22 Temmuz 2019 Pazartesi

4444 Tefrîciyye veya 41 Yâsîn gibi belli saylarda okunan dualar, zikirler, salavât, âyetler ve sureler hakkında (namazlardan sonra 33 adet olarak söylenen tesbîh, tahmîd ve tekbîr gibi pek az müstesna tutulursa) emreden, tavsiye eden bir nas yoktur. Müslüman istediği kadar Tefrîciyye diye anılan salavât veya Yâsîn suresi okuyabilir. 

"Bunu şu kadar okumak sünnettir, farzdır, dinin emridir..." derse veya böyle inanırsa bid'at gerçekleşir. 

Böyle bir inanç olmaksızın, şahsî veya başkasının tecrübesine dayanarak "Bu kadar okumanın şuna faydası oluyor, oldu" der, okur ve tavsiye ederse bu bid'at olmaz ve sakıncası da bulunmaz.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet Editör




Okunan Kur'an ve Kur'an hatmi nurani olduğu için bir lamba gibidir. Bir lamba için birisi gazyağı, diğeri fitil, bir başkası cam, kibrit v.s getirse, lamba yandığında herkes tam bir lambaya sahib olur ve lambadan istifade eder. Herbirinin elinde bir ayna olsa "Lamba benim yanımdadır." diyebilir. Birinin istifadesi diğerinin istifadesine engel olmaz.
Değişik cüzleri okuyup Kur'an'ı hatmeden kimseler de böyle manevi bir lamba yakmışlardır. Bunun ışıkları da sevaplarıdır. Okunan hatime katılanlar, bu manevi nurdan aynı şekilde sevap alırlar ve birinin sevap kazanması diğerine engel olmaz, sevabını azaltmaz.
Kısaca, cüzler dağıtılarak Kur'an'ın okunmasıyla hatim yapılmış olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
Gök mü Yer mi Önce Yaratıldı?

Kuranda çelişki yoktur

Naziat ve Fussilet surelerinde geçen ifadelerden yola çıkarak iki farklı yerde yerin ve göğün yaratılışıyla ilgili farklı bir sıralamanın olduğu iddia edilmektedir. Bu farklılığın bir çelişki olduğu söylense de, gerçek iddia edildiği gibi değildir. Aslında yerler ve göklerin yaratılmasında bir sıralama yoktur. İkisi de aynı anda yaratılmıştır. Enbiya suresindeki bir ayette şöyle bildirilmektedir:
O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık …. (21 Enbiya, 30) Bu ayette göklerle yer iki kelime olarak yanyana geçtiğinde Evren-Herşey anlamındadır. Sonsuz yoğunluk ve sıfır hacim sahibi TEK bir noktanın patlamasıyla (BIGBANG) yaratılmayı anlatan bir Kuran mucizesidir.
Dünyanın ve diğer gezegenlerin yaratılma işinin sonraki aşamada yapılması söz konusudur. Diğer ayetler de dikkatli okunduğunda böyle bir sıralama yapılmadığı görülecektir. İlk önce Fussilet suresindeki ayetlere bakarsak bunu daha iyi görebiliriz.
Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler. (41 Fussilet Suresi – 10-11)
10. ayete bakarsak yerin yaratılmasından söz edilir. 11. ayette ise “sonra duman halinde göğe yöneldi” ifadesi vardır. Yani burada göğün daha sonradan yaratılması söz konusu değildir. Gök zaten vardır. Olan duman halindeki göğe yönelmedir. Ve 12. ayette şöyle devam edilir:
Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir. (41 Fussilet Suresi, 12)
Burada söz konusu olan duman halinde var olan göğün, yerin yaratılmasından sonra 7 kat gök olarak tabakalandırılmasıdır. Yeni bir yaratılış söz konusu değildir. Sadece düzenleme söz konusudur.
Atmosferin oluşumuyla ilgili bilimsel teorilere bakarsak bu ifadenin onunla örtüştüğü, atmosferin ilk başta duman halinde olması daha sonradan tüm atmosferin 7 değişik katman şeklinde şekillendiği bilimsel teorilerde zaten ifade edilmektedir. Şu anda atmosferimiz de ayette bildirildiği gibi 7 ayrı katmandan oluşmaktadır. Naziat suresindeki ayetlere baktığımızda, yine benzer bir durum olduğunu görürüz. Burada göğün yaratılmasından bahsedilir. Bunlar anlatıldıktan sonra ise yer ile ilgili şöyle bildirilir: ‘Bundan sonra da yeryüzünü düzenledi.’ (79 Naziat Suresi, 30)
Burada da yerin yaratılmasından söz edilmez. Zaten yer vardır. Burada söz edilen yerin düzenlenmesidir. Yani bir yaratılış yoktur. Naziat ve Fussilet surelerindeki ayetlerde anlatılan yer ile gökler birlikte yaratılmıştır. Daha sonra da yer ve gök düzenlenmişlerdir. Fussilet suresinin 11. ayetinde yerlerin ve göklerin birlikte hareket etmesi “Böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler.” şeklinde ifade edilir.
Yine yerin ilk oluşumuyla ilgili bilimsel çalışmalara bakılırsa, tüm kıtaları birlikte tek bir kara parçası olduğu daha sonra karaları oluşturan tabakaların hareket ettiği, bu hareketler sırasında kıtaların birbirinden uzaklaşarak yeryüzünde yayıldığı, dağların zaman içinde şekillendiği anlatılır:
Yeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz). (51 Zariyat Suresi – 48)

Bu ayette de bu bilimsel gerçek ifade edilmektedir. Görüldüğü gibi iki grup ayette göklerin ve yerin yaratılmasının birbirinden önce ya da sonra yaratıldığı söylenmez. Burada bahsedilenler yaratılmış olan göğün ve yaratılmış olan yerin düzenlenmesidir. Bu düzenlenmenin de tıpkı bilimsel araştırmalar sonucunda ortaya çıkan gerçeklerde de söylendiği gibi oluşmuş olmasıdır. Bu ayetler de bırakın çelişki olmasını, ancak son yüzyılda ortaya çıkan bilimsel gerçekler ifade edilmektedir
SORU; DEHRİYYUN ( ATEİSTLER)'İN DEDİĞİ GİBİ HAZRETİ AİŞE ( RADİYALLAHU ANHUMA ), PEYGAMBER EFENDİMİZ ( SALLALLAHU TEALA ALEYHİ VE SELLEM ) İLE 9 YAŞINDA MI EVLENMİŞTİR?*
EL-CEVAP;
1. Bu Hususta Bazı Hadis-i Şerif-i’lerde 9 Yaş Geçmektedir Fakat 
Lisanü’l-Arab Dilinin Bir Özelliği ‘ Birler ‘ Hanesi Sayılar Olan; ‘ 1-2-3-4-5-6-7-8-9! Gibi Sayılar Bu Dilde ‘ Onlar ‘ Hanesinden Sayılmaktadır. Dolasıyla 11-12-13-14-15-16-17-18-19 Olmaktadır. Hadis-i Şerif-i’de 9 Derken 19 Denmek İstenmiştir. Lisanül-Arap Dilinin Bir Özelliği Böyledir. Bunu İbn-i Mazur Nakletmiştir. [ 1 ]


Ayrıca Cahiliyye Devrinde Kız Çocuklarının Yaşları Bulüğ Çağından Sonra Sayılırdı.
2. Bu Hadis-i Şerif-i Nakleden Hadis-i Şerif-i Alimlerimizden Olan İmam-ı Buhari ( Kuddise Sirruhu ) Hazretleri Başka Hadis-i Şerif-i’den Şu Hadisi De Nakletmiştir;
“Annem Ve Babam İslâm’a Girdiklerinde, Benim, Onların Davranışlarına Kesinlikle Aklım Eriyordu.” [ 2 ]
Dolasıyla Hicretten Evvel Hazreti Ebubekir ( Radiyallahu Anh ) Müslüman Olmuştur. Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anh ) Hicretten Sonra Rasulullah ( Sallallahu Teala Aleyhi Ve Sellem ) İle Evlenmiştir.
3. Ayrıca Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma ) Validemiz Rasulullah ( Sallallahu Teala Aleyhi Ve Sellem ) İle Evlenmeden Önce Cahiliyye Devrinde Cubeyr Bin Mutim İle Nişanlıydı Eğer 9 Yaşında Evlenmişse Kaç Yaşında Nişanlı Olacaktı Dünyaya Gelmeden Evvel Mi?
4. Buna Kuran-ı Kerimden De Delil Verebiliriz. Zira, Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma ) Validemiz Buyuruyor Ki;
” Peygamberliğin 4’üncü yılında nazil olan Kamer Süresi’nin, “Hayır, onlara va’d edilen (asıl azap vakti) kıyamettir. Çünkü kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır.” (Kamer, 46) ayetiyle ilgili olarak, Hz. Aişe aynen şöyle demektedir: “Bu ayet, Mekke’de iken Muhammed’e(sav) indi. Ben o sıralarda gençlik çağına girmekte olan bir kız idim; oyun çağındaydım.” [ 3 ]
Bu Sure-i Celilenin Nüzül Tarihi Miladi 614 Yılındadır.
Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma )’Nın Doğum Yılı İse Miladi 605 Yılıdir.
Evlilik İse Miladi İse Hicret Yılında Miladi 622 Yılında Olmuştur
622-605 = Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anh ) 17 Yaşında Olduğunun Kanıtıdır.
5. Bir Diğer Rivayet İse Ablası Hazreti Esma ( Radiyallahu Anhuma ) Miladi 595 Yılında Dünyaya Gelmiştir. Ve Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma ) Validemizle 10 Yaş Farkı Vardır. Hazreti Esma ( Radiyallahu Anhuma ) Validemiz Hicret Esnasında 27 Yaşındadır. [ 4 ]
Buna Göre;
Hz.Esma Hicrette; 27 Yaşında
10 Çıkarsak, 27-10= Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma ) Validemiz 17 Yaşında Evlenmiştir.
6. Yine İlk İslam Tarihçilerinden Olan İbn-i İshak ( Kuddise Sirruhu ) Hazretleri Nakleder Ki,
Hazreti Esma ( Radiyallahu Anhuma ) Validemiz Müslüman Olduğunda 18 Yaşında Olduğunu Nakleder. [ 5 ]
Hazreti Esma Miladi 595 De Doğmuştur. Buna Göre Yıl Tarihine Göre 595+18 Koyarsak= Miladi 613 Yılında Olur. 10 Yaş Çıkarsak Hazreti Aişe Bu Tarihde 8 Yaşında Olur.
Hz.Aişe İse Miladi 622’de Evlenmiştir. 613 Yılında İse 8 Yaşındadır. 622 İla 613 Arasında 9 Yıl Vardır. 8+9 Eklediğimiz Vakit Evlilik Yılı Miladi 622 Yılında; 17 Yaşında Olduğu Ortaya Çıkmaktadır.
7. Yine Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma ) Validemizin Erkek Kardeşi Hazreti Abdurrahman ( Radiyallahu Anh ) Hudeybiye Günü Müslüman Olmuş 27 Yaşındadır. [ 6 ]
Buna Göre Hudeybiye Antlaşması Miladi 628 Yılındadır.
Hz.Abdurrahman’ın 27 Yaşını Çıkarsak Miladi 601 Yılında Doğmuştur.
Ve Hazreti Aişe 1 Yıl Sonra Doğduğuna Göre Miladi 602 Yılıdır.
Miladi 622 Yılında Evlenmiştir.
622-602 Çıkarsak Evlilik Yaşı; 20’Dir
8. Tarihen Sabit Ki, Rasulullah ( Sallallahu Teala Aleyhi Ve Sellem ) Vefat Edince Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma )’nın Evlilik Yaşı 27 İdi. Ve 9 Yıl Evli Kalmışlardır.
Buna Göre;
27-9= 18 Yaşında Olduğu Apaçıktır. [ 7 ]
9.Son Olarak Bu Konuda Deriz Ki, Bazı Alimler Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma ) Validemiz'in Gerçekten 9 Yaşında Evlendiğini Kabul Etmişlerdir Fakat Şöyleki Bazı İnsanlar Fıtrat Olarak Fiziken Yaş İtibariyle Küçük Yaşta Oldukları Halde Aklen İleri Yaşta Olabilmektedirler. Buna Misalen De Hint Asıllı 10 Yaşındaki Çocuk Mehul Garg Son Yapılan Araştırmaya Göre IQ Seviyesi Olarak İleri Yaşta Olan Albert Eınsteın Ve Hawkıng'i Geçtiği Sabitlendi Bu Durum Bize Gösteriyor Ki Bazı Kişilerde Yaş Fiziken Küçük Olsa Da IQ Olarak İleri Derece De Olabiliyor Ve Siyer Kitaplarımızda Aişe ( Radiyallahu Anh )'ın Uzun Fiziki Ve Ashab-ı Kiram Arasında En Çok Hadis-i Şerif-i Nakledenler Arasında Olması Ve Rasulullah ( Sallallahu Teala Aleyhi Ve Sellem )'in; " Dininizin Üçte İkisini Aişeden Öğrenin " Demesi Ve Sahabe-i Kiramdan Hazreti Musa Bin Talha ( Radiyallahu Anh )'ın; " Hazreti Aişe ( Radiyallahu Anhuma ) Daha Fasih / AçıkVe Düzgün Konuşan Hiç Kimseyi Görmedim ." Demesi Ve Ashab-ı Kiramdan Olanlar Ona Fıkhi Sorular Sorması Ve Cevaplar Alması Bu Durumu Kanıtlar Niteliktedir.
KAYNAKLAR;
1. İBN-İ MANZUR, LİSANU’L-ARAB
2.BUHARİ, KEFALET, 4 /AHMED BİN HANBEL- EL-MÜSNED, CİLD;6, SAYFA; 198
3. BUHARİ, KURANIN FAZİLETLERİ, 6 / FETHU’L-BARİ, CİLD;11, SAYFA;2919 / AYNİ, TARİH, CİLD; 20, SAYFA; 21
4. NEVEVİ, TENZÜBU’L-ESMA, CİLD; 2, SAYFA; 597 / HAKİM, EL-MÜSTEDREK, CİLD; 3, SAYFA; 635
5. İBN-İ İSHAK SİRE, 124 / İBN-İ HİŞAM, SİRE, CİLD; 1, SAYFA; 83 VE 271
6. İBNÜ’L-ESİR, ÜSDÜ’L-GABE, CİLD; 3, SAYFA; 467

7. MEVLANA ŞİBLİ, ASR-I SAADET, CİLD; 2, SAYFA; 1010
Yahudi ve doğuasyalılar yüksek ıq 
Geçmişte ABD Nobel ödülü kazananların% 27'si Yahudi'dir. En iyi 10 ABD üniversitesinin profesörlerinin % 15'i Yahudi'dir. En iyi 10 ABD üniversitesinde öğrencilerin % 10'u Yahudi'dir. ABD'deki hekimlerin ve avukatların % 15'i Yahudi'dir.
Ayrıca, çalışmalar Avrupa kökenli Yahudilerin (Aşkenaz) IQ puanının, genel ABD nüfusunun ortalamasından 7 IQ puanı daha yüksek olduğunu göstermektedir.


Profesör Gordon Lynch Birkbeck Üniversitesi’nde Çağdaş Toplum ve Din Merkezi Müdürü, Lynn’nin tezinin ekonomik,tarihsel ve sosyal faktörleri dışladığını belirtiyor.
London Metropolitan Üniversitesi’nde görevli Dr. David Hardman’da, IQ ve dini inanç arasında direkt bir ilişki olduğunu söylemenin çok zor olduğunu belirtirken, zeka seviyesi yüksek insanların sorunlar karşısında daha akılcı davrandıklarını ve kurumlara karşı daha güçlü inanca sahip olduklarını da sözlerine ekliyor.

Daily Telegraph’ın haberine göre, Profesör Richard Lynn’in Intelligence adlı bilim dergisinde yayımlanan bir makalede dile getirdiği tezlerini fazla basit ve bilimsellikten uzak bulanlar da var.

Profesörün karmaşık bir dizi sosyal, ekonomik ve tarihi faktörü dikkate almadığını söylüyorlar ve zekâ düzeyi ile dini inanış arasında bağ olduğunu kanıtlayacak deney yapmanın çok zor olduğuna dikkat çekiyorlar.

“Aslında hala teori… Yani ismi üstünde,“evrim teorisi” Asla kesinlik içermiyor. O zaman neden inanmalıyız?””
🙈🙉🙊
“250 milyon yıl önce, 25 milyon, 112 milyon önce… Bu milyon yılları ben söylemiyorum, farklı farklı bilim adamları söylüyor. Bu kadar değişik ve uzun yıllar önce başladığı iddia edilen Evrim Teorisi'nde bir defa çok büyük bir çelişki vardır. Başlangıcında bir defa hemfikirlik yok... Bu noktada bu kadar milyon veya bilmem kaç yüz bin yıl önce başlamış olan evrim süreciyle ilgili beş duyu organımıza hitap eden bir şey var mı? Yok! Bu açıdan doğruluk ve kesinlik içermez. Başka? Şu kadar milyon yıl önce yapılmış bir deney var mı? O da yok. Peki neden inanmalıyız?
Evrim de beş duyu organımıza hitap etmiyor ve ortada bir deney yok. Bu teoriye biz neden inanmalıyız?””







Maide 33

PEYGAMBER (asm) ile aralarında sözleşme yapmışlardı, sözleşmelerini bozdular ve yol kesip yeryüzünde bozgunculuk yapmaya kalkıştılar.

 (çobanları öldürüp develeri sürmüşler ve yolları kesip ırza da tecavüz ederek kaçmışlar)



Yüce ALLAH'ın: "ALLAH'a ve RASULüne sav karşı savaşanların... cezası ancak..." buyruğunda bir istiare ve bir mecaz vardır. Zira, yüce ALLAH'a karşı savaşılamaz ve kimse O'nu mağlub etmeye kalkışamaz. Çünkü O, kemal sıfatlarına sahibdir. Ve O, zıtlardan ve ortaklardan munezzehtir. But ALLAH'ın dostlarına karşı savaşanlar... anlamındadır. Yüce ALLAH burada kendi Aziz zatını, gerçek dostlarını anlatmak üzere ifade buyurmuştur. Böylelikle onlara yapılacak eziyetin ne kadar büyük olduğuna dikkat çekmek istemiştir. Nitekim şu buyruğunda kendi zatını zikrederek, fakir ve zayıf kimseleri kastettiği gibi: "ALLAH'a güzel bir şekilde ödünç verecek olan kimdir." (Bakara, 245) Bununla yüce ALLAH fakir ve zayıflara karşı duyguları harekete geçirmek ve teşvik etmek istemiştir. Sahih hadiste varid olan: "Ey Ademoğlu, ben senden bana yemek yedirmeni istemiştim. Sen bana yedirmedin..." (Muslim, Birr, 43) diye Muslim'in rivayet ettiği hadis de bunun gibidir. 
“Din, insanla beraber var olan ve yaşayan bir
gerçektir. O hem ferdî hem de sosyal bir realitedir.
İnsanın yaratılışına bağlı, tarihin her devrinde,
dünyanın her köşesinde fertlere ve toplumlara
hâkim olan, insanın mutluluğunu amaçlayan
ilahî kurallardır. O her türlü felsefi ve ilmî düşüncelerden
önce var olmuş, insanların yaşamlarına
yön vermiştir.”

“Mitolojiler ise kulaktan kulağa, sözlü olarak aktarılan hikayeler bütünüdür.

Kısacası din ve mitoloji arasında Tanrı inancı, kutsal kitap ve sorumluluk açısından önemli farklar mevcuttur.“