the male head of the family) die and leave behind (in the order given in the verses above): 
The 3 daughters will get 2/3 because of “فَإِن كُنَّ نِسَاء فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ ” “and if they be women above two, then for them two-thirds of what he leaves”.
The mother and father(parents) for each one of them will get 1/6 according to “وَلأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَا نَ لَهُ وَلَدٌ ُ
 “…and for parents for each one of them a sixth of what was left if he has a child… ”
From “فَإ ِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم َ ” “…and if you have a child, then for them is an eight of what you have left behind… ” we conclude that the wife should get 1/8.
 3 daughters, both parents, my wife, then they will receive
 2/3 (2/9 each) 1/3 (1/6 each) 1/8 according to 
 verse 11 verse 11 verse 12 which adds up to
 2/3 + 1/3 + 1/8 = 1 + 1/8
3 daughtersMotherFatherWifeTotal
2/31/61/61/81+1/8
4(Nisa):114(Nisa):114(Nisa):114(Nisa):12-



 Where is the extra 1/8 going to come from?...” [1]
Yukarda farklı versiyonlarından birisini İngilizce olarak verdiğimiz problemin aynısını özetleyerek Türkçesini de verelim:
“İlk miras (Nisa Suresi’nin 11. ve 12.ayetleri) ayetlerine göre varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Bu ilk ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: 3 kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6 ve karısına 1/8 kalacaktır.

Bu örneği matematiksel olarak ifade edersek yani oranları toplarsak; (2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1.125 sonucu bulunur ki, bu bir matematiksel hatadır. Çünkü bir kişi öldüğünde mirasçılara dağıtılacak payların toplamının % 100 yani 1 olması gerekir. Ancak ayetlere göre paylaşım yapılmaya çalışıldığında bu toplam bazen 1’den büyük bazen de 1’den küçük çıkmaktadır...” [2]

İlk defa Oryantalist Jochen Katz bu Problemi batı dünyasına taşımış ve günümüzde bu problem ve değişik versiyonları kullanılarak Kuran-ı Kerim aleyhinde dünya genelinde bir antipropaganda yapılmaktadır. Bu problemi ortaya atanı/atanları cahillikle, akılsızlıkla, kötü niyetli ve İslam düşmanı olmakla suçlamak isabetli olmaktan uzaktır. Çünkü iddia sahipleri kendilerince tespit ettikleri şüpheleri/çelişkileri; Kur’an-ı Kerim’den deliller getirerek profesyonelce dile getirmektedirler. Yukarda görüldüğü gibi ayetlerin orijinal dili olan Arapçaları verildikten sonra İngilizce manalarını vermek suretiyle problemi net bir şekilde ortaya koymaktadırlar. Kuran-ı Kerim'e yüzeysel baktığımızda bu iddialar doğru gözükmektedir. Fakat derin ve geniş bir perspektifle Kuran-ı Kerim araştırıldığında çelişkilerin ve şüphelerin yersiz olduğu görülecektir.

Biz bu çalışmada, Kur’an’da ‘matematiksel hata’ olduğu iddiasının kesin yanlış olduğunu ‘matematiksel’ ve ‘dilsel’ kanıtlarla ortaya koymayı hedefledik. Meselenin matematiksel olarak anlaşılması için aşağıda birkaç hayali örnek verilecektir. Bu örneklerden maksimum düzeyde istifade etmek için; örneklerde kullanılan formül[3], aydınlatıcı bazı açıklamalar[4] ve örneklerde kullanmak üzere referans aldığımız Kuran’ı Kerim'deki oranlardan oluşan tablonun[5] olduğu aşağıdaki dipnotları incelemenin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Daha sonra konunun dilsel incelenmesi olan ‘İslamda Miras Hukuku ve Avliyye ve Reddiye’ yazısını ilave ettik. En son, tüm tespitlerin özet olarak bulunduğu ‘SONUÇ’ bölümüyle konuyu bitirdik.
AN
NE
BA
BA
KA
RI
KO
CA
Kız
EV
LAT
Erkek
EV
LAT
Öz Kız
KARDEŞ
Öz Erkek
KARDEŞ
Ana Bir Kız
KARDEŞ
Ana Bir Erkek
KARDEŞ
1/61/61/81/41/21[6]1/211/61/6[7]veya =(1/3)
Örnek 1: Farz edelim ki; Kuran-ı Kerim'de en fazla dört eşle evliliğe ve her eşin (karının) genetiğine en fazla 10 çocuğunun olmasına izin verilmiş olsun ve öz kardeşlerle ana bir kardeşlere aynı pay verilmiş olsun. Bu durumda; tüm olası durumları teker teker belirtmek için kaç sayfalık ihtimaller tablosunun olacağını hesaplayalım.
Cevap 1:
1)Ölenin hiçbir varisi yoksa miras devlete, vakıflara v.b düşer.
2) …
3) …
 …
 …
 …) Ölenin annesi, babası ve karısı varisleri ise;
AnneBabaKarı
4/114/113/11=11/11= 1


 …
 …
 ...) Ölenin annesi, babası, karısı, 1 kızı ve 1 erkek çocuğu varisleri ise;
AnneBabaKarı1 kız1 erkek
4/474/473/4712/4724/47=47/47=1
 …
 …) Ölenin annesi, babası, 3 kızı ve 1 erkek çocuğu varisleri ise;
AnneBaba1.kız2.kız3.kız1 erkek
4/684/6812/6812/6812/6824/68=68/68=1
 …
 …) Ölenin annesi, babası,4 tane karısı 14 kız çocuğu ve 14 erkek çocuğu varsa;
AnneBaba1.eş2.eş3.eş4.eş1.kız2.kız1.erkek2.erkek
4/5244/5243/5243/5243/5243/52412/52412/52424/52424/524...=524/524=1
…) Kelâle durumları (Kelâle durumlarında kardeşlere pay verilir.)
İhtimaller tablosunun özetini şema ile gösterelim:
Erkek vefat ederse;=Anne veya eşlerin(4'e kadar) varlığı
10 ihtimal
Baba varsa, çocukların varlığı=861 ihtimal
Baba yoksa çocukların varlığı=860 ihtimal
Baba ve çocuklar yoksa kardeşlerin varlığı=861 ihtimal

Kadın vefat ederse;=Anne veya kocanın varlığı
4 ihtimal
Baba varsa, çocukların varlığı=66 ihtimal
Baba yoksa çocukların varlığı=65 ihtimal
Baba ve çocuklar yoksa kardeşlerin varlığı=861 ihtimal
Toplam=29788 ihtimal eder. Her bir ihtimal en az 1 satır demektir.Kuran-ı Kerim her sayfası en fazla 15 satır olup, 605 sayfası en fazla 9075 satır eder. Buna göre; 29788/9075=3,2824242≈ 3 katı.

Yani Kuran-ı Kerim’in en az 3 katıbüyüklüğündeki bir kitabın tamamını sadece miras hesabına ayırmakla, ancak mutlak oranlar/sınırlar/hudutlar verilebilirdi. 29788 ihtimali ayrı ayrı belirtmek çok zahmetli, zor, itici ve gereksiz bir girişim olurdu. Matematiksel hatanın olmaması ancak böyle olabilirdi. Üstelik seçilen örnek sınırlandırılmış/basite indirgenmiş olarak verildi. Hâlbuki gerçek hayatta defalarca eşlerini kaybeden veya boşanan bir adam çok sayıda evliliği gerçekleştirip öngöremeyeceğimiz çoklukta çocuk sahibi olabilir. Bu durumları belirtmek demek, çok daha fazla ihtimallere başvurmak demektir. Oysa bu kadar ayrıntılara girip insanlara çok güç gelecek olan bu yöntem yerine; mutlak olmayan, yaklaşılması gereken ama aşılmaması gereken, esnek ve pratik oranlar verilmiştir.
Kısacası; Kuran-ı Kerim’de bu, aklın kabul edemeyeceği zorlukta olan mutlak bir hesap yerine, pay sahiplerinin birbirine nispetinin ifade edildiği, esnek olan ve özellikle ilk muhatapların anlayabileceği basitlikte oranlar verilmiştir.

Örnek 2: Farz edelim ki Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim’de; idealize edilmiş, modern bir aileyi şöyle öngörmüş olsun:
—Tek eşlilik mecburi, çok eşlilik yasaklanmış.
—Kadınların genetiğine en fazla 10 çocuk yapabilme yetisi sınırlanarak verilmiş.(Çocuk sayısı en fazla 10 ise kardeş sayısı da en fazla 10 olurdu.)
—Anneleri bir kardeşler ve öz kardeşler aynı/eşit sayılmış olsun.
Acaba bu durumunda, tüm olası durumları teker teker belirtmek için kaç sayfalık ihtimaller tablosu gerekir? Hesaplayalım...
Cevap 2
Erkek vefat ederse;=Anne veya karının varlığı
4 ihtimal
Baba varsa, çocukların varlığı=66 ihtimal
Baba yoksa çocukların varlığı=65 ihtimal
Baba ve çocuklar yoksa kardeşlerin varlığı=66 ihtimal


Kadın vefat ederse;=Anne veya kocanın varlığı
4 ihtimal
Baba varsa, çocukların varlığı=66 ihtimal
Baba yoksa çocukların varlığı=65 ihtimal
Baba ve çocuklar yoksa kardeşlerin varlığı=66 ihtimal
Toplam=1576 ihtimal eder. 1576 ihtimal en az 1576 satır demektir. Kur’an her sayfası en fazla 15 satır, toplam 605 sayfalık kitaptır. Buna göre; 1576/15≈ 105 sayfa yaklaşık olarak Kuran'ı Kerim’in altıda biridir.

105 sayfa demek Kuran-ı Kerim’in 1/6’ini işgal etmek demektir. Böylesi bir ihtimaller tablosu, çok hacim kaplaması, uğraştırıcı olması nedeniyle tercih edilmesi, başvurulacak bir yol olması durumunda Kuran-ı Kerim’in ahengine, edebi üslubuna, konuların dengeli dağılımına zarar verecek, Kuran-ı Kerim'in sıkıcı bir kitap olmasına sebep olacaktı.

Örnek 3: Yukarıdaki ilk iki örneğe yapılabilecek muhtemel itirazlar ve cevaplarını da verelim: ‘Kur’ân’da ilk iki örnekteki gibi tüm değişkenleri dikkate alacak oranlar verilmemiş, varisler gruplandırıldığından, örneklerdeki büyük olasılıklar gereksizdir, daha az ihtimal yeterlidir. Mesela; birden fazla sayıdaki çocuklara veya kardeşlere aynı oran verilmiş, bu durumda çocuk sayısı/kardeş sayısı 2, 3, 4, 5,….. olmasıyla olacak oranların olasılıkları devre dışı kalır. Aynı şekilde eşler(karılar) için 1, 2, 3 veya 4 karının alabileceği ayrı oranlar verilmemiş, hepsi de tek varis olarak ele alınmış. Öyleyse hesap mutlaktır ve dolayısıyla bu hesap Kur’ân’da hatalıdır.’ Bu itirazları dikkate alıp Kur’ân’da var olan/gruplandırılan tüm varislerin durumlarını belirtmek için acaba kaç tane ihtimal/sebep sonuç cümlesi/ayet gereklidir? Acaba Kur’ân bu ihtimallerin hepsinin olduğu mutlak bir hesabı vermiş mi?

Cevap 3: Kur’ân’daki tüm varis grupları şunlardır: Anne=A, Baba=B, Koca=C, Karı/lar=D, Tek Kız Çocuk=E, Çok Kız Çocuk=F, Tek Erkek Çocuk=G, Çok Erkek Çocuk=H,Tek Kız Kardeş=I, Çok Kız Kardeş=İ, Tek Erkek Kardeş=J, Çok Erkek Kardeş=K

Bu varis gruplarının kümesi; V={A, B, C, D, E, F, G, H, I, İ, J, K} olup s(V)=n=12 olduğundan, tüm alt kümelerin sayısı= 2ⁿ =4096 tanedir. Öyleyse bu alt kümelerin her biri bir ihtimal belirttiğinden; en az 4096 sebep sonuç cümlesi/ayet (Eğer Anne, Baba, Koca ve Tek Çocuk varis ise; her birine sırayla…….payları düşer v.b. cümleler/ayetler) gereklidir. Toplam=4096 ihtimal en az 4096 satır demektir. Kur’an her sayfası en fazla 15 satır olduğundan 4096/15≈ 273 sayfa demektir. Fakat oranların geçtiği ayetler olan Nisa 11-12-176 ayetlerin hepsi ancak 2 sayfa etmektedir. Kur’ân’da bu sayıda cümle(4096 tane) olsaydı, verilen oranlar mutlak olacaktı ve Kur’ân’daki hesapta hata olacaktı. Fakat 5. örnekten sonra tespit ettiğimiz gibi Kur’ân’da sadece 20 tane cümle bu oranlara ayrıldığından, hesabın mutlak olduğu ve dolayısıyla matematiksel hatanın olduğu iddiaları boşunadır. Bu örnek(3.örnek) en fazla önemsenmesi gereken örnektir. Çünkü bu örnekte tamamen Kur’ân’daki gruplandırma dikkate alındığından, haliyle en gerçekçi değerlendirmeleri bu örnek üzerinde yapabiliriz. Kur’ân’a paralel hazırladığımız bu örnek sayesinde; Kur’ân’da varislerin gruplandırıldığını ve olası tüm varis olma-olmama durumlarının hepsinin olmamasından dolayı mutlak olmayan bir hesabın varlığına ulaşıyoruz. Diğer önemli bir ayrıntı da bu mutlak olmayan hesapta bile tüm olası durumların Kur’ân’da verilmeyişidir. Çünkü bu mutlak olmayan hesapta gerekli cümle sayısı 4096 iken Kur’an’da sadece 20 cümle verilmiş. Öyleyse Müslümanların da artık, sanki Kur’ân’da kıyamete kadar ki tüm aile profillerinin varis oranlarının verildiğini düşüncesinden vazgeçmeleri gerektiği kanaatindeyiz. Savaştan sonra birkaç sınırlı aile tablosundaki ihtiyaçlara binayen inen ayetlerdeki oranları olduğu gibi değil de, ayetlerdeki oranları referans alarak kendi özel/farklı aile durumlarımıza uyarlama yolunu tercih etmek daha isabetlidir. Öyleyse eksiklerine veya artılarına rağmen Avliyye, Reddiye, Öncelikler Sırası Yöntemi v.d. yöntemlerinin hepsi de, bu oranları referans aldıklarından, ayetlerdeki oranların aynısı olmasa da bu yöntemler meşrudur.

Diğer örneklere gelince; ilk iki örnekte gruplandırma olmadan, mutlak bir hesap söz konusu iken; 4. ve 5. örnekte ise Kur’ân’dakinden daha dar gruplandırmalar yapıldığından; bu dört örnek Kur’ân’daki tabloyu göstermekten uzak olup ufuk açıcı olması/beyin egzersizi olması için verildi.

Örnek 4: Üçüncü örneğe şöyle bir itiraz muhtemeldir: “Kur’ân’da birinci dereceden varis gruplarının Anne, Baba, Karı, Koca, Tek Kız Çocuk ve Çok Kız Çocuk, Tek Erkek Çocuk ve Çok Erkek Çocuk olup kardeşler ancak kelâle durumunda -en yaygın görüş: kelâlenin baba ve çocukların olmaması olduğudur.- yani birinci dereceden bazı varislerin olmaması durumunda kardeşler pay aldıklarından, kardeşler 3. örnekteki gibi olasılık hesabına dahil edilmemelidir.” Bu itirazın doğru olduğunu varsayarak cevap verelim.

Cevap 4: Kardeşleri hesaba katmadan varis gruplarını verelim: Anne=A, Baba=B, Koca=C, Karı/lar=D, Tek Kız Çocuk=E, Çok Kız Çocuk=F, Tek Erkek Çocuk=G, Çok Erkek Çocuk=H dır. Bu varis gruplarının kümesi; V={ A, B, C, D, E, F, G, H } olup s(V)=n=8 olduğundan, tüm alt kümelerin sayısı= 2ⁿ =256 tanedir. Bu 256 tane alt küme en az 256 cümle/en az 256 tane satır demektir. Fakat 5. örnekten sonra tespit ettiğimiz gibi Kur’ân’da sadece 20 tane cümle bu oranlara ayrıldığından, hesabın mutlak olduğu, matematiksel hatanın olduğu iddiaları ve dolayısıyla bu örnekteki itirazların da boşuna olduğunu anlamış oluyoruz.

Örnek 5: Son olarak Kur’ân’daki gruplandırmalardan bile daha dar olacak şekilde varisleri sınırlandıralım. Farz edelim ki kelâle kavramı Kur’ân’da yok. Bu durumda kelâle olması halinde pay alan kardeşler devre dışı kalır, varis olmazlar. Yine tek çocuk da olsa çok çocuk da olsa, kız çocuk da olsa erkek çocuk da olsa, hepsini aynı pay oranını alan tek varisolarak değerlendirelim. Tüm eşler(karılar) için de sadece bir oranverilmiş olsun. Acaba bu öngördüğümüz, en sınırlı varis gruplarının olduğu bir aile tablosundaki tüm olası durumları belirtmek için kaç ayet gereklidir? En zorlama örnekle de olsa Kur’ân’da bir sıkıntı, çelişki veya eksiklik elde edilebilir mi? Görelim…

Cevap 5: Varis gruplarımız; Anne=A, Baba=B, Koca=C, Karı/lar=D, Çocuk/lar=E olup beş tanedir. Varis kümemiz; V={A, B, C, D, E} ise s(V)=n=5 olacaktır. Öyleyse tüm alt kümelerin sayısı=2ⁿ =32 tanedir. Peki hem bu örnekte hem de önceki örneklerdeki olasılıkları belirtecek sayıda ayet var mı? Bunun cevabı için oranların geçtiği Nisa 11-12-176 ayetlerindeki sebep sonuç cümlelerini(Eğer çocuklar var ise; anne ve babanın her birine sırayla…….payları düşer v.b. cümleler/ayetler) sayalım:

Nisa 11: Allah size, çocuklarınız (ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder1. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır2. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur3. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır4. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer5. Eğer kardeşleri varsa anasının hissesi altıda birdir6. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır7. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 12: Eğer çocukları yoksa karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir8. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir9. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi yahut borçlarının ödenmesinden sonradır10. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri onlarındır11. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır12. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır13. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa ona altıda bir düşer14. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar15. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır16. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) 

Nisa 176: Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa bıraktığı malın yarısı onundur17. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur18. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır19. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler o zaman, (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır20. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Son örnekte, Kur’ân’ın öngördüğü varis gruplarından bile daha dar/daha sınırlı varisleri belirtmek için 32 olasılık, 4. örnekte 256 olasılık, Kur’ân’ın oluşturduğu varis gruplarının hepsinin belirtilmesi için 3. örnekteki gibi 4096 olasılık, 2. örnekte 1576 olasılık, 1.örnekte 29788 olasılık elde edilmişti. Yukarıdaki Nisa 11-12-176 ayetlerinde toplam 20 tane yargı cümlesi/sebep sonuç cümlesi/oranların belirtildiği cümle mevcut olup, bu 20 cümle hiçbir örnekteki olası durumları karşılamadığından dolayı Kur’ân’daki oranların, tüm olası durumlara ait mutlak oranlar olmadığı kesindir. Hatta Nisa 11-12-176 ayetlerindeki tüm cümleler-toplam 28 tane cümle-bile yukarıdaki örneklerin hiçbirinin olasılığına yetmemektedir. Bu matematiksel kanıtları destekleyecek mahiyette Kur’ân’dan basit bir kanıt verelim: ayetlerde anne ve karı, anne ve koca, baba ve karı, baba ve koca gibi ikililerin birlikte olması halinde alacakları paylar Kur’ân’da yok-belirtilmemiş. Bu da tüm olası durumların belirtilmediğinin açık bir kanıtı olduğundan, haklılığımızı teyit edecek mahiyettedir.

Öyleyse hem Müslümanlar, Kur’ân’daki oranların mutlak olmasının Kur’ân’ın mükemmelliğine kanıt olarak görmekten hem de İslam karşıtlarının, oranları mutlak kabul edip Kur’ân’da matematiksel hatalar aramaktan vazgeçmelidir.

Bu örnekler bizi şöyle düşünmeye mecbur ediyor: Madem Kur’ân’da tüm olası durumlar belirtilmemiş; kesinlikle hesap mutlak olamaz ve kesinlikle hata iddiası akıl dışıdır. Bu konuda böyle net bir manzara ortadayken, bir kişi Kur’ân’a/İslam’a inanmayışını bu konuya değil de ancak başka konulardaki kanaatlerine dayandırabilir.

Açıklanamayacak Gerçek Bir Matematiksel Hata Nasıl Olabilirdi?

Eğer Kuran-ı Kerim'de: “çocuklar varsa; anne =1/6, baba=1/6, koca=1/4 ve karı=1/8 alır. Anne, baba ve eş varsa; çocuklar = 2/3 alır.” Denilseydi; verilen oranlara mecburen/mutlaka uyulması gerekirdi.
Mesela; bir adam vefat ettiğinde, 24 000 lira mirası; annesi, babası, karısı ve çocuklarına şöyle paylaştırılırdı:
            Anne=24 000.(1/6)=4 000
            Baba=24 000 .(1/6) =4 000
            Karı=24 000.(1/8) = 3 000
+          Çocuklar=24 000 .(2/3)=16 000
___________________________________________________
27 000≠24 000 Varislerin payları toplamı ≠Mirasın toplamı
Bu hesap büyük bir hata, kabul edilemez bir çelişkili olurdu! Kimse de bu fahiş hatayı savunamaz, tarif edemezdi. Peki, Kuran-ı Kerim'de bu çelişkili hesabı yapmak zorunda olduğumuz açıklamalar var mı? Tabiî ki yoktur, şöyle ki; Çocukların varlığı halinde anne, baba ve karı- kocanın payları belirtildiğinden bunlara uymak mecburidir. Ancak çocukların alacağı paylar belirtilirken anne, baba ve karı-kocanın olması halinde çocukların alacakları paylar belirtilmediğinden çocukların öngörülen paylarını vermek mecburiyeti yoktur. Bu bir mantıki gerektirmedir. Öyleyse çocuklar tek başlarına ise; 2/3 payı kesin ve mecburidir. Ama çocuklar tek başına değilseler (anne, baba ve karı-koca varsa) bu oranı (2/3’ü) tüm terike üzerinden hesaplamak zorunda değiliz, kalan terikeüzerinden hesaplayabiliriz. Bu tespit bizi, varisler arasında öncelikler sırasının var olduğunu savunan görüşlerin isabetli olduğu sonucuna götürmektedir.[8] Bu mantık çerçevesinde yukarıdaki problemin alternatif çözümlerini verelim…
1.Çözüm
Bu çözümü Şii Müslümanların tercih ettiği ve İbni Abbas’a dayandırdıkları yöntemle yapalım:
Anne=4000 Baba=4000 Karı =3000 → Kalan =24000-11000=13000 → Kalan 13 000 liranın hepsi çocuklara verilir.             
2.Çözüm
Çalışmamızın 3. bölümünde elde ettiğimiz mirasın bölüşüm önceliği sırası şöyledir: 1.) Borç 2.) Vasiyet 3.) Karının veya kocanın payı 4.) Anne ve babanın payı 5.) Çocukların veya kardeşlerin payı 6.) Kalan pay(en son artan mal); Pay sahiplerine Reddiye Yöntemiyle verilebilir veya asabeye veya yetime veya fakirlere v.b. kimselere, verilir. Bu tespit ışığında paylaşımı şöyle yapabiliriz:
Borç ve vasiyet yoksa
Karı=(1/8).24000=3000 lira alır. →Kalan= 21000 lira.
Anne=(1/6).21000=3500 lira alır.
Baba=(1/6).21000=3500 lira alır. →Kalan=14000 lira.
Çocuklar=(2/3).14000≈9333 lira alırlar. →Kalan≈4666 lira.
Artan 4666 lira; ihtiyaca ve şartlara göre, hepsi sadece Nisa 8’dekilere, sadece pay sahiplerine veya artanın bir kısmı Nisa 8’dekilere diğer kısmı da pay sahiplerine verilebilir.
Yukarıda verilen örneklerle anlaşıldı ki; miras hesabı öyle göründüğü gibi basit değil. Çünkü mutlak oranların olması için tüm olası durumların teker teker belirtilmesi gerekir. Bu da Kuran-ı Kerim'in bir kaç katının hepsini bu olasılıklara ayırmakla mümkün olabilirdi. Matematiksel incelememizin ardından şimdi de dilsel olarak miras ayetlerini inceleyelim. Acaba verilen oranların mutlak olmadığını dilsel olarak da ispatlayabilir miyiz? Önce alıntıda bulunduğumuz yazıdan[9] istifade edelim…

İslamda Miras Hukuku ve Avliyye ve Reddiyye

İslam’ın mirasla ilgili hükümlerini düzenleyen ayetler temel olarak Nisa suresi 11 ve 12. ayetlerdir. Bu ayetlerde mirasçıların hakları belli oranlar verilmek suretiyle düzenlenir. Aşağıda bu ayetleri veriyorum:
Nisa / 11-12 (Y. Nuri Öztürk)
Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan gelen bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
Zevcelerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, vasiyet ettikleri ve borçları ödendikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri zevcelerinizindir. Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri zevcelerinizindir. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yok da erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu kardeşlerden herbirine altıda bir düşer. Kardeşler bundan fazla ise bu takdirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah'tan bir öneridir bu. Allah Alîm'dir, Halîm'dir.
Bu ayetlerde verilen oranlardan yola çıkan bazıları kendi akıllarınca enteresan miras paylaşımı senaryoları üreterek İslam’a ve Kuran’a saldırmaktadırlar. Konuyu bir örnekle açıklayalım: “Bir adam ölür ve geride bir anne, bir baba, üç kız evlat ve bir de eş bırakır. Miras nasıl paylaşılacak?”. Bu örneği ortaya atan kişiler çözümü de (!) kendileri verirler: “1/6 + 1/6 + 2/3 + 1/8 = 1,125”. Yani oran 1,0 dan büyük, o halde Kuran'da matematik hatası var!
Benzer bir duruma ilişkin ilk problem Hz. Ömer zamanında ortaya çıkmış ve sahabeler bu problemi “avliyye” dedikleri bir yöntemle çözmüşlerdir. Bu yöntemin ne olduğunu anlatacak değilim, isteyen internette yöntemle ilgili kaynak bulabilir. Ancak bu yöntem inkârcıları (ve belki de bazı inananları) ikna etmemektedir. Onlara göre bu yöntem bir hileden başka bir şey değildir. Bu yöntem ilk başlarda benim de aklıma pek yatmamış ve ciddi bir şekilde Kuran’dan şüphelenmeme neden olmuştu.
Aslında problemin kaynağı Kuran’ın bu ayetlerinde verilen oranları “mutlak” oranlar olarak kabul etmekten kaynaklanıyor. Yani örneğin 3 kız kardeş için verilen 2/3 oranı “mutlak” bir oran farz ediliyor. İyi de gerçekten öyle mi? Bu oranlar mutlak oranlar mı, yoksa bir tür “tavan” ya da “taban” değerler mi? Bu oranların “mutlak” olmadığını iddia etsek bile, buna Kuran’dan delil getirmediğimiz takdirde kimseyi ikna edemeyeceğimiz çok açık…
Bu amaçla öncelikle Nisa/11 ve Nisa/12 ayetlerini incelememiz gerekiyor. Bu ayetlerin sonunda yer alan ifadeler bu açıdan oldukça önemli: “ferıdatem minellah” ve “vesıyyetem minellah”. Sadece 2’şer tane Arapça kelime! Bu ifadelerden yola çıkarak bu oranların mutlak olduğu kesinlikle iddia edilemez. Ancak buna rağmen bazıları örneğin A. Yusuf Ali İngilizce mealinde “bu sabit oranlar Allah tarafından emredilmiş/belirlenmiştir” şeklinde bir çeviri yapmış. Bu 2 kelimenin neresinde “sabit oranlar” lafzını gördü bilmiyorum, ona sormak lazım! Örneğin M.H. Shakir “ferıdatem minellah” ifadesini “bu Allah’tan bir buyruk/düzenlemedir” şeklinde çevirmekle yetinmiş. Yukarıya aldığım Nisa/11-12’nin Türkçe çevirileri ise Y. Nuri Öztürk’e aittir. Bu ifadelerle ilgili bir diğer nokta da şu: Her 2 ifade de verilen oranlardan hemen sonra gelmiyor. İlk ayette araya “Babalarınız var, oğullarınız var …” diye başlayan 2 cümle giriyor, ikincisinde ise arada “Kimseye zarar verilmemelidir” şeklinde bir ifade mevcut. Şu halde “Allah’tan bir buyruk” ya da “Allah’tan bir görev” olan şey nedir? Bu oranları sabit kabul edip aynen uygulamak mı? Babalar ve oğullar ve diğer mirasçılar arasında ayırım yapmayıp adaletli bir dağılım yapılmasına izin vermek mi? Bence ikincisi! Aslında bu “emrin” ne olduğunu anlamak için bu ayetlerin devamına bakmak gerekiyor.
Kuran’da bu oranların “sabit” ya da “mutlak” olmadığına dair delil hemen bu ayetlerin devamında mevcut… Surenin 13 ve 14. ayetleri aynen şöyle:
Nisa / 13-14
İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır. Kim de Allah'a ve onun resulüne isyan eder, Allah'ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.
"İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır" şeklinde çevrilen ifadenin Arapçası "Tilke hududu(A)llah". Yani çeviride bir hata/kasıt yok. Hudut kelimesi Türkçe'ye de geçmiş bir kelimedir. Sınır kelimesinin ise ne anlama geldiği herkesçe malum. “Aşılmaması gereken bir nokta, bir çit, bir değer”… Yani bu oranlar sadece birer sınır ve asıl olan bu “sınır” değerlerini aşmadan onlara yaklaşmak… Dolayısıyla bu oranların “mutlak” olduğunu iddia etmenin hiçbir temeli yok…
Şimdi sorun şu: Yukarıdaki ayetlerde geçen “emir” kelimesiyle aşağıdaki ayetlerde geçen “sınır” kelimesi birbiriyle nasıl bağdaşır? Aslında yanıt çok basit: Allah’ın emri olan şey bu sınırlara riayet etmek! Bu sınırlara riayet etmek ise onları aşmamak ve onlara mümkün olduğunca yaklaşmak ile olur. Yani “emrin” ne olduğunu anlamak için önce aşağıdaki ayetlere bakmak ve sonra dönüp “emri” buna göre değerlendirmek gerekiyor. Kısacası Allah’ın emri olan şey mirasçılar arasında ayrım yapmayarak verilen oranları birer “sınır” olarak alıp bunlara uymak! (Ama sonuçta bunların “sınır” olduğunu unutmamak şartıyla!)
Bu “sınır” olgusunun bu şekilde ifade edilmesinin de bazı sebepleri var: Örneğin 2’den fazla kadın ise 2/3 olarak verilen oran, “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” olarak verilebilir ve böylece bunun bir üst limit olduğu açıkça ortaya konabilirdi. Ancak bu durumda neler olacağını tahmin etmek güç değil. Bu tarz bir ifadeden istifade eden birileri mirasçı 3 kıza 2/3 oranında pay vermek yerine 1/10 ya da belki hiç pay vermeyebilirdi. Dolayısıyla Nisa/11 ve 12’de “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” tarzında ifadelerin kullanılmaması anlamlıdır.
O halde asıl olan bu oranlara mümkün olduğunca uymaya ve yaklaşmaya (!) çalışmaktır. Ancak sonuçta bunlar bir “sınırdır”. Yani mutlak oranlar değildir. Matematikteki limit kavramının buna çok benzer olduğunu bilenler bilirler. Bilmeyenler bilenlerden sorsun öğrensin!
Bu “sınır” kavramına başka ayetlerde de rastlıyoruz. Örneğin oruçla ilgili bir ayet olan Bakara/187’de de bazı sınırlar konuyor:
Oruç günlerinin gecesi kadınlarınızla ilişkide bulunmanız size helal edildi. Onlar sizin için bir giysi, siz de onlar için bir giysi durumundasınız. Allah nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Şimdi onlarla ilişkide bulunun, Allah'ın sizler için yazdığını isteyin ve fecrin beyaz ipliği siyah iplikten sizce seçilinceye kadar yiyin, için, sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz, mescitlerde itikaf halinde iken onlarla ilişkide bulunmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayın! Allah böylece, sakınıp korunsunlar diye insanlara ayetlerini iyice açıklıyor.
Yukarıdaki ayette yiyip içme için ve cinsel ilişki için bazı sınırlar konulmuş. Bu ayette yiyip içmeyle ilgili sınırın “kadar” denilerek verildiğine dikkat edin. Çünkü burada “kadar” ifadesinin kullanılmasının miras ayetlerinde olduğu gibi bir risk oluşturmadığı açık…
Bir başka ilginç nokta da Nisa suresi ayet 14 ile yukarıdaki Bakara/187’yi karşılaştırınca ortaya çıkıyor. Bakara187’de Allah’ın sınırlarına “yaklaşılmaması” emrediliyor. Oysa Nisa/14’te “aşılmaması”. Eğer Nisa/14’te de “yaklaşmayın” denseydi benim yaptığım tüm bu yorumlar geçersiz olurdu! Hele hele matematikteki limit kavramı ile kurduğumuz benzerlik tamamen geçersiz hale gelirdi. Ne dersiniz? Neden burada “yaklaşmayın” denmiyor da “aşmayın” deniyor? Şans mı? Hiç sanmam!
Ne ilginçtir ki mirasla ilgili ayetler bize bu oranların “mutlak” olmadığı çıkarımını yaptırabilecek şekilde devam ediyor. Tabii bir inkârcıyı bu bile ikna etmeye yetmez. O bunu kelime oyunu olarak görecektir. Kuran’ın bu çıkarımı yapabilmemize imkân vermesini ise ya hiç değerlendirmeyecek ya da sadece “şans” olarak değerlendirecektir. Bunun farkındayız. Ama önemli olan bizim aklımızın huzur bulması...
Bu “sınır” çıkarımı aynı zamanda Hz. Ömer zamanında yapılan “avliyye” uygulamasının da son derece yerinde ve makul bir yöntem olduğunu göstermektedir. Çünkü her ne kadar Kuran’da verilen oranlar bire bir elde edilmese de, konulan “sınır”lar asla aşılmamaktadır. Avliyye uygulamasında mirasçılar Kuran’da verilen oranlardan daha düşük bir pay almakta ve Kuran’ın “sınırları” bir tür “tavan (üst limit)” görevi yapmaktadır ve “sınır” (aşağıdan yukarıya) aşılmamaktadır.
Reddiyye ise bunun tam tersi durumlarda uygulanan bir yöntemdir. Yani mirasçıların Kuran’da verilen paylarının toplamı 1,0 dan daha düşük çıkmaktadır. Bu durumda da mirastan artan kısım yine mirasçılara Kuran’daki payları ölçüsünde bölüştürülmektedir.
Reddiyye işlemindeki paylaşım oranlarına itiraz etmek için sadece mantıkla düşünme hastalığına yakalanmış olmak ve sağduyudan yoksun olmak gerekir. İçimize sinmese de biz yine de böyleleri için de bir açıklama yapalım: Reddiyye işleminde Kuran’da verilen “sınır”lar bir tür “taban (alt limit)” görevi yapmaktadır. Sonuçta da “sınır”lar aşılmamakta (bu defa sınır yukarıdan aşağıya!), kimsenin hakkına tecavüz edilmemektedir.
Meseleyi bir Kuran ayetiyle noktalamak istiyorum:
Bakara / 26
Allah bir sivrisineği, hatta üstündekini örnek vermekten sıkılmaz. İman edenler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kafirler ise: "Allah böyle bir örnek ile ne demek istemiş?" derler. Evet! Allah onunla bir çoğunu da şaşırtır, yine onunla bir çoğunu yola getirir. Onunla ancak fasıkları şaşırtır.


 SONUÇ

Sonuç olarak; eğer Kuran-ı Kerim’deki hesapta verilen oranların mutlak olmadığı ispatlanırsa, matematiksel hatanın da olmadığı ispatlanmış olur. Bunun için aşağıda deliller özet olarak verilecektir. Bu delillerin Kuran-ı Kerim’deki oranların mutlak olmadığının gösterilmesi açısından önemli ve yeterli olduğu kanaatindeyiz.
1- Matematiksel olarak örnekler verilerek kanıtlandı ki; mutlak oranların elde edilebilmesi için, tüm varislerin olması-olmaması durumlarının hepsini teker, teker belirtmekle mümkün olmaktadır. Bu da Kuran-ı Kerim'in birkaç katını(en az üç katını) ayırmakla mümkündür. Dolayısıyla Kuran-ı Kerim'de genelde ikili olarak(çocuk-anne, çocuk-baba, çocuk-koca, çocuk-karı, anne-kardeş...)belirtilen pay oranları, tüm olası durumlara ait(Kuran-ı Kerim'in en az 3 katı) olmadığına göre; verilen pay oranları kesinlikle mutlak değildir. Ayrıca; “Miras hesabı ilköğretim düzeyindeki çocukların yapabileceği basitliktedir; Kuran'da hata yapıldığına göre, Kuran Allah'tan değildir, insan ürünüdür.” v.b yorumlar antipropaganda amaçlı olup gerçeği belirtmekten uzaktır. Çünkü matematiksel olarak örnekler vererek ispatladığımız gibi konu hiçte basit değil, bilakis varisler değişkenlik gösterdiğinden miras hesabı çok büyük ihtimallerin olduğu bir hesaptır. Öyleyse Kur’an’a itiraz edenlere/saldıranlara hodri meydan! Buyursunlar da Kur’an’dan daha iyi bir seçenek sunsunlar! Kur’an’daki sayıda kelime/cümle kullanarak mutlak bir hesap elde etsinler bakalım! Günümüz matematiğini değil de vahyin ilk muhataplarının basit matematik seviyesine uygun olacak şekilde, olası tüm varis durumlarını teker teker belirtmeleri şartıyla Kur’an’dan daha iyi bir alternatif sunmayacakları iddiasındayız.
2- Dilsel olarak; yukarıdaki yazıdan (İslamda Miras Hukuku ve Avliyye ve Reddiye) miras ayetlerindeki oranların mutlak değil de durumuna göre birer alt sınır veya üst sınır olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır.
3- Miras ayetleri günümüz insanlarına hitap etseydi/günümüzde nazil olsaydı; bizim seviyemize uygun, matematiksel formülasyonlarla matematiksel hata olmadan daha kolay, daha pratik bir miras hesabı bizim için büyük bir kolaylık olurdu. Fakat bizim için matematiksel olarak belirtilecek basit bir hesap; vahyin ilk muhataplarına çok zor gelecekti. O günkü matematik seviyesi düşük olduğundan; inen ayetlerdeki dil ve oranlar, vahyin ilk muhataplarının günlük hayatlarında, ticarette v.b kullandıkları, aşina oldukları pratik oranlar(2/3, 1/2, 1/3, 1/4, 1/6, 1/8) verilerek basit çözümler sunulmuştur. Böyle olması da en isabetlisidir.
4- Bu oranların mutlak olmadığı ayet ve hadislerden de anlaşılabiliyor. 
Mesela pay sahipleri mirasın tamamını mutlak oranlarla olacak şekilde alsaydılar; Nisa-8’de kendilerine mirastan bir miktar verilmek üzere yakın olmayan akrabaya, yetimlere ve fakirlere hiçbir şey kalamayacağından; ayette istenilen gerçekleştirilmemiş olurdu.
Hadis’te Peygamberimiz: “pay sahipleri paylarını aldıktan sonra artanı asabeye veriniz.” [10]demiş. Demek ki ille de varislerin payları toplamı/miras=1 olması gerekseydi Peygamberimiz malın artmasından, artanın akrabaya verilmesinden bahsetmezdi. 
Ayrıca şunu belirtmek gerekir ki; mutlak oranlı bir hesapta, mirasın pay sahiplerine yetmemesi ne kadar matematiksel hata ise; mirasın artması da aynı şekilde matematiksel hatadır. Hz Peygamber hadisinde malın artmasından bahsettiğine göre; oranlar mutlak alınmamış. Çünkü Peygamberimiz bile bile (farkında olarak) matematiksel hatada bulunmuş olamaz ve bu hatayı uygulamazdı; değişikliğe, düzeltmeye giderdi.
5- “ Ana, baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından erkeklere bir payı(zaten) vardır. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarında, az ya da çok, kadınların da bir payı olmalıdır; (Allah tarafından) farz kılınan bir paydır bu.” [11]Ayeti kerimedeki altı çizili ifadeye dikkat edilirse; eğer verilen pay oranları kesin-mutlak oranlar olsaydı hisselerin az veya çok olmasından bahsedilmezdi. Madem böyle bir esneklik var (…bırakılanın azından da çoğundan…) öyleyse kesinlik yoktur. 
6- Sadece bir çocuk olduğunda alacağı pay (1/2)’dir. Çocuklar birden çoksalar alacakları pay (2/3)’tür. Yani 2 çocuk da olsa, 3 çocuk da olsa, …, 12 tane çocuk da olsa,…, alacakları pay hep (2/3)’tür. Bu durum çok bariz bir şekilde şunu gösterir: Kur’an-ı Kerim’de 2 çocuğun, 3 çocuğun, 4 çocuğun, 5 çocuğun, … alacakları ayrı paylar(oranlar) belirtilmediğine göre; öngörülen hesap/verilen oranlar kesinlikle mutlak değildir. 2 çocukla 12 çocuk aynı oranı aldığına göre; amaç zor ve uzun bir hesapla mutlak oranları verip mutlak adaleti sağlamak değil, kısa ve pratik bir hesapla mutlak olmayan oranlarla adalete yaklaşmaktır
 Yukarıdaki matematiksel ve dilsel verilerden yola çıkarak Kur’an-ı Kerim’de matematiksel hata veya çelişkinin olmadığı ortadadır. Tek sorun şu; çelişki veya matematiksel hata yok ama niye belirsizlik var? Yani niye netlik yok ve bu konu niye farklı yorumlara açık? Niye miras paylaşımı farklı yöntemlerle yapılıyor? Çünkü ayetlerin biraz örtük olması sayesinde farklı şartlarda, farklı dönemlerde, farklı kültürlerde ve farklı coğrafyalardaki insanların ihtiyaçlarına göre yorumda bulunmalarına olanak verdiğinden dolayı Kur’an-ı Kerim’in tüm zamanlarla adaptasyonu sağlanmış oluyor da ondan. Eğer Kur’an’da diğer konular kısa/öz/örtük olarak değil de tamamen açık ve net olarak açıklanmışsa bu iddiamız geçersiz olacaktır. Birkaç konu üzerinden bu iddiamızı test edebiliriz:
Kur’an’da örtünmenin olduğu çok sayıda ayette belirtilmiş(Araf 22, Araf 26, Nur 31, Nur 60, Ahzab 59.). Fakat kesinlikle üst sınırları kesin hatlarla çizilmiş bir üniforma dayatılmamıştır. Bu sayede farklı kültürlere sahip veya farklı estetik duygulara sahip bayanlar örtünmeyi; saçın tamamının açık olması, saçın bir kısmının görülmesi, sadece yüzün görülmesi veya çarşafla yüz dâhil her tarafın örtülmesi v.b. olarak anlama seçeneklerine sahip olabilmektedir. Fakat üst sınırların olmaması, alt sınırların olmaması anlamına gelmez. Örtünme ayetleri tüm Müslümanlara en azından avret yerlerinin ve süslerinin(bayanlarda göğüs v.b.) örtünmesi gerektiği mesajını açıkça verebilmektedir.
1.Devlet başkanlığı veya devletin yönetim biçimi ile igili; meşverette bulunmak, işin ehli olmak, adaletli olmak v.b. vazgeçilmez temel ilkeler Kuran-ı Kerim'de verilmiş(Şura 38, Ali İmran 159, Maide 8, Mümtehine 8, Nisa 58-59, Bakara 256). Uygulamalar ve ayrıntılar insanlara bırakılmış.

2.Evlenirken evliliğin sembolü olan/kadınlar için güvence denebilecek maddi bir katkı olan mehirin varlığı Kur’ân’da Nisa 4, Nisa 20-21, Nisa 24-25, Bakara 229, Bakara 236-237 ve Kassas 27 ayetlerinde geçmektedir. Fakat kesin sınırlar veya net bir miktar belirtilmemiş. Bu belirsizlik bir eksiklik değil bilakis büyük bir lütuftur. Çünkü bu belirsizlik sayesinde damat adayının mal varlığına göre/içinde bulunulan şartlara göre; mehir için kimi zaman bir yüzük bile yeterli iken kimi zaman da üst düzeyi belirsiz olan çok yüksek meblağlar yeterli görülebilir. Mehirin Kur’an’da hiç geçmemesi halinde evlilikte; mehirin verdiği sembolik manalar olan sevgi, evlenme isteği, kadına güvence verme v.b. yönlerden eksiklikler olabilecekti. Fakat kesin miktarlar belirlenseydi, insanlar arasında sosyo-ekonomik açıdan büyük uçurumlar olduğundan Kur’ân’ın tüm farklı koşullarda gerçekleşecek evlilikleri tatmin etmekten uzak hükümler içermesine sebebiyet verebilirdi.

3.Zekât Kur’an’da çok önemsenen ibadetlerdendir(Bakara 43,Araf 156, Tevbe 60, Bakara 273 v.d.). Fakat 1/10, 1/40 gibi oranlar verilmeyerek insanların ihtiyaç durumlarına göre esnek bir infakta bulunmalarına olanak verebilmektedir. Böylece bir Müslüman bolluk zamanlarında daha az(1/100, 1/1000 v.b.), olağanüstü şartlarda daha çok (1/10, 1/2 v.b.) harcayarak zekât emrini yerine getirmiş olur. Hz Peygamberin kendi dönemindeki iktisadi ve sosyal şartları dikkate alıp 1/10, 1/40 oranlarını uygulaması; farklı iktisadi ve sosyal şartlara sahip Müslümanların kıyamete kadar hep aynı oranlara başvurması zorunluluğu olduğunu savunmak Kur’an’ın ruhuna ve adalet duygusuna aykırı olacaktır.

4. Kur’an’da, namazda Allah’ın adının zikredilmesi, kıyam, rükû, secde, kıbleye dönme, huşu içinde olmak, kötülüklerden alıkonulma, abdest alma ve namaz vakitleri gibi namazın olmazsa olmazları verilerek iskelet yapı oluşturulmuştur. Müslümanlar, ayrıntıları ve uygulamaları peygamberimizin örnekliğini dikkate alarak sonraki kuşaklara aktarmışlardır. İhtilaflı/faklı olan ayrıntıları Allah(c.c.) tolere edebildiği, hoşgördüğü veya önemsemediği içindir ki Kur’an’da belirtmemiştir. Onun için Kur’an’a aykırı olmaması şartıyla Müslümanlar arasındaki mezhepsel faklılıkları hoşgörmek, bir kolaylık, bir zenginlik veya renklilik olarak görmek gerekir.

Sadece yukarıdaki birkaç örnekte değil oruç, hac v.b. diğer tüm konularda da Kur’an’da aynı yaklaşım biçimi söz konusudur. Kur'anı Kerim bir Anayasa olduğundan, beşerî Anayasalarda da olduğu gibi, teferruatı beşerî faaliyete havale etmiştir. Ancak en genel esasları ifade ile yetinmiştir. Yalnız miras hukukunda değil, ihtiva ettiği bütün meselelerde ayniyle hareket eylemiştir. Cenabi Hak aksi tarzda hareket etse idi, Kur'anı Kerim şimdiki gibi teki bir mushaf halinde değil odalar dolusu mushaflar şeklinde tecelli eder, ve İslâm dini, içtihada ve beşerî zekânın işleyip inkişaf etmesine engel teşkil ederdi.[12]

Konuların az ve öz, örtük veya kimi zaman mecazi/sembolik bir şekilde verilmesi Kur’an’ın karakteristik özelliklerindendir.Kur’an ayetlerinin bir kısmının muhkem/açık, bir kısmınınsa müteşabih/sembolik/örtük olduğu bizzat Kur’an’da geçmektedir(Ali İmran 7.). Öyleyse özelde miras/kelâle konusu genelde ise tüm konuların farklı yorumlara açık olması şaşırılacak bir durum değildir. Kur’an bu yönü itibarı ile tüm zamanlara hitap etmektedir. Miras konusunun mecaz/sembolik olduğu iddiasında değiliz. Fakat mecaz/sembolik olan ayetlerdeki örtük, az ve öz şeklinde belirtilmeözelliğinin miras ve başka konular için de geçerli olduğunun kanaatindeyiz. Örnekler üzerinde, mirasta kapalılığın olmadığı, her ayrıntının açık ve net belirtildiği bir mutlak hesap için Kur’an’ın en az 3 katının bu konuya ayrılması gerektiğini ispatlamıştık. Demek ki hem bu konunun hem de diğer konuların tüm açıklığıyla, ayrıntılı olarak verilmemesi büyük bir kolaylıktır. Ayrıca bu durum çoğu konuda farklı/esnek davranabilmemize de olanak sağlar.
Eğer sadece birkaç cümleyle belirtilebilecek, küçük ihtimallerin olduğu basit bir miras hesabı söz konusu olsaydı ve Kur’an bu sınırlı/basit hesabı ayrıntılı/açık/net vermeseydi veya bu basit hesabı çelişkili verseydi o zaman Kur’an’a saldıranlar haklı olabilirdi. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var; diğer konulardan bahsederken biz esneklikten, kolaylıktan, Kur’an’ın tüm zamanlarla uyumundan bahsedebiliyoruz. Fakat eğer ikinci bölümde incelediğimiz, dengeleyici bir işlevi olan ‘farz ve öncelikli olarak belirtilen vasiyet’ Kur’an’da olmasaydı iddialarımız miras konusu ile ilgili geçerliliğini yitirecekti ve haklı olarak şu soruların sorulmasına sebebiyet verecekti.“ Allah neden kıyamete kadar bütün zaman ve mekânlar için detaylı bir şekilde mirasın tam olarak nasıl bölüştürüleceğini emretsin? Kuran-ı Kerim çok daha önemli konularda, örneğin devlet başkanının nasıl tayin edileceği, "şûra"da yer alacak kişilerin nasıl, kim tarafından belirleneceği, ibadetlerin tam olarak nasıl icra edilmesi gerektiği gibi konularda hemen hemen hiçbir somut düzenleme bulundurmaz. Mesela devlet başkanlığı veya devletin yönetim biçimi ile igili; meşverette bulunmak, işin ehli olmak, adaletli olmak v.b. vazgeçilmez temel ilkeler Kuran-ı Kerim'de verilmiş ve gerisi insanlara bırakılmış. Böylelikle Kuran- Kerim tüm zamanlarla uyumlu olur. Hukuk sistemi için mirastan çok daha mühim denilebilecek alanlarda bu kadar detaylı ayetler yok. Hatta birçok âlim bu durumu "İslam Hukukunun esnekliği ve evrensel olmasının bir gereği" olarak yorumlar ve Allah'ın kullarına değişen şartlara göre (İslam'ın özüne sadık kalarak) somut kuralları değiştirmelerine izin vermekle ne kadar da rahmetli davrandığını söyler.

Hâl böyle iken, neden miras gibi nispeten daha önemsiz, üstelik çok daha değişken olması gereken bir konuda bu kadar detaylı hükümler gelmiş? Neden Müslüman toplumlara kıyamete kadar, ekonomik, sosyal, kültürel, demografik şartlar ne olursa olsun, miras paylaşımını tam olarak bu şekilde yapmak emredilmiş? Ve neden bu paylaşım her zaman ve her yerde en âdil, hatta tek âdil seçenek olsun?” [13]

Sonuç olarak Kur’an’da miras konusunda büyük resim şöyledir: Matematiksel hata kesinlikle yoktur ve ayrıca ideal dengedeki bir paylaşımın olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Çünkü eğer sadece pay oranları olsaydı H2O’nun buz hali gibi katı, sabit, durağan bir paylaşım olacaktı; sadece vasiyet olsaydı H2O’nun buhar-gaz hali gibi aşırı esnek, değişken olması da aşırı duygusal ve taraflı paylaşım anlamına gelecekti ki bu iki durum da ideal olmaktan uzaktır. H2O’nun ne buz ne de gaz hali kullanışlıdır; asıl kullanışlı ve faydalı olan H2O’nun su halidir. İşte Kur’ân’da miras konusu da, H2O’nun su hali gibi en ideal haldedir. Şöyle ki; Kur’an’da miras pay oranları ve vasiyet(1/3’e kadar) birlikte var olması bu ideal sentezi oluşturmaktadır. Çünkü vasiyetin var olması, adaletsizlikleri giderici ve dengeleyici misyonu sayesinde Kur’an tüm zamanlarla uyumlu hale gelmiş oluyor. Öte yandan pay oranlarının verilmiş olması ve vasiyetin 1/3’e kadar sınırlı olmasıyla da duygusal ve taraflı bir paylaşımın önüne geçilmiş oluyor.[14]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder