Ay Mucizesinin herkes tarafından görülmesi, Cenâb-ı Hak tarafından dünyada arzu edilen "imtihan sırrı"na ters düşecek ve ister istemez bütün insanların îmana gelmesine yol açacaktı. Bu yüzden Ay'ın ikiye ayrılması, insanların genellikle uykuda veya evlerinde oldukları bir saatte, ani ve kısa süreli olarak gerçekleşti. Ay'ın hergün farklı saatlerde doğması ve farklı yerlerde bulunmasının yanısıra, o asırda gökyüzünü sürekli olarak inceleyen âlimler de yok denecek kadar azdı. Aynı zamanda bazı ülkeler sis ve bulut gibi engellerden, bazıları da saat farkından ötürü Ay'ı göremiyordu. Bu mucizenin gerçekleştiği saatlerde İngiltere ve İspanya'da güneş yeni batıyor, Çin ve Japonya'da sabah oluyor, Amerika kıtasında ise gündüz saatleri yaşanıyordu. Ay'ın görülmesi için yeterli olan şartlar, Arap Yarımadasının dışında en iyi Hindistan'da gerçekleşmiş ve Dhar Şehri Kralı Raja Bjoh ve râiyeti (halkı) tarafından bütün ayrıntılarıyla takip edilmişti. Chamal Nehri kıyısındaki sarayının balkonundan Ay'ın ikiye yarıldığını gören kral, önce dünyanın sonunun geldiğini zannederek korkuya kapılmış, daha sonra da bunun Arabistan'da zuhur ettiği (ortaya çıktığı) söylenen yeni peygamberin bir mucizesi olabileceğini tahmin ederek vezirini Mekke'ye göndermişti. Raja'nın veziri, Efendimizle görüşme şerefine erişmiş ve Ay'ın, O'nun mucizesi sonucunda ikiye ayrıldığını anlayarak İslâmiyeti seçmişti.
Bugün bu bahtiyar hükümdarın torunu olan Bjohzadeler, Hindistan'daki Dhar Şehrinin hemen dışında ikamet ediyorlar (yaşıyorlar).
* BAŞKALARI DA GÖRMÜŞTÜ
Şakk-ı Kamer Mucizesi, Hindistan halkı tarafından da görülmüştü. Hatta bu mucizenin gerçekleştiği tarih, daha sonra bir başlangıç yılı olarak kabul edildi ve bazı eserler üzerine işlendi. Bu ülkede ele geçirilen bir heykel üzerinde: "Ay'ın ikiye ayrıldığı senede yapılmıştır" ifadesi bulunuyordu. Bu durum, bazı müfessirler (Kur'an âyetlerini açıklayanlar) tarafından sıkça nakledilmiş ve çok önemli bir delil olarak gösterilmişti. (Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen: "Muvazzah ilm-i Kelâm" 3. Baskı, sayfa: 161).
Bugün bu bahtiyar hükümdarın torunu olan Bjohzadeler, Hindistan'daki Dhar Şehrinin hemen dışında ikamet ediyorlar (yaşıyorlar).
* BAŞKALARI DA GÖRMÜŞTÜ
Şakk-ı Kamer Mucizesi, Hindistan halkı tarafından da görülmüştü. Hatta bu mucizenin gerçekleştiği tarih, daha sonra bir başlangıç yılı olarak kabul edildi ve bazı eserler üzerine işlendi. Bu ülkede ele geçirilen bir heykel üzerinde: "Ay'ın ikiye ayrıldığı senede yapılmıştır" ifadesi bulunuyordu. Bu durum, bazı müfessirler (Kur'an âyetlerini açıklayanlar) tarafından sıkça nakledilmiş ve çok önemli bir delil olarak gösterilmişti. (Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen: "Muvazzah ilm-i Kelâm" 3. Baskı, sayfa: 161).
* İLİM GÖRÜYOR
Ondört asır önceki astronomi ilminin ve haberleşme sistemlerinin yetersizliği sebebiyle tam olarak görülmeyen veya görüldüğü halde yeterince yaygınlaşmayan Ay Mucizesi, 4 Mayıs 1967 yılında Florida'daki Cape Kennedy Uzay Üssünden fırlatılan "Orbiter 4" uydusundan çekilen Ay fotoğraflarıyla ister istemez gündeme geldi. Orbiter 4'ün bu çalışmasında, Ay'ın dünyamızdan görülmeyen arka yüzünün resimleri çekilmiş ve 3000 km. uzaklıktan çekilen Ay fotoğraflarında, daha önce küçük bölümler hâlinde çekilen Ay fotoğraflarında farkedilmeyen bazı özellikler göze çarpmıştı. Ay'ın arka yüzeyi, uzunluğu 240, genişliği de yer yer 8 km/yi bulan bir yarık tarafından boylu boyunca kuşatılmaktaydı. (The Müslim Digest, Vol:34, Nos:304, page:35) Bu çatlağın merkezi, 6 derece güney ve 105 derece doğu olarak belirlenmişti. Tabii (doğal) sebeplerle meydana gelen çatlaklar, dalgalı ve düzensiz çizgiler oluşturduğu halde, bu çatlaklar dikkati çekecek kadar düz bir çizgi halindeydi.
* ÜÇ ASIRLIK HARİTA
Ay'ın iki parçaya ayrıldığı, bizzat Rabbimiz tarafından ifade edildiğine göre, bu parçaların tekrar birleşmesi sırasında meydana geldiği tahmin edilen çizginin Ay'ın tamamını dolaşması gerekmektedir. Yani birleşme çizgisi, Ay'ın dünyadan görülen yüzünde de bulunmalıdır.
Uzay çalışmalarını yürüten ülkeler, şu ana kadar Ay'ın bu yüzünü çevreleyen bir çatlaktan bahsetmedikleri gibi, İtalyan gök bilimcisi Cassini tarafından üçbuçuk asır önce çizilen Ay haritasını da gözden uzak tutmuşlardır. Modern astronomiyle uğraşan bilim adamları tarafından "son derece önemli" olarak kabul edilen ve bilimsel yönü tartışılmadığı için birçok kitapta yer alan bu harita, günümüze ait Ay fotoğraflarıyla da mükemmel bir uyum göstermektedir. Cassini'nin üçbuçuk asır önce çizdiği bu haritada, dünyamızdan görülen Ay yüzeyinin tamamını kuşatan ve tesadüflere bağlanamayacak kadar muntazam olan bir çizginin varlığı açıkça görülmektedir. 151. sayfada fotoğrafını verdiğimiz bu haritayı inceleyenler, bir cetvelle çizilmiş gibi muntazam olan bu çizgiyi açıkça farkedecektir. Fakat iki büyük taşın üst üste konduğunu veya bazı yerlerde derince çizgiler çizildiğini görüp te bunların uzaylılar tarafından yapıldığını iddia eden Daniken gibi sahte âlimler, bu çizgilerden hiçbir zaman bahsetmeyecektir.
* AY YÜZEYİ DEĞİŞİYOR MU?
Değerli kardeşlerim.
Sizlere Cassini'nin haritasından bahsetmiş olmamın sebebi, Ay Mucizesinin yaşandığı zamana en yakın kaynak olmasından dolayıdır. Çünkü Ay Mucizesinden bu yana geçen ondört asır boyunca, Ay yüzeyinde önemli değişmelerin olduğu ve sözkonusu çatlağın zamanla örtülüp kapandığı bilinmektedir.
Ay yüzeyindeki bozulmaların birçok sebebi vardır. Bunlardan biri, sıvı haldeki lavların taşması olarak belirtilmektedir. (Bilim ve Yaşam Ansiklopedisi, Bilim ve Teknoloji Cildi, Gelişim Yayınları shf: 241) Mesela Ay yüzeyinde vaktiyle bir çember şeklinde olan "Ebemkuşağı Körfezi" (Sinüs iridum), yakın sayılabilecek bir geçmişte bu lavlar tarafından doldurularak bir yay hâline getirilmiştir. Ay yüzeyinin bozulmasına sebep olan diğer bir faktör de, sıcaklık derecesindeki ani farklılıklardır. Ay üzerindeki sıcaklık, güneşin belirli bir yüksekliğe ulaşmasıyla birlikte - 80 dereceden +120 dereceye fırlamakta ve 200 dereceyi bulan bu ani ısı değişimleri sonucunda kayalar parçalanarak Ay yüzeyinin görünümünü değiştirmektedir.
Ay'ın son derece yoğun bir meteor (göktaşı) yağmuruna maruz kalması da, yüzeyinin değişmesine yol açar. Ağırlığı bazen tonlarla ifade edilen göktaşlarının yapmış olduğu tahribat, tek kelimeyle dehşet vericidir. Hatta saniyede 40 km. hızla düşen fındık büyüklüğündeki göktaşları bile bir kurşun tesiri yapar ve en sert kayalarda en az 30 cm. derinliğinde ve 60 cm. genişliğinde bir çukur açar. Bilindiği gibi dünyamızın etrafını kuşatan atmosfer tabakası, bu taşlar için mükemmel bir kalkan görevi yapmaktadır. Buna rağmen nadir de olsa düşen göktaşlarının açtığı dev kraterler, herhangi bir atmosfer tabakasına sahip olmayan Ay yüzeyinin ne kadar fazla bozulabileceğini ortaya koymaktadır.
Ondört asır önceki astronomi ilminin ve haberleşme sistemlerinin yetersizliği sebebiyle tam olarak görülmeyen veya görüldüğü halde yeterince yaygınlaşmayan Ay Mucizesi, 4 Mayıs 1967 yılında Florida'daki Cape Kennedy Uzay Üssünden fırlatılan "Orbiter 4" uydusundan çekilen Ay fotoğraflarıyla ister istemez gündeme geldi. Orbiter 4'ün bu çalışmasında, Ay'ın dünyamızdan görülmeyen arka yüzünün resimleri çekilmiş ve 3000 km. uzaklıktan çekilen Ay fotoğraflarında, daha önce küçük bölümler hâlinde çekilen Ay fotoğraflarında farkedilmeyen bazı özellikler göze çarpmıştı. Ay'ın arka yüzeyi, uzunluğu 240, genişliği de yer yer 8 km/yi bulan bir yarık tarafından boylu boyunca kuşatılmaktaydı. (The Müslim Digest, Vol:34, Nos:304, page:35) Bu çatlağın merkezi, 6 derece güney ve 105 derece doğu olarak belirlenmişti. Tabii (doğal) sebeplerle meydana gelen çatlaklar, dalgalı ve düzensiz çizgiler oluşturduğu halde, bu çatlaklar dikkati çekecek kadar düz bir çizgi halindeydi.
* ÜÇ ASIRLIK HARİTA
Ay'ın iki parçaya ayrıldığı, bizzat Rabbimiz tarafından ifade edildiğine göre, bu parçaların tekrar birleşmesi sırasında meydana geldiği tahmin edilen çizginin Ay'ın tamamını dolaşması gerekmektedir. Yani birleşme çizgisi, Ay'ın dünyadan görülen yüzünde de bulunmalıdır.
Uzay çalışmalarını yürüten ülkeler, şu ana kadar Ay'ın bu yüzünü çevreleyen bir çatlaktan bahsetmedikleri gibi, İtalyan gök bilimcisi Cassini tarafından üçbuçuk asır önce çizilen Ay haritasını da gözden uzak tutmuşlardır. Modern astronomiyle uğraşan bilim adamları tarafından "son derece önemli" olarak kabul edilen ve bilimsel yönü tartışılmadığı için birçok kitapta yer alan bu harita, günümüze ait Ay fotoğraflarıyla da mükemmel bir uyum göstermektedir. Cassini'nin üçbuçuk asır önce çizdiği bu haritada, dünyamızdan görülen Ay yüzeyinin tamamını kuşatan ve tesadüflere bağlanamayacak kadar muntazam olan bir çizginin varlığı açıkça görülmektedir. 151. sayfada fotoğrafını verdiğimiz bu haritayı inceleyenler, bir cetvelle çizilmiş gibi muntazam olan bu çizgiyi açıkça farkedecektir. Fakat iki büyük taşın üst üste konduğunu veya bazı yerlerde derince çizgiler çizildiğini görüp te bunların uzaylılar tarafından yapıldığını iddia eden Daniken gibi sahte âlimler, bu çizgilerden hiçbir zaman bahsetmeyecektir.
* AY YÜZEYİ DEĞİŞİYOR MU?
Değerli kardeşlerim.
Sizlere Cassini'nin haritasından bahsetmiş olmamın sebebi, Ay Mucizesinin yaşandığı zamana en yakın kaynak olmasından dolayıdır. Çünkü Ay Mucizesinden bu yana geçen ondört asır boyunca, Ay yüzeyinde önemli değişmelerin olduğu ve sözkonusu çatlağın zamanla örtülüp kapandığı bilinmektedir.
Ay yüzeyindeki bozulmaların birçok sebebi vardır. Bunlardan biri, sıvı haldeki lavların taşması olarak belirtilmektedir. (Bilim ve Yaşam Ansiklopedisi, Bilim ve Teknoloji Cildi, Gelişim Yayınları shf: 241) Mesela Ay yüzeyinde vaktiyle bir çember şeklinde olan "Ebemkuşağı Körfezi" (Sinüs iridum), yakın sayılabilecek bir geçmişte bu lavlar tarafından doldurularak bir yay hâline getirilmiştir. Ay yüzeyinin bozulmasına sebep olan diğer bir faktör de, sıcaklık derecesindeki ani farklılıklardır. Ay üzerindeki sıcaklık, güneşin belirli bir yüksekliğe ulaşmasıyla birlikte - 80 dereceden +120 dereceye fırlamakta ve 200 dereceyi bulan bu ani ısı değişimleri sonucunda kayalar parçalanarak Ay yüzeyinin görünümünü değiştirmektedir.
Ay'ın son derece yoğun bir meteor (göktaşı) yağmuruna maruz kalması da, yüzeyinin değişmesine yol açar. Ağırlığı bazen tonlarla ifade edilen göktaşlarının yapmış olduğu tahribat, tek kelimeyle dehşet vericidir. Hatta saniyede 40 km. hızla düşen fındık büyüklüğündeki göktaşları bile bir kurşun tesiri yapar ve en sert kayalarda en az 30 cm. derinliğinde ve 60 cm. genişliğinde bir çukur açar. Bilindiği gibi dünyamızın etrafını kuşatan atmosfer tabakası, bu taşlar için mükemmel bir kalkan görevi yapmaktadır. Buna rağmen nadir de olsa düşen göktaşlarının açtığı dev kraterler, herhangi bir atmosfer tabakasına sahip olmayan Ay yüzeyinin ne kadar fazla bozulabileceğini ortaya koymaktadır.
1- Evren ezeli değildir. Böylece evreni, maddeyi tek ve asli unsur kabul eden materyalist felsefeler en temellerinden geçersiz olmuşlardır.
2- İzafiyet teorisinin formülleri evreni ve zamanı birbirine bağladı. Böylece evrenin başlangıcının ispatı, zamanın başlangıcının ispatı anlamına da gelmektedir. Zamanı sonsuza dek geriye giden bir süreç olarak tasarlayan materyalist düşünürler yanılmışlardır.
3- Big Bang ile oluşan süreçler evrende bilinçli bir tasarımın var olduğunu gösterir. Evreni sırf kendiyle açıklayan, bilinçli bir Yaratıcı’nın müdahalesini kabul etmeyen materyalist felsefeler bu açıdan da geçersiz olmuşlardır. (İlerideki bir bölümde “tasarım delili”ni detaylıca işleyeceğiz.)
4- Materyalizm doğası gereği, değişmeyen ve bozulmayan, zamanın geçmesiyle aşınmayan bir evren ve madde tasarımı yapmıştır. Evrendeki aşamalı süreçler bunun tam tersini ispatlamıştır. Evrenin genişlemesi, entropi, yıldızların ve ışığın son bulacak olmasının anlaşılması; değişmeyen tek şeyin sürekli ve kesintisiz değişim olduğunu göstermektedir.
5- Evren ezeli olmadığı gibi ebedi de değildir. İnsanlar gibi evrenimiz de bir gün ölüm sürecini yaşayacaktır. Materyalizm bu en temel tezinde de geçersiz olmuştur.