30 Kasım 2018 Cuma

Bu 👇🏻duaları hergün sabah akşam okuyalım inş 


Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka.
(ALLAH 'ın yaratmış olduğu bütün mahlükâtın şerrinden,onun tam kelimelerine(kitaplarına veya sıfatlarına)sığınırım.' )

Euzü bi-kelimatillahi’t-tammeti min gadabihi ve ikabihi ve şerri ıbadihi ve min hemezati’ş-şeytani ve euzü bike rabbi en yahdurun.”
Anlamı:“ALLAH’ın gazabından,ALLAH’ın cezasından,kulların şerrinden ve şeytanın çarpmasından ALLAH’ın tam olan kelimelerine sığınırım.RABBim bana gelmelerinden sana sığınırım.

Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim
Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim
Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim
(ALLAH’ın yüce ismine sığınana yerde ve gökte hiç bir şey zarar veremez! O, her şeyi işitir ve her şeyi bilir.)

"Bismillâhi mâ şâallah lâ kuvvete illâ billâh. Bismillâhi mâ şâallah lâ yesűkul hayre illallah. Bismillâhi mâ şâallah lâ yekşifüssűe illallah. Bismillâhi mâ şâallah küllü ni’metin minallah. Bismillâhi mâ şâallah el hayrü küllühü biyedillah. 
Bismillâhi mâ şâallah lâ yasrifüssűe illallah. Bismillâhi mâ şâallah mâ kâne min ni’metin fe minallah."


"BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM, Allahümme aminün min külli şey'in ve havfi külli şey'inminke amini mimna ehafü ve ahzeru inneke ala külli şey'in kadir. Ya settaru stürni! Ya settari stürni! bi setrikellezi seterte bihi ala zalike fela aynün terake vela yedün tesılü ileyke ve sallallahü ala seyyidina MUHAMMEDin ve alihi ve sahbihi ve selleme bi rahmetike ya ERHAMERRAHİMİN." Meali, " Ya RABBi Sen her şeyden emin ve salimsin. Her şey senden korkar. Bu yüzden beni korktuğum her şeyden “koru” ve salim eyle. Sen her şeye kadirsin. Ey SETTAR ALLAH'ım, beni setret! Zatın görünmesini engellediğin gibi beni de o engelle ört. Bundan böyle eller sana ulaşamaz, gözler seni göremez. PEYGAMBERİMiz (s.a.v.) 'in ve ashabının üstüne rahmetini yağdır. Ey rahmetlerin en merhametlisi olan ALLAH'ım!"
-dini emir değil

-yasaklanmış haram kılınmıştır
“Sahihu'l- Buhari, Kitabu'l- Eşribe, bab 15' te yer aldığına göre, bevl içmek haramdır. Ayrıca idrardan kaçınmamak, kabir azabına sebep olur. (İbni Mace, Tahare, 26; Buhari Cenaiz, 88; Müsned, V / 8”

-gülümsemesi doğru bulup tasvip etmesinden değil şaşkınlığını gülümseyerek  karşı tarafın kalbini kırmamaya özen göstermesindendir

-söyledikleri hakkında farklı değerlendirmeler tartışmalar vardır.
“Doç. Dr. Nuri Topaloğlu "Hz. Peygamber'in Zatı ve Eşyası ile Teberrük Meselesi" adlı makalesinde, olay üzerine PEYGAMBER (asm)'in azı dişleri görününceye kadar güldüğünü ve "Bundan sonra asla karın ağrısı duymayacaksın." dediğini kaynaklardan naklettikten sonra, bu tür bir sözün uydurma olduğu kanaatini ızhar eder. “

(Hadi diyelim ki uydurma değil ve “Bundan sonra asla karın ağrısı duymayacaksın."dediyse bu yalan yada olmayacak bişey değildir cehennem Onun sav herşeyine haram yaklaşamaz sözü yine doğruluğunu bildirir 

Dini emir yada Bizzat kendi emri olmadığı halde başına gelen bu hadiseyle yargılanmaz artı haram kıldığı şerif olmaz




Demek, bu hadis rivayetlerinde “Sümük” söz konusu değildir.
b) Bazı alimlerin yaptığı yoruma göre, sahabeler başka zamanlarda yapmadığı bu aşırı davranışlarıyla -Hz. peygambere hitaben: “Şimdi seninle birlikte olan bazı insanların yerine göre kaçıp seni tek başına bırakmalarından korkarım” diyen- Urve’ye Resulullah’a olan bağlılıklarını, Kureyşlilerin birbirine karşı gösterdikleri yakınlık ve yardımlaşmadan çok daha fazlasını Hz. Muhammed’e gösterdiklerini, ölümleri pahasına da olsa onun emrinden çıkmayacaklarını göstermek istemişler. (bk. İbn Hacer, 5/341)
c) Çok kuvvetli bir ihtimalle, Urve’nin kullandığı bu sözler, sahabenin Hz. Peygambere gösterdikleri tazim ve hürmetlerini anlatmaya yönelik abartılı bir ifadeden ibarettir. Yukarıda söz konusu edilen Urve’nin ifadelerini dikkatle inceleyen, bu yorumun yabana atılmayacak kadar kuvvetli olduğunu görecektir.
d) Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiğine göre, Sad b. Ebi Vakkas, Hz. Peygamberin şöyle dediğini bildirmiştir: “Sizden birisi mescitte (Nuhamet=balgam) tükürürse, hemen onu oradan uzaklaştırıp kaybettirsin ki, bir müminin cildine/bedenine veya elbisesine değip de ona eziyet vermesin.” (Ahmed b. Hnabel, -Müessestu’r-Risale-3/121)
- Ali b. el-Medeni, bu rivayetin sağlam olduğunu bildirmiştir. ( bk.İbn Raceb, Fethu’l-Bari, 3/313)
- İbn Hacer el-Askalani de aynı görüştedir. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bari, 1/512 )
Bu rivayette Hz. Peygamberin balgam veya tükürüğün insanların beden veya elbisesine bulaşmamasına gösterdiği dikkat ortada iken, Hudeybiye hadisindeki durumu “abartılı” bir ifade olarak değerlendirmemek mümkün görünmemektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

17 Kasım 2018 Cumartesi

İnsan Ne’den Yaratılmıştır?

İnsan Ne'den Yaratılmıştır?İnsanın yaratılışı hakkında bir çok ayet vardır. Bu ayetlerde Allah, insanın farklı şeylerden yaratıldığını ifade etmektedir. Bazılarında insanın topraktan bazılarında kuru balçıktan bazılarında sudan bazılarında ise alaktan yaratıldığı ifade edilmektedir. Bu farklı ifadelerin olması, bir çelişki gibi gösterilmeye çalışılsa da, burada bir çelişki yoktur. Bu farklı anlatımların hepsi gerçeği ifade etmektedir.
İnsanın yaratılışı farklı adımlarda ve farklı safhalar içinde olmuştur. Bu safhaların farklılığından dolayı ayetlerde bu adımlar farklı farklı ifade edilmiştir. Şimdi ayetlere teker teker bakalım: Adem’in ilk yaratılışı temel olarak topraktandır.
Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi. (3 Ali İmran Suresi, 59)
Allah Adem’i ilk başta topraktan yaratmıştır. İnsanda var olan tüm atomlar toprakta da vardır. Allah toprağı kullanırken insanı belli bir şekilde planlamış ve bir suret vermiştir. Bu safhada yine toprak kökenli olan onun su ile karışımı olan balçığı kullanmış. Temel olarak köken topraktır, bu toprak balçık halinde insan olarak biçimlendirilip kurutulmuştur. Bu diğer bir safhadır:
Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.” (15 Hicr Suresi – 28)
Adem’in yaratılışının dışında genel olarak insanın ayrı yaratılışı vardır. Bu yaratılışın başlangıcı ise rahimlere dökülen menidir. Ayetlerde ifade edilen insanın bu yaratılışıdır.
Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla meniden (nutfeden). Sonra da sizi çift çift kıldı. O’nun bilgisi olmaksızın, hiç bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah’a göre kolaydır. (35 Fatır Suresi – 11)
Meryem suresindeki ayette ise ortada hiç bir şey yokken insanın bu şekilde gözle görülmeyecek kadar küçük sperm ve yumurta hücrelerinden yaratmasından dolayı, “önceden hiç bir şey değilken” ifadesini kullanmaktadır:
İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu? (19 Meryem Suresi – 67)
Gerçekten ortada bir insan yokken Allah mucizevi bir plan içinde insanı yaratmıştır. Yumurtanın sperm ile birleşmesiyle anne karnında alak (cenin) oluşmaktadır. Bu da insanın yaratılışındaki diğer bir safhadır. İnsanlar bu safhadan geçerek yaratılırlar.
Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak’tan yarattı (Alak Suresi – 1/2)
Sonuç olarak insanın ve Adem’in yaratılışında geçirdiği safhalar düşünüldüğünde yukarıda bildirilen ayetlerin hepsinin bir gerçekliği ifade ettiği ve kesinlikle aralarında bir çelişki olmadığı açıkça görülmektedir.

29 Eylül 2018 Cumartesi


Kuran'da birçok ayette yeryüzü hakkında tasvirler vardır, ayrıca yeryüzünde kesin olarak iman edenler için deliler olduğu bildirilmiştir(Zariyat, 20). Yeryüzünün uzatıldığına dair ayetler vardır(İnşikak, 3) ki bunlar "kıyamet zamanında bozulan dünya"yı tasvir eder. Mevcut olanı tasvir etmez. Öte yandan yeryüzünün düzleştirilmiş olduğu da ifade edilir(Ğaşiye, 20). Düz olmak yuvarlak cisimlerin de özelliği olabileceği için bu ayetlerden tam olarak dünyanın şekli hakkında bir kanaate varılamaz. Çünkü dünya bir masa gibi düz de olabilirdi, kürenin çevresinin düzleşmesinden de bahsediliyor olabilirdi. O bakımdan daha detaylı düşünmek gerekir.

Ğaşiye suresi 20. ayette "satıh" kelimesi kullanılmıştır, yani yerin düzleştirilmiş olduğuna dikkat çekilir. "Satıh" kelimesi "bir şeyin dış yüzü, evin damı, genişlik, düz" gibi manalara gelir. Yani dünyanın yeryüzünün genişletildiği ve yayıldığı ifade edilir. Dünyanın yüzeyi ile şekli arasında bağlantı kurulamaz. Kuran'ın başka ayetlerinde de "gecenin gündüze sarıldığı" ifadeleri vardır(Zümer, 5). Bu ayette ise "yükevviru" fiili kullanılmıştır ve "küre" kökünden gelir. Yani gece gündüze "yuvarlatılmış"tır. Bu da dünyanın şekline işaret etmektedir. Naziyat suresinde yeryüzünün yayıldığı söylenmektedir(Naziyat, 30). Bu ayette "dehaha" kelimesi "udhiy, dahv" köklerinden gelir ve "deve kuşu yumurtası" manasıyla ortak kullanılır. Yani yuvarlatma ile döşeme anlamına gelir ve bu da dünyanın şekline atfen söylenmiş olabilir.

Kuran ayetlerinde dağların da bulutlar gibi hareket ettiği geçmektedir(Neml, 88). Bu düz dünya profiline uymamaktadır, çünkü bu şekilde dağların gideceği bir yer yoktur. Mecburen dağların döndüğünü ve en azından dünyanın tepsiyse bile yuvarlak bir tepsi olduğunu düşünmemiz gerekecektir, ancak küre şekli de buna birebir uymaktadır. Yani bu ayet dünyanın şekli varsayımlarını daraltmakta ve "küre" şeklini içine alan ihtimalleri azaltmaktadır.

Kuran'da aynı zamanda kıyametin ansızın kopacağı belirtilmekte(Zuhruf, 66) ve "bağtatan(beklenmedik)" kelimesi kullanılmaktadır. Ek olarak kıyametin gelmesinin hem gecede hem de gündüzde olacağından bahsetmektedir(Araf, 97-98). Birden olacak bir hadisenin iki farklı zamandaki insanları aynı anda yakalaması ancak bir "küresel dünya" modelinde mümkündür. Bu da dünyanın şemali hakkında
Kuran'daki bilgiyi gösterir.
SORU:

Nisa 34'te "Erkekler kadınlardan üstündür" ayetinde kasdedilen üstünlük nedir? Erkeğin daha değerli olduğu anlamını çıkaran din düşmanlarına nasıl cevap verilebilir?

Erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler. Çünkü Allah, kimini kiminden üstün kılmıştır."(Nisa, 4/34). “Erkeklerin hanımları üzerindeki hakları bir derece daha fazladır”(Bakara, 228)

Cevap: 

Daha önce sayfamızda ifade ettiğimiz gibi İslam, ev içerisindeki sorumlulukların büyük bir kısmını erkeğin sırtına yüklemiş, kadına ise geniş bir ekonomik özgürlük alanı bırakmıştır. Erkeğin vermesi zorunlu olan mehir sadece kadının kendi özel mülkiyetidir, iş kurmak çalışmak isterse kazanacağı para sadece kendisine aittir, aldığı mirasta sadece kendisine aittir. Ama erkek kazandığı her paradan evine cocuklarına ve eşine harcamak zorundadır. Eğer kadına böyle bir özgürlük verilmemiş olsaydı erkek kadını rahat bir biçimde ezebilecek, erkeğe verilenler sadece bu sorumluluklardan ibaret olsa bu sefer erkeğin ezilme durumu söz konusu olacaktı. İslam bu noktada dengeyi sağlamak için “evin direği, evin reisi” ünvanlarını erkeğe vermiştir. (Ayetlerin devamında da hayırlı kadınların eşine itaatkar olan kadınlar olduğu söylenmiştir. Buradaki itaat da elbette kadının kocası üzerindeki hakları ve dinin sınırları çevresinde yerine getirilmesi tavsiye edilen itaattir. Böylece kadının mal mülk konusunda kendisine verilen özgürlükle haddi aşma gibi noktalara ulaşmasını engellemiş erkeğe kadına iyi davranma, kadına da erkeğe iyi davranma görevi verilmiştir.) Zaten sorumluluk ve reisliğin aklen bir arada bulunması gerekir. Örneğin, kurulan bir toplulukta en fazla sorumluluk alan oranın doğal bir reisidir. Bu reisliğin kesinlikle vurdum, kırdım, astım, kestim, bu evde benim sözüm geçer anlamında olmadığının da delillerini burada sıralamaya gerek yoktur ayet ve hadisler gereken delilleri fazlasıyla vermiştir. Ayetlerde belirtilen üstünlükten ve fazla haktan kasıt budur. Bunun delili ayeti kerimede de vardır. “Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta ve ailenin geçimini sağlamaktadırlar” (Nisa, 34) Üstünlük lafzı ayette de geçmiştir ve bahsettiğimiz, erkeğe fazla sorumluluk ve kadına ekonomik özgürlük verilip bu durumun adaletinin sağlanması hikmeti, erkeğin evine harcama yapması gibi sorumlulukları hatırlatılarak, ifade edilmiştir. İddia da belirtildiği gibi bu “üstünlük” lafzının değer, şan, şeref anlamında olmadığı ve kadınlara ikinci sınıf insan muamelesi yapılmadığı “Bütün insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir. Hiçbir insanın başka insana takva (Allah’tan korkma) dışında bir üstünlüğü yoktur”(Keşfül Hafa) hadisi şerifiyle ve şu ayette açık ve nettir; “Ey insanlar! Allah katında en üstün ve en değerliniz takvaca en ileri olanınızdır(Hucurat, 13)”. Görüldüğü gibi ayet ve hadiste kadın erkek ayrımı yapılmadan insanlar arası üstünlüğün takvada olduğu söylenmiştir. Takvaca yüksek bir kadın Allah katında bir çok erkekten üstün konuma gelebilir. Zaten dinde kadın değersiz, aşağı tutulsaydı “erkeğin amellerine 2 sevap kadınların amellerine bir sevap verilir” gibi bir hüküm de olurdu. Ancak böyle bir ayrım söz konusu değildir. 

13 Mayıs 2018 Pazar

cinlerin ispatı

Allah), Cann'ı(cinleri), maric(dumansız-karışık) ateşten yarattı."
[RAHMAN(55)/15]
"Merece" kökünün anlamı; salıvermek, karıştırmaktır. "Maric"; dumansız ateş. Tefsirlerde "maric"dumansız ateş için şu bilgiler verilir: Halis ateş ya da dumansız sâfi alev; karışık dumanlı bir ateş; her şeye nüfuz edebilen ve karışan mânâsında ateş; karıştırıcı; çalkalanıp duran ızdıraplı ve çoşkun bir halde bulunan saf bir ateş veya elektrik halinde olduğu gibi her şeye karışabilen bir ateş, veyahut eşyayı birbirine karıştırmak özelliği taşıyan bir ateş.
"Semum"(kavurucu, maddeye nüfuz eden) ateş ve "maric"; dumansız ateş tanımlamaları, cinlerin; ışın, ışık veya bir elektrik(elektron akımı) gibi hareket edebilen, manyetik etkileri de olan varlıklar olduğu çağrışımını yapmaktadır. Bu durum cinlere  farklı bir boyut ve ışık hızına yakın bir hız yeteneği kazandırmış gözüküyor.


CİNLERİN VARLIĞININ İSPATI
Enerji aslında bir maddedir, madde de enerji. Aralarındaki fark gelip geçicidir. Çeşitli şartlarda madde enerjiye, enerjide maddeye dönüşebilir. Eğer madde, ışık hızıyla seyretmeye başlarsa, o madde ışına, enerjiye dönüşür. Tersi, eğer enerji yoğunlaşır, katılaşırsa ona “madde” deriz. Mesela bir taşkömürünü yakarsak, o değişime uğrar ve ortaya ısı, ışık (enerji) ve küller çıkar. Yani madde enerjiye dönüşebilir… Bilim adamları şu an enerjiyi yoğunlaştırıp, onu madde haline getirmeye çalışmaktadırlar.
Kuantum (Quantum) fizik teorisine göre cisimler etrafa enerji yayarlar. Fakat yayılan bu enerji akarsu gibi devamlı değil, kesik kesik dalgalar halindedir. Bu dalgalar halinde yayılan enerji parçalarına kuantum denir.
Özetle madde aslında enerjinin yoğunlaşmış ( enerjide maddenin yayılmış ) halidir. Maddeyi meydana getiren bu enerjide dalgalar halinde bulunduğuna göre dalgaların meydana getirdiği bir alemde (ses, ışın, … dalgaları) yaşıyoruz demekten başka çare kalmaz.
Her madde dalgalar halinde yayılan enerjinin yoğunlaşmış halidir, diye özetlenebilecek bu teorileri temel aldığımızda, vücudundan geçen röntgen ışınların-dan habersiz olan insanın, yapısı bu dalgalardan meydana geldiği açıklanan yaratılmışları ( cinleri ) nasıl inkar edemayaceği ortaya çıkar,

8 Mayıs 2018 Salı


“miras hesabı öyle göründüğü gibi basit değil. Çünkü mutlak oranların olması için tüm olası durumların teker teker belirtilmesi gerekir. Bu da Kuran-ı Kerim'in bir kaç katının hepsini bu olasılıklara ayırmakla mümkün olabilirdi

Kuran-ı Kerim’in en az 3 katı büyüklüğündeki bir kitabın tamamını sadece miras hesabına ayırmakla, ancak mutlak oranlar/sınırlar/hudutlar verilebilirdi. 29788 ihtimali ayrı ayrı belirtmek çok zahmetli, zor, itici ve gereksiz bir girişim olurdu. Matematiksel hatanın olmaması ancak böyle olabilirdi.

Oysa bu kadar ayrıntılara girip insanlara çok güç gelecek olan bu yöntem yerine; mutlak olmayan, yaklaşılması gereken ama aşılmaması gereken, esnek ve pratik oranlar verilmiştir.

Kısacası; Kuran-ı Kerim’de bu, aklın kabul edemeyeceği zorlukta olan mutlak bir hesap yerine, pay sahiplerinin birbirine nispetinin ifade edildiği, esnek olan ve özellikle ilk muhatapların anlayabileceği basitlikte oranlar verilmiştir.






çelişki veya matematiksel hata yok ama niye belirsizlik var?
Çünkü ayetlerin biraz örtük olması sayesinde farklı şartlarda, farklı dönemlerde, farklı kültürlerde ve farklı coğrafyalardaki insanların ihtiyaçlarına göre yorumda bulunmalarına olanak verdiğinden dolayı Kur’an-ı Kerim’in tüm zamanlarla adaptasyonu sağlanmış oluyor da ondan.
Mesela:
Kur’an’da örtünmenin olduğu çok sayıda ayette belirtilmiş(Araf 22, Araf 26, Nur 31, Nur 60, Ahzab 59.). Fakat kesinlikle üst sınırları kesin hatlarla çizilmiş bir üniforma dayatılmamıştır.Fakat üst sınırların olmaması, alt sınırların olmaması anlamına gelmez. Örtünme ayetleri tüm Müslümanlara en azından avret yerlerinin ve süslerinin(bayanlarda göğüs v.b.) örtünmesi gerektiği mesajını açıkça verebilmektedir.
1.Devlet başkanlığı veya devletin yönetim biçimi ile igili; meşverette bulunmak, işin ehli olmak, adaletli olmak v.b. vazgeçilmez temel ilkeler Kuran-ı Kerim'de verilmiş(Şura 38, Ali İmran 159, Maide 8, Mümtehine 8, Nisa 58-59, Bakara 256). Uygulamalar ve ayrıntılar insanlara bırakılmış.

2.Evlenirken evliliğin sembolü olan/kadınlar için güvence denebilecek maddi bir katkı olan mehirin varlığı Kur’ân’da Nisa 4, Nisa 20-21, Nisa 24-25, Bakara 229, Bakara 236-237 ve Kassas 27 ayetlerinde geçmektedir. Fakat kesin sınırlar veya net bir miktar belirtilmemiş. Bu belirsizlik bir eksiklik değil bilakis büyük bir lütuftur. Çünkü bu belirsizlik sayesinde damat adayının mal varlığına göre/içinde bulunulan şartlara göre; mehir için kimi zaman bir yüzük bile yeterli iken kimi zaman da üst düzeyi belirsiz olan çok yüksek meblağlar yeterli görülebilir. Mehirin Kur’an’da hiç geçmemesi halinde evlilikte; mehirin verdiği sembolik manalar olan sevgi, evlenme isteği, kadına güvence verme v.b. yönlerden eksiklikler olabilecekti. Fakat kesin miktarlar belirlenseydi, insanlar arasında sosyo-ekonomik açıdan büyük uçurumlar olduğundan Kur’ân’ın tüm farklı koşullarda gerçekleşecek evlilikleri tatmin etmekten uzak hükümler içermesine sebebiyet verebilirdi.
 3.Zekât Kur’an’da çok önemsenen ibadetlerdendir(Bakara 43,Araf 156, Tevbe 60, Bakara 273 v.d.). Fakat 1/10, 1/40 gibi oranlar verilmeyerek insanların ihtiyaç durumlarına göre esnek bir infakta bulunmalarına olanak verebilmektedir. Böylece bir Müslüman bolluk zamanlarında daha az(1/100, 1/1000 v.b.), olağanüstü şartlarda daha çok (1/10, 1/2 v.b.) harcayarak zekât emrini yerine getirmiş olur. Hz Peygamberin sav kendi dönemindeki iktisadi ve sosyal şartları dikkate alıp 1/10, 1/40 oranlarını uygulaması; farklı iktisadi ve sosyal şartlara sahip Müslümanların kıyamete kadar hep aynı oranlara başvurması zorunluluğu olduğunu savunmak Kur’an’ın ruhuna ve adalet duygusuna aykırı olacaktır.






Ayette sabit oranlar yok

Kuran’da bu oranların “sabit” ya da “mutlak” olmadığına dair delil hemen bu ayetlerin devamında mevcut… Surenin 13 ve 14. ayetleri aynen şöyle:
Nisa / 13-14
İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır. Kim de Allah’a ve onun resulüne isyan eder, Allah’ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.
“İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır” şeklinde çevrilen ifadenin Arapçası “Tilke hududu(A)llah”. Yani çeviride bir hata/kasıt yok. Hudut kelimesi Türkçe’ye de geçmiş bir kelimedir. Sınır kelimesinin ise ne anlama geldiği herkesçe malum. “Aşılmaması gereken bir nokta, bir çit, bir değer”… Yani bu oranlar sadece birer sınır ve asıl olan bu “sınır” değerlerini aşmadan onlara yaklaşmak… Dolayısıyla bu oranların “mutlak” olduğunu iddia etmenin hiçbir temeli yok…


Bu “sınır” olgusunun bu şekilde ifade edilmesinin de bazı sebepleri var: Örneğin 2’den fazla kadın ise 2/3 olarak verilen oran, “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” olarak verilebilir ve böylece bunun bir üst limit olduğu açıkça ortaya konabilirdi. Ancak bu durumda neler olacağını tahmin etmek güç değil. Bu tarz bir ifadeden istifade eden birileri mirasçı 3 kıza 2/3 oranında pay vermek yerine 1/10 ya da belki hiç pay vermeyebilirdi. Dolayısıyla Nisa/11 ve 12’de “en fazla 2/3” ya da “2/3’e kadar” tarzında ifadelerin kullanılmaması anlamlıdır.

O halde asıl olan bu oranlara mümkün olduğunca uymaya ve yaklaşmaya (!) çalışmaktır. Ancak sonuçta bunlar bir “sınırdır”. Yani mutlak oranlar değildir. Matematikteki limit kavramının buna çok benzer olduğunu bilenler bilirler. Bilmeyenler bilenlerden sorsun öğrensin!